Beş kez sokağa çıkma yasağı ilan edilen Gever’de ilk dört ablukada Ersin Aydın (37), Naim Nuyan (29), M. Reşit Arıcı (17), Fettah Es (37) ve Yakup Babat (24) katledildi. En büyük ve en kapsamlı sokağa çıkma yasağı ise 13 Mart 2016 tarihinde ilan edildi. Türk Genelkurmay Başkanlığı tarafından 20 Nisan 2016’da yapılan bir açıklamayla, operasyonların bittiği ve 30 Mayıs 2016 tarihinde yasağın kısmen kaldırıldığı resmi makamlarca duyuruldu. 78 gün boyunca devam eden ablukada kimliği belirlenen 39 ve Erzurum’da kimlik tespiti yapılmadan Kimsesizler Mezarlığına defnedilen 51 kişi olmak üzere 90 kişi katledidi. 78 gün boyunca ilçe merkezinin büyük bir kısmı yakıldı, yıkıldı ve tahrip edildi. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Hakkari’nin Gever ilçesinde 78 gün boyunca süren sokağa çıkma yasağı ile ilgili rapor yayımladı. 128 sayfalık raporunda, ilçede yaşamını yitirenlere ve cenazelere, özel ve kamusal alanların yıkımına, ilçede esnafın ve ekonominin durumuna, sağlık ve eğitim hakkının engellenmesine ve ilçenin verdiği göçe değinildi. Raporun saha çalışmasında HDP bünyesinde çalışan bir sosyolog, bir gazeteci, bir ekonomist ve siyaset bilimci gönüllü bir kadın aktivist, yaklaşık bir ay görev aldı. Yerel basından alınan görsellerin yanında, abluka boyunca yaşanan olaylarla ilgili basın taraması yapıldı, kurum ve kişiler temelinde tanıklıklar dinlendi.

Gever’le sınırlı kalmadı

Sokağa çıkma yasağı uygulamasıyla birlikte tek çıkış yolu Yüksekova olan Şemdinli ilçesi, Esendere ve Derecik Beldesi de kendi doğalında abluka altına alınmış oldu. İlçeye 2 kilometre uzaklıktaki Vezirava (Vezirli) Köyü ve Çimenli mezrasında ‘sokağa çıkma yasağı’ uygulandı. İlçe merkezinin etrafındaki Mexsudava (Kuruköy), Elver (Altınoluk), Peylan (Güçlü), Darê (Güçlükonak), Pirzala (Yoncalık), Sekran (Güllüce), Navdiyan (Bulgurlu) ile kent merkezi ve karargaha dönüştürülen Yüksekova Devlet Hastanesi arasındaki Bajêrge (Akalın) ve Xalane (İnanlı) köylerinde de fiili bir sıkıyönetim uygulamaya konuldu. Abluka öncesi yürütülen psikolojik savaş ile ilçe insansızlaştırılmaya çalışıldı. 

Raporun hazırlandığı tarihe kadar AFAD, Kızılay, UMKE, Sağlık Bakanlığı, ASP vb. kurumlar ilçede herhangi bir çalışma yürütmedi; Kaymakamlık ve diğer resmi kurumlar, halkın ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çalışmaların da önünde engel oluşturmaya devam etti.

Katliam ve cenaze işkencesi

İlçede son sokağa çıkma yasağında yaşanan çatışmalar boyunca kimliği belirlenen 39, Erzurum ATK’dan (Adli Tıp Kurumundan) güvenlik güçleri tarafından alınarak Kimsesizler Mezarlığına defnedilen 51, 3 Haziran’da bulunan 1 cenaze ve daha önceki ablukalardaki 5 kişi ile birlikte Ağustos 2015’den beri uygulanan ablukalarda ilçede toplam 96 yurttaş katledildi.

Arapça konuşuyorlardı

Abluka sırasında sürekli yer değiştirerek kendini korumaya aldığını söyleyen ve ismini vermek istemeyen yerel bir muhabirin ilçede yaşanan yargısız infazlar ve hukuksuzlukla ilgili rapora yansıyan ifadeleri şöyle: ‘‘Kışla Mahallesi’nde 8-9 kişilik sivil bir grubun olduğu tünel bombalandı ve orada bulunan herkes yaşamını yitirdi. Burada Arapça konuşan sakallı bir sürü güvenlik görevlisi vardı. Burada ne valinin, ne kaymakamın ne emniyet müdürünün bir rolü ve yetkisi yoktu. JÖH ve PÖH bir yerlerden emir alıyordu ve bunu uygulamaya koyuyordu. 11 ya da 12. günde Şemdinli yolu üzerinde, yerde bir cenaze görüntüledik. Bir kedi cenazenin bir kısmını yiyordu.’’ 

