İstanbul Teknik Üniversitesi ve İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde dengbêjler üzerine iki master tezi yazan etnomüzikolog Argun Çakır, doktora araştırmasını Kuzey Kürdistan’da yaşayan mitriblar üzerine yapmaya hazırlanıyor. Çakır, „Dengbêjliğin güncel söylemi, Kürt sözlü kültürünü ‘müzikal’ olarak icra eden neredeyse tüm gelenekleri içerisine alıyor olmasıyla hem pozitif hem de negatif sonuçlar doğuran bir söylem“ diyor. Sonradan öğrendiği Kürtçe’yi akıcı bir şekilde konuşan ve aslen Egeli olan Çakır ile çalışmaları ve genel anlamda dengbêjler üzerine konuştuk.

Yaptığınız akademik çalışmalardan bahseder misin?

İlki İTÜ’ye bağlı İleri Müzik Araştırmaları Merkezi’nde (MIAM), ikincisi ise İngiltere’deki Exeter Üniversitesi Kürt Çalışmaları Bölümü’nde olmak üzere iki yüksek lisans yaptım ve her iki tezimde de dengbêjler üzerine çalıştım. İlk tezim Karayazılı dengbêj Reşo’nun kilam söyleme teknikleri üzerine idi. Bu tezde Reso’nun kilamlarını inceleyerek kullanılan melodilerin ve Serhad bölgesine özgü bazı vokal tekniklerinin analizlerini yaptım. O dönem konu üzerinde çalışmaya yeni başladığım için tezimin çok da faydalı veya önemli olduğunu iddia etmem doğru olmayacaktır. Fakat bu tezin benim adıma en ilginç kısmı, Kürt sözlü kültürü üzerine özellikle oryantalist literatürdeki terminoloji karmaşıklıklarını ve bu karmaşıklıkların çeşitli şekillerde literatürde nasıl devam ettiğini kısa bir bölümde ortaya koymasıydı. Konu üzerine çalışan birçok akademisyenin de bildiği gibi sözlü kültürün terminolojisi bir bölgeden diğerine büyük farklılıklar gösterebiliyor ve aynı terimler değişik bölgelerde farklı anlamlara gelebiliyor. Tabii bu karmaşıklığın anlaşılabilmesi için Kürdistan’ın farklı bölgelerinin sözlü kültürleri üzerine geniş araştırmalar yapılması lazım. Bu çalışmalara çok güzel bir örnek Lokman Turgut’un 2010 yılında Almanca yayınlanan ve Botan ve Hakkari bölgelerinin sözlü kültürünü konu alan kitabı.
İkinci yüksek lisans tezimin konusu ise dengbêjlik geleneğinin söylemi yani diskuru idi. Bu söylem 90’lardan itibaren oluşmaya başlayan bir söylem ve dengbêjlik denilince şu an akla gelen neredeyse her şeyi içinde barındırıyor. Ben de tezimde bu söylemin nasıl ortaya çıktığını, Kürtlerde folklorun ulusallaşması sürecini, konu üzerine yazılmış ele geçirebildiğim her türlü kaynaktan günümüze kadar takip ederek analiz ettim. Kürtlerde sözlü kültür zaten 20. yüzyılın başlarında bazı Kürt elitlerinin konuya ilgi göstermesiyle ele alınmaya başlanmış bir konu. Örneğin bu konuda Mehmed Mihrî’nin Jîn dergisinin 1918 yılında yayınlanan ikinci sayısındaki yazısı çok ilginçtir. Yazar, Kürdistan’da devlet memurluğu yapmış İstanbul entelektüellerinin bile kendisine Kürtçe’nin edebiyata uygun bir dil olup olmadığına dair sorularından çok sıkıldığını belirtir ve bunlara cevap olarak dergide düzenli olarak Kürtçe yazılı ve sözlü edebiyat örnekleri yayınlayacağını söyler. Tabii burada önemli olan ayrıntılardan biri Mihrî’nin yazılı edebiyatı ‘havassın edebiyatı’ ve sözlü edebiyatı da „avamın şarkıları“ olarak nitelemesidir ve bu tavır o dönemin entelektüelleri arasında yaygındır.


Şu an dengbêjlere bakıldığında neler göze çarpıyor? Son yıllarda gözlemlediğin değişimler var mı?

