
Minbic, kimine göre bedevi çöllerinde sergilenen 74 günlük direnişin toplamı heybelerde. Bana göre ise Rojava’da 19 Temmuz 2012'den beri tüm zorlu koşullara karşı ısrar edilen özgürlük çizgisinin ve tüm adaletsiz dengelere rağmen her defasında inançla galip gelen halk ordularının yürüttüğü direnişlerin sonucu.
Tarihi dokusu kadar adı da kadim Minbic'in. İsminin anlamı 'bahar tarafı' demekmiş. Kulağa çok hoş geliyor isminin anlamı, ancak son dört yılına bakılınca bu anlamı bulmak, yakalamak zor; bunca sömürge, savaş ve istila ardından. Yine de köklerini arayan bakışlar hep Minbic sokaklarında çıktı karşımıza. Sadece bir kıvılcımdı beklenen. 2 Haziran'da çakıldı o kıvılcım. Her gün gürleşen, büyüyen, harlanan, karanlığı yakan yaktıkça arındıran bir kıvılcımdı bu.
Minbic tüm saldırı ve anti propagandalara rağmen, tıpkı Girê Sipî, Suluk, Hesekê gibi yaratılan ve yaratılacak olan güzelliklerin bilincine vardıkça devrimin bir parçası oldu. Bu nedenle kimi güçlerin açık kimi güçlerin ise örtük saldırıları devam ediyor.
Ne bedel verilirse verilsin, sonucu ne olursa olsun, halkların birliği açısından soluk borusu olan bu devrimin bir parçası olmak sürekli bir direnişi gerektiriyor. Çünkü devrimin düşmanları hiç boş durmuyor.
Bir birleşik halklar cephesi olan Rojava Devrimi'nin giderek Suriye devrimi olmasının kaçınılmazlığı, işte sunduğu bu yaşam alternatifinden ileri geliyor. Zorlu ama onurlu, kısa vadede yoksul ama uzun vadede refah sunan bu devrim, günbegün büyüyor.
Devrime bir halka olarak Minbic'in eklenmesi öyle çokça iddia edildiği gibi dıştan gelen bir talep veya oluşumla değil, tamamen Minbic halkının ve çocuklarının kendi tercihi ile başlayan bir durum. Minbic’in stratejik konumu; bir yandan DAİŞ faşizmi için önemli bir mevzi olması, diğer yandan Rojava Devrimi'nin garantörü olan kantonların birleşiminde önemli bir adım olması itibariyle önem arzediyordu.
Askeri ve siyasi ayaklarının oluşması anlamında, doğuş ve gelişim seyrine birebir şahitlik ettiğim Minbic'te enternasyonal güçlerin, bölge güçlerinin ve kadınların dahil olması hamleyi büyüttü.
Askeri, siyasi, insani, ahlaki ve vicdani sebeplerle 1 Haziran'da başlatılan ve 2 Haziran'da yapılan açıklama ile tüm dünyanın gündemine oturan bu özgürlük hamlesini, tam tamına 74 gün boyunca sergilenen büyük direnişi, yaşanan tüm zorlukları, kurtarılan bölgelerden insanların gülüşlerini ve kurak Minbic topraklarında bir umut ağacı yeşersin diye kanları ile sulayan nice kahramanın direnişine şahitlik ettim.
74 güne ne sığar diye düşünebilir insan. Saysan bir solukta tüketilecek bu sayı, Minbic halkı için ve tabii ki benim için yeni bir anlam. Ne sığmadı ki bu 74 güne? Keşke anlatması kolay olsaydı!