Baba ve kızını öldürdüler

Uzun bir süre Dize Mahallesi’nden çıkmayan 60’lı yaşlarda bir erkek tanık, şu bilgiyi verdi: ‘‘Dolka Ezo denilen şu bölgede bir baba ve kızı kalmıştı. O bölgenin defalarca bombalandığını kendi gözlerimle gördüm. İkisini de öldürmüşler. O insanların ölümü basına bile düşmedi. Sabri diye bir adamın kardeşiydi ölen kişi. Bir motosikleti vardı, odun doğrayarak geçimini sağlıyordu. 7 gün boyunca sadece o evin bulunduğu bölgeyi bombaladılar.’’ 

Katledilen insanların büyük bir çoğunluğu Erzurum Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürüldü. Erzurum ATK’da birçok engelleme ve hukuksuzluk ile karşılaştı. Ailelerin birçoğuna çocuklarının otopsi raporlarının verilmediği, birçok avukatın otopsiye girmesinin güvenlik güçleri tarafından engellendiği, teşhis için yapılan DNA testlerinin büyük bir kısmının teknik aksaklıklar nedeniyle geciktirildiği, raporda ailelerin ifadelerine dayanılarak yer aldı.

Abluka sırasında ağabeyi ve yeğeni katledilen bir yurttaş kendilerine yaşatılan cenaze işkencesini şu cümlelerle ifade etti: ‘‘Abim Musa Vural, ablukanın başında bizim yanımızdaydı. Oğlu evini terk etmek istemedi. Abim de oğlunu bırakmak istemedi. O günden sonra ikisinden de haber alamadık. Bütün devlet organlarına başvurduk; hiçbir sonuç alamadık. Erzurum’da DNA testi de verdik, oradan da bir sonuç çıkmadı. Bize 20-25 gün süre verdiler. Hala bir sonuç çıkmadı. Düşünsenize cenazenizi bile alamıyorsunuz. O ablukadan sağ çıkmak zaten imkânsızdı.’’ 

Cenaze ambulansları taşlandı

HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak, Erzurum ATK’da ailelere yaşatılan psikolojik işkenceyi ise şöyle açıkladı: ‘‘Zaman zaman ailelerle birlikte Erzurumluların saldırısına uğradık, cenazeleri getiren ambulanslarımız taşlandı, yaralanan, hakarete uğrayan arkadaşlarımız oldu. Bir aile gelip cenazesi olduğunu iddia ediyor, bunun için DNA testi örneği vermek istediğini söylüyor ve savcılık bunu reddediyor. Bu yıkım projesinin bir yanı da ruhsal yıkımdır. Burada teşhis edilen cenazelerin kitlesel karşılanmasına karşı çıkılmasından tutun da, cenazenin ne zaman ve nereye defnedileceğine kadar karar verme yetkisini kendilerinde görüyorlar. Cenazelerin gittiği yerellerde kaymakamlık, vali ve emniyet yetkilileri böyle bir tavır sergilediler.’’ 

Cenazelerin hali

Cenazeler ve yapılan işkenceler konusunda ailelerin aktardığı bilgiler de paylaşıldı: ‘‘Teşhise giren pek çok aile çocuklarının vücutlarının ve yüzlerinin kararmış olduğunu söylediler. Yine iki cenazenin kafasının bedeninden ayrıldığı, kafalarının olmadığını söylediler ve bunu savcılık da doğruladı. Yine 3 cenazede beden bütünlüğünün olmadığını hem aileler hem de savcılık bize söyledi. Bir kadın cenazesinin üzerinden bir tankın geçtiğini, göğsünün üzerinde palet izi olduğunu yine ailesi söyledi. Bunlar tabii ailelerin aktardığı bilgiler. Otopsi raporlarında daha neler yazılı, verilmediği için bilmiyoruz.’’ 

Özel ve kamusal alanların yıkımı 

Raporda, 20 Nisan 2016’da operasyonların bittiğinin açıklanması ardından asıl büyük yıkım ve bombardımanın başladığı ve ilçenin büyük ölçüde bu süreçte yakılıp yıkıldığı tespit edildi.

