Amara, 1968 gençlik kuşağının Türkiye’deki yansımasının farklı boyutlarının olduğunu söyleyerek sözlerine başlıyor. Devrimciliğin mücadele tarzından daha zor bir yaşam tarzı olduğunu düşünen Amara, arayışlarına cevap olabilmek için gerilla saflarında yer aldığını anlatıyor. Samsunlu olan Amara, 2013 yılında gerillaya katılmış.
Amara, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anlatırken, 68 kuşağına işaret ediyor: “68 kuşağında dünya çapında bir etkilenme, gençlikte devrimcilik arayışları var. Fakat Denizler’in çıkışı Ortadoğu’dan yükselen farklı bir ses oluyor. Avrupa gençliğin çıkışı ise tam bir kopuşu ifade etmeyen tarzda gerçekleşiyor. Ama Ortadoğu tam tersine, güçlü bir savaşım söz konusu ve özellikle üniversite sınırlarına hapis olanla değil, bütün olarak kampusların duvarların aşan, tüm halka yayılmaya başlayan bir durum söz konusu. Bundan kaynaklı mutlaka bir silahlı mücadele gereği de kendini dayatıyor. Böylesi bir ortamda Denizlerin çıkışı maceracı gençliğe cevap oldu. Zaten bunun ardından İstanbul’da çıkış, daha sonra Ankara, diğer üniversitelerde de etkilenme söz konusu oluyor.”
Ortak ruhu geliştirdiler
Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya şahsında Türkiye sol hareketlerinde o dönem güçlü bir ortak ruhun açığa çıktığına dikkat çeken Amara; bu durumun günümüzde zayıf olduğunu düşünüyor. Dönem’in Dev-Genç pratiğinin bir ortaklaşma çabası olduğunu da hatırlatan Amara, “Yani parçalı duruşa karşı düşmana karşı ortak bir duruşun olması ve en çokta Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın, İbrahim Kaypakkaya’nın düşmana karşı duruşları, her şeyi karşılarına almaları var” ifadelerini kullanıyor.
Sistemin kendisi açısından tehlike olarak gördüğü bu çıkışı kısa sürede tasfiye etme komploları tezgahladığını dile getiren Amara; sözlerini şöyle sürdürüyor: “Düşmanın yapacağı tek şey bu çıkışı bitirmek, deyim yerindeyse kökünü kazmaktı. Bundan kaynaklı idam tarzında vahşice bir katliam gerçekleştirdi. Belki düşman 3 genci katlederek mücadeleyi bitirmeye çalıştı. Ama tabi başarılı olamadı. Fiziki olarak onların yaşamını sonlandırmış olabilir ama Denizlerin, Hüseyinlerin, Yusufların geriye bıraktıkları mücadele mirasıdır. Daha öncesinde bu idama karşı Mahir Çayan’ın çıkışı var. 10 arkadaşıyla birlikte Kızıldere’de katliamları söz konusu. İnsan böyle anlattığında dahil o yoldaşlığı hissetmeye çalışıyor. Şimdi Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin takipçisi olduğunu söyleyen hareketler, dar grupçu anlayış sergiliyorlar. Oysa Mahir Çayan THKP-C önderi, Deniz Gezmişler THKO’lular. Örgütleri farklı ama onları birleştiren örgütleri değil, mücadeledir. Bir çatı altında bir dernekte veya farklı bir yerde birleşmiyorlar. Aslında onları birleştiren devrimci ruhtur. Aslında bir zincirin halkası gibi. Birbirini takip ediyorlar.”
Öcalan’ın çıkışı Denizler’e cevaptır
Daha sonra bu mirasın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından güçlü bir şekilde sahiplenilerek büyütüldüğünü kaydeden Amara şu ifadeleri kullanıyor: “Örneğin son savunmada Önder Apo ‘ben ilk Mahir Çayan sempatizanıydım’ ifadelerini kullanıyor. Önderliğin bunu ilk olarak vurgulaması, o direnişi sahiplenmesi, en çok etkilendiğim noktalardan biri oldu. Sonrasında bir zincir gibi. Önderlik de ‘benim çıkışım Mahirlere cevaptı, Denizlerin mücadelesine yürüyerek cevap vermekti.’ diyor. Sonrasında o süreçte Önderliğin Ankara’da gerçekleştirdiği çıkışı var. İnsan bunu anlattığı zaman o yoldaşlığı güzel bir şekilde görebiliyor. Aynı şekilde Kemal Pir, Haki Karer her ikisi de Karadenizlidir. İlk olarak bu gurup aşamasında bir bakış açısı var. PKK’nin ilk çıkış yaptığı dönemde ‘bu gurup Kürt milliyetçisidir’ suçlamalarında bulunuluyor. Ama tam tersine Heval Haki’nin, Heval Kemal Pir’in katılımı bu söylentilere de büyük bir cevap. Mücadelenin, özellikle partinin ilk kuruluşunda bile farklı bir kimliğin oluşu sadece Kürt halkının değil, tüm halkların mücadelesi oluşu var. Bu şekilde ortak seslerin hep birlikte, ortak buluşma noktası oluyor.”
Arayışlarıma cevap gerilla safları oldu
Amara, bu devrimci geleneğin yaklaşık 40 yıldır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde sürdürüldüğünü dile getiriyor. “Sanki Önderlik başka bir yerde, başka bir gelenekten geliyormuş gibi kara propaganda yapılıyor. Ama tersine Önderliğin ‘ben 40 yıldır Dev-Genç çizgisinde yürüyorum’ demesi bile aslında bu sorulara bir yanıttır. Özellikle Türk solu içinde arayışları olan ama tıkanma yaşayanlara cevaptır. Bu tıkanmaya çözüm bulamayanlar için bence en büyük çözüm noktası Önderliktir. Çünkü dediğim gibi benim katılımımda belirleyici olan çelişkiler olmuştu. Ankara Üniversitesinde okuyordum. Üniversitenin yapısı sürekli bir eylemliliğin içinde olma durumu gerektiriyordu. Türkiye sol hareketleri çalışmalarındaydım. Yaklaşık 5 yıllık böyle bir geçmişim vardı. O zamanlar kadro arkadaşları görme şansım vardı. Arkadaşların yaşam şeklini gördüğümde diğer hareketlerle aradaki farkı görebiliyordum. Devrimcilik deyince akla ilk gelen mücadeleye adanmış bir yaşam tarzı oluyordu. Her zaman mücadeleye hazır olma durumu. Bunları Türkiye sol hareketlerinde çok göremiyordum. Çünkü duygusal olarak bir adanmışlık, bir arayış vardı. İnsan bunu inkar edemez. Böylesi bir ortamda tek adresim Önderlik çizgisinde ilerleyen bir örgütün olduğu, bu safların olduğunu anladım. Çünkü devrimcilik sadece bir heyecan, bir maceraperestlik değil, anı anına yaşanması gereken bir ruhsal bütünlüktür. Hem sistemden fiziki kopuş gerekiyor, hem de zihinsel, düşünsel olarak kopuşu esas alarak yürütülmesi gereklidir. Devrimcilik mücadele tarzından daha çok yaşam tarzıdır. Bu yüzden arayışlarıma cevap olabilecek yer gerilla safları oldu.”
BAHOZ AMED/ÇETİN DEVRİM/ANF/BEHDİNAN