
Adaya sığmayan Direniş - 2
Ulusal ve uluslararası yasalar ihlal edilerek son 1 yıldır dış dünyayla tüm bağı kopartılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yönelik İmralı rejimi karşısında Avrupa kurumları sessizliğini koruyor. Bu konudaki en önemli sorumluluğun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nde (CPT) olduğunu belirten Asrın Hukuk Bürosu avukatları, tüm kurumlara “sessiz kalarak bu sürece ortak oluyorlar” diyerek tepki gösterdi.
AİHM 8 aydır bekliyor
İmralı’da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) birçok maddesinin ihlal edildiğini ifade eden avukatlar, İmralı’daki hukuksuzluğa el atması için AİHM’e 14 Ekim 2011 tarihinde “ihtiyati tedbir” talepli dava açmıştı. Aradan geçen 8 ayı aşkın süreye rağmen henüz bir gelişme yaşanmadığını, AİHM’in harekete geçmediğini belirten avukatlar, “Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecridin derhal ortadan kaldırılması konusunda Türk hükümeti uygulamasına müdahale edilmesi talebi’ söz konusu olmasına rağmen hiçbir gelişme sağlanamamış ve Sayın Öcalan üzerindeki ‘görüş yasağı’ devam etmiş, tecrit uygulamaları daha ağır boyutlara varmıştır” dedi.
İhtiyati tedbir kararı alınsın
İmralı’da, AİHS’nin “işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ceza yasağınının ihlalli”ni düzenleyen 3. maddesi; “adil yargılanma hakkı”nı düzenleyen 6. maddesi; “özel hayatın ve aile hayatının korunması”nı öngören 8. maddesini de kapsayan açık ihlaller olduğunun altını çizen Asrın Hukuk Bürosu, “AİHS’nin bu kadar ihlal edilmesine sessiz kalınmaması gerekmekteydi” diyerek, şu çağrıda bulundu: “AİHS’nin İçtüzük hükümleri gereğince AİHM’in avukat görüş yasağının kaldırılması yönünde ihtiyati tedbir kararı almasını, söz konusu engellemenin neden ve sonuçlarını yerinde tespit etmek üzere İmralı Adası ve cezaevini ziyaret ederek Sayın Öcalan’ın görüşlerine de başvurması talebimizi tekrarlıyoruz.”
AK de rolünü oynamadı
Asrın Hukuk Bürosu, AİHM’in bağlı olduğu Avrupa Konseyi’nin de kendisinden beklenilen duyarlılığı göstermediğini belirtti. Öcalan’ın Türkiye’de yargılandığı davada birçok hak ihlali tespit eden AİHM’in “yeniden yargılanma” yönünde verdiği kararın Türkiye tarafından yerine getirilmediğini hatırlatan Asrın Hukuk Bürosu, “AK bu karara uymayan Türkiye hakkında hiçbir yaptırıma gitmemiştir” dedi ve ekledi: “Oysaki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararların infazına ilişkin olarak tavsiye niteliğinde olan kararlardan, üyelikten çıkarmaya (AK statüsü 8’inci madde) kadar varan yaptırımlar uygulayabilir.”
CPT’nin bağımsızlığına gölge düştü
2010 yılına kadar İmralı’ya 4 ziyaret gerçekleştirmiş, tecrit karşısındaki kaygılarını dile getirerek, koşulların düzeltilmesi gerektiğini rapor etmiş CPT de son 1 yıldır yaşanan gelişmeler karşısında hiçbir somut adım atmadı. CPT’nin görevinin “gözetim altında tutulan herhangi bir münferit kişiye yönelik muamelenin resmi olarak kınanmasından ziyade, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaları önlemek” olduğunu hatırlatan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, CPT’yi rolünü oynamamakla eleştirdi:
“CPT’nin raporları Türkiye Hükümeti açısından bağlayıcı olmalıdır. Zira CPT her ne kadar Konsey bünyesinde çalışma yürüten bir organ olsa da alan çalışmaları itibariyle özerk bir kurumdur. Yanı sıra devlet yetkilileri ve Sayın Öcalan’ın yasal vekilleri dışında koşullarını yerinde gözlemleyen yegane kurumdur. Bu yönüyle tarafsız ve bağımsız bir gözlem gücü ve raporlama hakkına sahiptir. Ancak CPT, 1 yıl gibi bir süre ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan müvekkilimiz için somut hiçbir adım atmamıştır. Tarafsız ve bağımsız duruşunu son bir yıllık göstermiş olduğu pratiğiyle şüpheli hale getirmiştir.”