Toplam 11 mahallesi bulunan Gever’de Cumhuriyet, Güngör, Kışla, Orman ve Mezarlık Mahallelerinin belli kısımlarında hendek/barikat olduğunu belirten tanıklar, Dize, Yeşildere, Esentepe, Esenyurt, Yeni Mahalle, İpek Mahallesi ve Güngör Mahallesinin büyük bir kısmında hendekler olmadığı halde bu mahallelerin de Türk güçleri tarafından büyük oranda boşaltıldığını belirtti. 

Şimdi rehin alınan Gever Belediyesi Eşbaşkanı Adile Kozay, en fazla yıkımın Cumhuriyet ve Güngör Mahallelerinde olduğunu, hasar gören ev sayısının sadece iki mahallede 3 binden fazla olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Kozay, Kuruköy Mahallesindeki evinin operasyonlar bittikten sonra yakılıp yıkıldığını ve kendisinin de Gever halkı gibi kalacak bir evinin olmadığını aktardı.

Yerel bir gazeteci yıkıma dair şunları ifade etti: ‘‘Yüksekova’nın yerle bir edileceğini biliyorduk. Çünkü 22-23 gün durmadan bir şehir tank ve toplarla bombalanıyorsa, amaç o şehri tamamıyla yok etmektir. Çok fazla çatışma yaşanmadı. En fazla 25 günü ara ara karşılıklı silah sesi geliyordu. Asıl yıkım ve yağma çatışmalar bittikten sonra başladı.’’ 

Abluka döneminde Türk güçlerinin yaşlı, çocuk, sivil ayrımı yapmaksızın tüm Gever halkına şiddet uyguladığı ve hendeklerin olmadığı mahallelerde de yıkım gerçekleştirdiği gözlemler ve tanık ifadelerinde ortaya çıktı. Raporda, bu ifadeler geniş olarak yer aldı.

İşyerleri yakılıp yıkıldı

TESK Başkanı İrfan Sarı, abluka sonrası işletmelere yönelik yaptıkları incelemelerde yıkım ve tahribatın boyutunu şöyle ifade etti: ‘‘435 işyerinin hasar tespitini yaptık; 150’sinin tamamıyla yok edildiğini tespit ettik. Sanayi sitesinde 150 dükkân var. Orası çatışma alanı olmadığı halde ciddi anlamda zarar verilmiş. Çarşı merkezindeki dükkânların kepenkleri sağlam bırakılmış, yan ve arka duvarları delinmiş ve içerideki eşyaların birçoğu kullanılmaz hale getirilmiş. Cizre’de vahşet ve barbarlık, Sur’da kültürel ve tarihsel yıkım, Yüksekova’da ise tam bir keyfiyet vardı.’’ 

Çadır bile kurulamadı

Güngör Mahallesi’nde yaşayan ve geçimini üç tekerlekli yük bisikletiyle sağlayan 5 çocuklu Aykut ailesinden Menice Aykut, çadır kurmak istediklerini, fakat devlet güçlerinin çadır kurana 2 bin 500 TL ceza kesileceğini söylediklerinden dolayı çadır kuramadıklarını belirtti. 

Suruç katliamında oğlu Süleyman Aksu’yu kaybeden Kudret Aksu, “Uzaktan evimin yakıldığını gördüm; günlerce evden dumanlar yükseldi. Kızlarımın bütün çeyizlerini ve bütün eşyalarımı yaktılar. Su ve elektriklerimizi kestiler. Hiçbir savaş hukukunda yok! Her zaman savaş olur, ama ev yakmak nedir? Yaşlı ve çocuk öldürmek nedir? Evlerimizi yakıp bizi muhacir yaptılar. Akşamları hangi eve gideceğimi bile bilemiyorum. Allah bu zulmü kabul etmemeli!’’

İMO’nun verileri

Uzun bir süre saha çalışma sı yürüten İMO Van Şubesi’nin açıkladığı hasar tespit verilerine göre Gever’de az hasarlı 3 bin 193, orta hasarlı 647, ağır hasarlı 787, yıkık 867, yanmış bin 336 bina-konut var. TÜİK verilerine göre, 70 bin 497 yurttaş yaşıyordu. Halkın yüzde 35’i; 23 bin 640 kişi bir nevi evsiz durumda. Yıkım, 2011’deki Van depreminden daha ağır.

Kamusal alanların yıkımı 

Okul, sağlık merkezleri, camiler, kültür merkezleri, parklar gibi birçok kamusal alanın karargaha veya nezarethaneye dönüştürüldüğü ve sonrasında yıkıldığı tespit edildi. Eğitim alanı olarak inşa edilen okullar karargâha, kültür merkezleri ise nezarethaneye çevrilerek amaç dışı kullanıldı. Halka sağlık hizmeti sunması gereken merkezlerin yıkıldığı, halkın ibadet yeri olan camilerin içlerinin ise talan edildiği, tank toplarıyla dövüldüğü görüldü. 