Bu yazıyı okuyan kaç kişi Arap çölü görmüştür bilmem ama ben ilk Minbic'te gördüm. Esmer bir coğrafya düşünün. Alabildiğine de kum. Uçsuz bucaksız bir düzlük. Tepelerden ve çöllerden aktılar ilkin. Güneş günler geçtikçe daha çok yakıyor. Su ise her gün daha da bulunması zor hale gelmişti o günlerde. DAİŞ ile savaşmaktan çok daha zordu oranın doğasına ayak uydurmak. İlk başta zor olacağını düşündüm bu nedenle. Ama inancın zaferi işte böyle bir şey. An be an sergilenen direniş sonucunda ilk özgürleştirilen, tepeler ve köyler oldu.
İşin ilginç yanı, ben bu direnişte hiç halay çeken direnişçiler görmedim. Oysa hep öyle hayal etmiştim. Her saldırıya şarkılar ve halaylarla gidilecekti. Ama düşünün ki her ana birçok ölüm sığdıran bir cani grubuna karşı yaşatmak için savaşmak, zamana karşı yarışmak işin içinde olunca, kimsenin tercihi olmadı bu. Herkesin en önde olmak için yarıştığı, dua ettiği bir direnişti Minbic.
Ancak kurtarılan yerlerde halkın halaylarına, dualarına, hayranlıklarına, bayram edası ile günü karşıladıklarına çok şahitlik ettim.
Hele de kadınlar, gardroplarının en ücra köşelerine sakladıkları yasaklı giysileri ile yeni güne başlarken ne de dolu gülüyordu gözleri. Ya o ellerinden çalınan çocuklukları ile yeniden tanışmış olmanın sevinciyle sokağa fırlayan çocukları... Bildikleri oyunları onlara öğreten özgürlük savaşçılarının mutluluk anlarını nasıl anlatabilirim ki bildik kelimelerle?
Bir gün Resm-el Akdar köyüne lojistik arabası geldi. Herkes alışkın olduğu üzere savaşçılara yiyecek getirdi diye beklerken, araba bizi geçerek gitti. Dönüşte ise yüzlerinde tanımsız güzellikteki tebessümleri ile dönen lojistikçiler, 'Çocuklara balon ve oyuncak dağıttık' dedi. O zaman anladım ki devrimcilerin gülüşleri büyük ama gülme sebepleri hiç de öyle büyük değilmiş.
Sonra dayandılar Minbic sınırına.
Ölüm pahasına kurtarılmış alanlara akan halkı, kara çarşaflarını öfke ile fırlatan kadınları, meclis savaşçıları ile beraber özgürlüğü yaratmak ve yılların acılarının intikamını almak için yola koyulan yüzlerce kadın ve erkek leri de unutmamak gerek.
Bu savaşın da diğer tüm savaşlar gibi halka açlık ve yoksulluk getireceği biliniyordu. Ne var ki dünyanın o 'ileri demokrasi sahipleri' bu tabloya sesiz kalacaklarını iyi biliyordu başta Kobanêliler ve Rojava'nın diğer bölgelerindeki halklar. Kobaneli kadınlar 'of' demeden ta oralara gelip evlatlarına yemek hazırladı. Minbic halkıyla yoksulluklarını bölüştüler. Heyva Sor'a bağlı doktorlar ve sağlıkçılar da halkın ve savaşçıların yaralarını sardı.
Sonra en zorlu aşama olan şehir savaşı başladı. Hatlara döşenen mayınlar özgürlüğe koşan hakta patladı, insanlar tarandı. Savaşın benim açımdan en zor anları buydu. Sivil halkın katledilişine şahit oldum. Bu anların ağırlığını özgürlük savaşçıları da yaşadı. Çokça görmüşsünüzdür sizde, halkın tahliyesini güvenli sağlamak için çırpınan ak yürekli gençleri ekranlarda. Mesela hamlenin son günlerinde şehir düşen Rubar beni en çok etkileyen isimler arasındaydı. Üç yerinden yara almıştı Rubar, buna rağmen geri durmadı. Daha yaraları dikişleri tutmamışken soluğu cephede aldı. Çoğu zaman Rubar'ın komuta ettiği kolla beraber ilerleyerek haber takibi yaptım. Kendimi bu fedai ruhlu gencin yanında o kadar güvende hissediyordum ki! Düşünün, bir defasında tüm dikişleri patlamasına rağmen evlatlarının bıraktığı bir yaşlı Minbicli'yi sırtlayıp kurtardı.