Yukarıda bahsettiğim dengbêjliğin güncel söylemi Kürt sözlü kültürünü ‘müzikal’ olarak icra eden neredeyse tüm gelenekleri içerisine alıyor olmasıyla hem pozitif hem de negatif sonuçlar doğuran bir söylem. Bunun pozitif sonuçlarına bir örnek söylemin toplum içerisinde yerleşmesinden ve dengbêjlerin ulusallaşmasından beri, dengbêjlere gösterilen saygının da artmış olması. Artık dengbêjlere daha fazla sahip çıkılıyor. Bölgede çeşitli illerde açılan Mala Dengbêjan’lar da bunun bir göstergesi. Fakat bu geleneğin önceden olduğu şekilde devam edeceğinin bir garantisi değil. Dengbêjlik, benzer diğer kurumlar gibi, içerisinde bir görev üstlendiği geleneksel sosyal yapının değişmesinden - ve özellikle televizyonun yaygınlaşmasından - oldukça zarar görmüş bir kurum. Ayrıca Kürt toplumu ve dili üzerindeki politik baskıları da hesaba katarsak, şu an geleneğin eskiden olduğu gibi sözlü bir şekilde aktarılmasında bir kesinti olmuş gibi görünüyor. Ama yine de kesin konuşmamak lazım. Belki yeni nesillerden geleneği devralıp icra etmeye başlayanlar olabilir. Bu söylemin negatif etkilerine bir örnek vermemiz gerekirse de söylemin bir nebze tek tipleştirici olmasından bahsedebiliriz. Kürdistan’da sözlü gelenekler ve icracıları bölgelere göre büyük bir çeşitlilik gösteriyor ve dengbêjler bu icracılardan yalnızca bir tanesi. Fakat dengbêj tabiri şu an o kadar prestijli bir yere sahip ki diğer sözlü kültür icracıları da kendilerini artık dengbêj olarak adlandırmaya başladı. Bunlara örnek olarak Botan ve Hakkari bölgesinin ‘şair’leri verilebilir. Hatta bu durumun daha da ilginç bir sonucu ise neredeyse her açıdan farklı bir geleneğin icracıları olan bazı ‘mitrib’ların da kendilerini dengbêj diye tanımlıyor veya medyada dengbêj diye adlandırılıyor olmaları.

Yakında Kürt Çalışmaları Bölümü’nde doktora araştırmana başlayacaksın. Araştırman ne üzerine olacak?

Doktora tezimde Kürtlerin içerisinde yaşayan Romani yani Dom müzisyenlerin kimlik oluşumu üzerine çalışacağım. Şu an göründüğü kadarıyla araştırmama ilk olarak Kürtlerin ‘mitrib’ diye tabir ettiği müzisyenlerden - ya da daha güncel ismi ile ‘hunermend’lerden - başlayacağım. Fakat araştırmama farklı isimlerle anılan, sosyal yapı ve toplum içindeki konumları bakımlarından birbirlerinden farklılık gösteren ‘qereçî’ ve ‘gevende’ gibi diğer Romani grupları da olabildiğince dahil etmeye özen göstereceğim. Tezimde odaklanacağım konular ise bu müzisyenlerin farklı kontekstlerde kimliklerini icra etme şekilleri, bir iş kolu olarak müzisyenliğin kimlik oluşumuna etkisi ve kimlik oluşumunda etnisite, dil, sosyal yapı vs. gibi faktörlerin oynadığı rol olacak.

Peki alan çalışması yapmayı düşünüyor musun?

Evet, fakat ortada henüz kesinleşmiş bir takvim yok. Şu anki planım alan çalışması için Nusaybin’e yerleşmek ve bir sene kadar orada yaşamak. Bu süre zarfında bölgedeki Romani müzisyenlerle görüşmeler yapmak ve onları kendi sosyal çevreleri içerisinde tanımak istiyorum. Zaten ‘mitrib’lar üzerine çok az yazılı kaynak olması da alan araştırmasını zaruri hale getiriyor. Örneğin bu konuda benim bilgim dahilinde olan tek akademik kaynak Lokman Turgut’un Cembelî Kurê Mîrê Hekkariya’nın iki varyantı üzerine yazdığı yüksek lisans tezi. Bunun dışında Şerefxan Cizîrî ve Jîr Dilovan’ın da konu hakkında yazdıkları şeyler var ama ne yazık ki literatür burada son buluyor.

Kürt toplumu ile Domların ilişkilerini nasıl görüyorsun?
Aslında bu konu üzerine çalışmaya yeni başladım. Fakat çeşitli sivil toplum kuruluşlarının raporlarından okuduğum ve yakın zamanda konuyla ilgili çekilmiş iki belgeselden gördüğüm kadarıyla, Romani gruplarla olan ilişkilerinde Kürt toplumu, ne yazık ki diğer egemen grup söylemlerinden pek farklı değil. Şu an bölgede Kürt ulusal hareketinin etkisiyle ortaya çıkan gözle görünür bir değişim süreci de var ve bu süreç Romanilerin toplumda algılanışında ve dolayısı ile sosyal yaşamlarında çeşitli pozitif sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.


ÖZLEM GALİP/LONDRA