İlçe merkezinde toplam 10 okulun (Cumhuriyet, Uğur Sıtkı, Vali Erdoğan Gürbüz, Milli Piyango, Gazi, Kuruköy İlköğretim Okulları ve Atatürk Lisesi’nin) tamamıyla yıkıldığı; Hamit Kesici İlköğretim Okulu’nun orta hasarlı olduğu; Anadolu Lisesi’nin tamamıyla askerlere tahsis edildiği; Yağmur Rehabilitasyon Merkezi’nin, Cumhuriyet Mahallesi’nde iki ve Dize Mahallesinde 1 olmak üzere 3 caminin yakılıp tahrip edildiği ve Dize Mahallesi’nde TEDAŞ’a ait binanın tamamıyla yıkıldığı anlaşıldı.

Sağlık Emekçileri Sendikası’na göre; ilçede hizmet veren 6 Aile Sağlık Merkezi (ASM) mevcut iken, sokağa çıkma yasağı esnasında 3 tane ASM tamamen kullanılamaz hale geldi. Yasaktan önce ilçede hizmet veren 10 eczane mevcut iken, abluka kalktıktan sonra 3 eczanenin yıkılmış, yağmalanmış ve kullanılamaz hale getirildiği görülmüş olup, şu anda hizmet veren 7 eczane bulunduğunu tespit edildi.

Su, elektrik, beslenme 

Yerinde yapılan gözlemler ve tanık ifadeleri sonucu Gever’de insanların en temel haklarından olan su, elektrik, barınma ve beslenme haklarının ciddi anlamda engellendiği anlaşıldı.

Sokağa çıkma yasağı boyunca hiç elektrik verilmedi, sular kesildi; sadece Esenyurt ve Yeni Mahalle’de elektrik ve su sıkıntısı çok fazla olmadı. Gıda temin etmek çok zordu ve stok yapılmamıştı.

Yerel bir gazeteci, ‘‘Yenimahalle askeri üs haline getirildiği için su ve elektrik sorunu yoktu” dedi. 

28 gün boyunca kaldı

Dize Mahallesi’nde görüşü alınan bir tanık ise şunları aktardı: ‘‘28 gün boyunca mahallede kaldım; herkes gitti ama ben gitmedim. Pillerden şarj cihazları yaptım, aküden elektrik ürettim, büyük tüplerden küçük tüplere gaz aktarıp lüks lambası yaptım. Fakat 28 gün boyunca soba yakamadığım için sadece battaniye ve yorganlarla ısındım. 15 gün hiç elektrik ve su yoktu. Elektrik için jeneratörümüz vardı, suyu da kuyudan çektik. Yiyecek stokunu, abluka 20 gün sürer diye hesaplamıştık. Ama bitti ve temin edemedik.’’ 

Sadece bir fırın açıktı

TESK Başkanı İrfan Sarı, bütün çatışma boyunca ilçede en temel besin kaynağı ekmeğin yapımı için sadece bir fırının açık kaldığını belirtti. 

İlçede çöken ekonomi 

Sokağa çıkma yasağı boyunca yaşanan göçten ve ilçe merkezinin büyük oranda tahrip olmasından dolayı ilçe ekonomisinde büyük bir gerileme ve çöküş yaşandı. 

Bin 750 esnafın tamamı derin bir ekonomik dar boğazın içine girdi; birçoğu ya iflas etti ya da iflasın eşiğinde. 650-700 tanesi şu anda hizmet verebilir durumda. 

Esendere Sınır Kapısı’ndan İran’a günde bin 100 kişi tüketim eşyalarını alıp geliyorlardı. O gelen ürünlerin bir kısmı ilçede kalırken önemli bir kısmı çevre illere gidiyordu. Böylelikle sıcak para girişi oluyordu. Belli bir alım gücüne kavuşuyordu insanlar ve gelip alışveriş yapıyorlardı. Bu döngü durdu; zarar günde bir trilyon liradır.

Kredi talebinde memur kefil isteniyor. Türk illerinde böyle bir uygulama yok. 

Ekim yapılamadı. Aynı zamanda tarımla uğraşan birçok kişi tohumlarının yakıldığını ya da içine zehir katıldığını ifade etti. 

Hayvancılık yaptırılmadı.