Sessiz kalarak gerçekler gizlenemez
İmralı’ya bir heyetin gönderilmesi için CPT’ye bugüne kadar yaptıkları sözlü ve yazılı başvuruların “önemle takip ediyoruz, bilgilendirmeleriniz önemlidir” şeklindeki cevaplarla geçiştirildiğini belirten avukatlar, müvekkillerinin “onur kırıcı, aşağılayıcı ve insanlık dışı uygulama, kısaca işkence” altında olduğunun da görmezden gelindiğini ifade etti. CPT’nin geçmiş İmralı ziyaretlerinde hazırladığı raporlarda tecridin zaten belgelendiğinin de altını çizen Asrın Hukuk Bürosu avukatları, “Gerçek bir şekilde ortaya çıkmış ve resmi belge niteliğine kavuşturmuştur. Bunun karşısında istenildiği kadar sessiz kalınsın gerçekler gizlenemez” dedi.
Türkiye’ye inisiyatif verildi
CPT’nin Haziran ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarete atıfta bulunan avukatlar, müvekkilleri için gereken adımın atılmadığı eleştirerek, komitenin açıklamasının da “manidar” olduğunu vurguladı. Açıklama, “Öcalan şahsında Avrupa Hukuku ve Evrensel Hukuk Kuralları’nın yerle bir edildiğinin de itirafıdır” diyen avukatların değerlendirmesi şöyle: “Sadece gerekli yerler –ki bu Türkiye Adalet Bakanlığıdır- ile görüştük ve yakında olumlu gelişmeler olacak diye somut gerçeklik ile uyuşmayan bir açıklama yapılması düşündürücüdür. Böylelikle kendilerinin inisiyatiflerinin kalmadığının itirafını yapmış olmaktadırlar. Hukuk adına ‘artık ancak bu kadarını yapabilirim’ anlayışının kamuoyuna deklare edilmesidir. Evrensel hukuk kurallarıyla bağlı olan Türkiye’ye bu uygulamalarda inisiyatif verilmiş olması evrensel hukuk kurallarının hiçe sayıldığını kanıtlamaktadır.”
Ne kadar süreceği belirsiz...
Türkiye’deki siyasal ortama bağlı olarak Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerinde şok kesintiler yaşansa da, en büyük ve uzun süreli kesintinin bu dönem olduğunun altını çizen avukatlar, bu sürecin ne kadar süreceğinin de belirsiz olduğuna vurgu yaptı. Avukat-müvekkil görüşmelerinin 13 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Öcalan için “dışarıya açılan tek pencere” olduğunu belirten Asrın Hukuk Bürosu, dış dünya ile irtibatının bu denli uzun ve kesin bir uygulamayla kesilmesinin şoke edici ruhsal etkileri olduğuna vurgu yaparak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Soering v. Birleşik Krallık (p.100) kararına işaret etti: “Mahpuslara uygulanan muamele de önceden tasarlanmış ve uzun haftalar boyu uygulanmış olmakla, bedensel bir yaralanmaya yol açmamakla birlikte yoğun ruhsal acıya sebebiyet vermesi nedeniyle insanlık dışı; cezaevi koşullarını belirsizleştirmesi ve mahpuslarda korku, endişe ve aşağılanma duygusu uyandırarak muhtemelen mahpusların fiziksel ve ruhsal direncini yıpratacak nitelikte olması nedeniyle onur kırıcı’dır.”
Yaşamından kaygı duyuyoruz
Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan’ın Kürt Halk Önderi Öcalan hakkında “İdam cezası uygulanmalıydı, biz olsak idam ederdik” şeklindeki açıklamasına işaret eden avukatlar, mahpusluk süresi 13 yıla yaklaşan bir kişi hakkında halen devlet adına bu denli intikamcı ve tehdit içeren bir zihniyetin taşınmasının ancak “düşman hukuku” ile açıklanabileceğini kaydetti.