Bu savaş da diğer savaşlar gibi aşkların en kutsalı olan yoldaş sevgisinin doruklaştığı anlarla doluydu. Koçerîn'inkisi bunlardan biriydi. Yoldaşlarının ele geçirdiği bir binaya DAİŞ çeteleri sızarak yakmıştı. Gecenin sessizliğini, ateşin acımasızlığını Koçerîn'in yoldaş sevdası durdurdu. Su oldu Koçerîn, yoldaşlarını yakacak yangına. İkinci bir saldırıda teslim alınmamak için Koçerîn, üç çetenin de imha olmasına yola açan bir eylemle fedaileşti.
Sonra, 19'unda tabur komutanı olan, yoldaşlarının yükü hafiflesin diye herkesten önce işe koşan, her saldırıda en önde olan ve yine yoldaşlarına erzak taşırken şehit olan Zagros...
Yoldaşına gelen kurşunları, şehit düşeceğini bile bile paylaşan Bengîn…
Tanıştığı her kalpte yer edinen büyük komutanlar Hîwa ve Dersim...
Benim gördüğüm en deli savaşçı Santan…
Ve gülüşlerini, sıcaklıklarını, arkadaşlıklarını hiç ama hiç unutamayacağım Sterk ve Eylem…
Saydıklarım sadece isim değil, her biri özgürlük mucidi, tarihin yaratıcıları... Ve her biri savaştıkça güzelleşen anlamlar...
Bu nedenle hep derim, Minbic semalarında yüzlerce yıldız asılı. Aydınlanacak elbet Minbic’in yarınları. Çocukların her duası bir bir kabul olacak.
Şimdi Minbic DAİŞ zulmünden kurtarıldı. Minbic Halk Meclisi özgürlüğü garantilemek için gece gündüz örgütleme çalışması yapıyor. Öz savunma çalışmaları başlatılarak, Minbic’in güvenliği Minbicli gençlerin ellerine bırakılıyor.
Tıpkı Kobanê gibi Minbic de kendi yaralarını sarıyor.
Sokaklarda recmedilen, yakılan, eşlerinin borçları karşılığında el konulan, alınıp satılan kadınlar; çocuk aklıyla işledikleri en ufak bir ‘hata’yı şanslılarsa kırbaç cezasıyla, değillerse kafaları kesilerek ödeyen, babaları gözlerinin önünde katledilen, yıllarca kaldıkları ve sağlam girdikleri zindanlarda sakat çıkan babaların çocukları; bir sabah baskınıyla kaçırılan çocuklarının ardından yol gözleyen analar babalar; açlıkla terbiye edilmek istenen halklar bu çekilen zulmü asla unutmayacakları gibi, kendileri için gözlerini kırpmadan feda eden o güzel gülüşlü gençleri de unutmayacak.
Şimdi eminin binbir dolap dönecek, onlarca işgalci el ekonomik, siyasi , askeri yöntemle kendine bağlamaya çalışacak Minbic'i, ama ben inanıyorum ki tarihi tekerrür etmeyecek Minbic için.
Şimdi özgürlük sırası belki Bab’da, belki Reqqa’da belki başka bir coğrafya’da. Gölge oyunlarındaki kuklaları bilir misiniz? İpleri gözle görünmezdir ama hareketlere asıl şekil veren odur. Minbic'in evlatları bu kadarına artık izin vermez.
Konumuz Minbic ya, son kelimeleri de ona atfedeyim. Minbic 6 harfli, 74 günlük direnişle yeniden dirilen ve tek bağı özgürlükle olan, gökyüzünü yıldızlarla bezemiş yarınını özgürlükle yaratan bir coğrafya artık.