Sağlık hakkının engellenmesi 

Yüksekova Devlet Hastanesi ve ASM’lerin büyük çoğunluğu abluka boyunca güvenlik güçleri tarafından barınma ve yemekhane olarak kullanıldı. Yüksekova Devlet Hastanesi karargâh olarak kullanıldı. Abluka boyunca sağlık çalışanları, taciz ve şiddete maruz kaldı. Halkın sağlık hizmeti alma hakkı engellendi. 

Abluka sırasında gerçekleştirilen yıkım sonucu içme sularına foseptik karıştı.

Abluka öncesi ilçede hizmet veren 6 Aile Sağlık Merkezi’nin 3’ü abluka sırasında yıkılarak sağlık hizmeti veremez hale getirilmiştir. 

Eğitim hakkının engellenmesi 

Yasak her ne kadar 13 Mart 2016 tarihinde ilan edilmişse de eğitim- öğretim ikinci dönemin başından itibaren aksamalara uğradı, okulların yüzde 80’i boşaltıldı. Bütün öğretmenlere idari izin verildi. Öğrenci ve öğretmenler göçe zorlandı.

Toplam 67 tane okulda yaklaşık 35 bine yakın öğrenci aktif olarak eğitim-öğretim hayatına devam etmekteydi. 35 bin öğrenciden 10 bini abluka ile farklı illere nakil olurken, geriye kalan 25 bin öğrenci eğitim hakkından mahrum edildi.

Tahrip edilen mahallelerdeki bütün okullar ağır hasar görmüş ve birçoğu kullanılamaz hale geldi. 

İlçe tarihinin en büyük göçü 

Abluka öncesi ve sonrasında uygulanan politikalarla Gever tarihinin en büyük göçü gerçekleştirildi. Ablukanın sürdüğü dönemde ilçe resmen insansızlaştırıldı. Eşbaşkan Adile Kozay, insanların yüzde 80’ine yakınının ablukadan önce ilçe dışına çıktığını belirtti. Hakkari, Çukurca, Şemdinli, Van gibi kentlere göç oldu. GABB’a göre 6 bin 928 aile göç etmek zorunda bırakıldı.

Militarizm ve ırkçılık


Raporda, yıkılan her evin duvarına, evlerin içine, sokak duvarlarına, dükkânların kepenklerine, kısacası görülebilecek her yere ırkçı ve cinsiyetçi yazılar yazıldığı belirtilerek, bazılarına yer verildi: “KURDUN DİŞİNE KAN DEÐDİ KORKUN”, “AŞK YÜKSEKOVADA BAŞKA YAŞANIYOR”, “REİSİN DEDİÐİ GİBİ TEK VATAN TEK DEVLET TEK 49 BAYRAK”, “REİS GEREÐİ YAPILDI”, “GÖRÜCÜ GELDİK GÖREMEDİK KÖH”, “YEŞİL SULTANA SELAM OLSUN”, “DİRİLİŞ ERDOÐAN”, “KÜRŞATIN BOZKURTLARIYIZ”, “İHANET KAHPEDEYSE ADALET NAMLUDADIR”, “ALLAH BİLİYOR TERTEMİZ SEVDİM SENİ YÜKSEKOVA”, “ALLAH TÜRKÜ KORUSUN”, “MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİYİZ”. 

HDP’nin çıkardığı sonuç

Darbe girişimi sonrasında göz altına alınıp tutuklanan generaller arasında yer alan Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Otal, Çukurca 2. Hudut Tugay Komutanı Tuğgeneral Cihat Erdoğan, 34. Hudut Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Salnur ve Yüksekova 3. Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Halil İbrahim Ergin, Gever’de yaşanan ağır yıkım ve hak ihlallerine sebep olan ablukaların askeri ayağındaydılar. HDP, raporun sonuç bölümünde hükümetin onayı ve rızası ile uygulanan bu ablukaların ve yaşanan hukuksuzlukların sorumlusunun da en başta hükümet olduğu vurgulanarak, şunlar kaydedildi: “Yaşanan hukuksuzluklara dair bir yargı süreci başlayacaksa, yargının adaletli ve tüm sorumlulara eşit davranması temelinde gerçekleşmelidir. Yaşanan tüm hak ihlallerinde devletin yerel kurumlarının, hükümetin ve kolluk kuvvetlerinin sorumlu olduğu göz ardı edilmeden, uluslararası hukuk sürecinin başlatılması hukuksuzluklara maruz kalan Yüksekova halkının öncelikli talebidir.” 


 HABER MERKEZİ