İmralı Cezaevi’ndeki uygulamaların “zalimane ve olağandışı bir ceza boyutuna ulaştığına” belirten avukatları, Öcalan’ın yaşamından endişe duyduklarını belirterek, “Bu koşullar Sayın Öcalan’ın sağlığı hatta hayatı için tehlikeli bir hal almıştır ki 1 yıl gibi bir süredir İmralı Adası’nda bulunan tek bir müvekkilimizle dahi görüşememiş olmamız, Sayın Öcalan’ın yaşamı üzerindeki kaygılarımızı doruğa ulaştırmıştır” dedi.
Devlet yalandan bıkmadı
Son 1 yıldır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dış dünyayla tüm bağları koparılırken, geçmiş yıllarda da Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi keyfi gerekçelerle engellendi. Öcalan’ın yargı süreciyle birlikte avukat görüşmeleri 25 Şubat 1999’da başladı. İlk yıl haftada iki defa gerçekleşen avukat görüşmeleri, 12 Ocak 2000’den sonra haftada bir defaya indirildi. Öcalan, avukatları ile 1999’da 60, 2000’de 37, 2001’de 40, 2002’de 35, 2003’te 21, 2004’te 25, 2005’te 14, 2006’da 22, 2007’de sadece 29 kez görüştürüldü. 2008-2010 yılları arasında ise görüşmeler 66 kez engellendi. Bu üç yılda toplam 343 gün yani yaklaşık bir yıl avukatların Öcalan ile görüşmesine izin verilmedi. Görüşmelere engel olarak ise ilk günden itibaren “hava muhalefeti”, “koster arızası” gerekçe gösterildi. Aradan geçen 13 yıl içinde devletin kamuoyuna neredeyse haftada 2 defa söylediği yalan değişmedi. 2011 yılına gelindiğinde avukatların müvekkilleriyle görüşmek için yaptıkları başvurulara verilen ret cevapları arttı. 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren ise avukat görüşmesi tamamen engellendi. Avukatların bu tarihten itibaren yaptıkları 102 başvuru da geri çevrildi.
Aileler de nasibini aldı
Öcalan’a uygulanan görüş yasağından ailesi de etkilendi. İki haftada bir yarım saat görüş hakkı bulunan ailelerin başvuruları da avukat başvuruları gibi reddedildi kardeşi Mehmet Öcalan en son 12 Ekim 2011 tarihinde İmralı’ya gidebildi. 19 Ocak 2012’de kardeşinin görüşme isteğini geri çeviren Öcalan; “Süreç çok kritik, görüşe çıkmamız doğru olmaz” yazılı notla görüşe çıkmayacağını bildirmişti.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan İmralı’dan gelen notu şöyle değerlendirmişti: “Eğer çok zorlayıcı, dayanılmaz koşullar olmasaydı Önderlik böyle bir tutum koymazdı. Demek ki, oradaki koşullar farklılaşmış, ağırlaşmış ve daha tehlikeli bir hale gelmiştir. Biz orada nelerin olduğunu bilmiyoruz. Ancak ağır koşullar ve ciddi durumlar olmasaydı Önderliğimiz bu tutumu geliştirmezdi. Kürt halkı için İmralı kara bir kutudur. Orada neler oluyor, neler yapılıyor, bilinmemektedir. Bu durum tabii tedirginlik ve endişelere yol açmaktadır.”
Öcalan’a yönelik özel hukuk İmralı’ya nakledilen diğer tutsaklara da uygulandı. 27 Nisan 2011 tarihinden İmralı’da tutulan Cumali Karsu, Hakkı Alphan, Haspi Aydemir, Şehmuz Poyraz ve Bayram Kaymaz, tam bir yıldır aynı uluslararası danışıklı politikayla tecrit altına alınmışlardır. Avukatları ve aileleri ile yaptıkları görüşmeler kayıt altına alınmış, Kürtçe konuşma ve yazma hakları gaspedilmiş, avukat ve aile görüşleri engellenmiştir.
Savunma da rehin
İmralı’da eşi benzeri olmayan bir rejim uygulayan devlet Kürt Halk Önderi Öcalan’ın avukatlarını da tutuklayarak savunma hakkına yönelik dünyadaki en büyük operasyonun sahibi oldu. Başbakan Erdoğan’ın “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. Bu avukatlar İmralı’dan talimat alıyorlar” açıklamalarının hemen ardından başlayan KCK adı altında yürütülen operasyonların hedefi olan Öcalan’ın avukatlığını üstlenen Asrın Hukuk Bürosu’nun 36 avukatı, İmralı’da yasaya aykırı bir şekilde devlet tarafından da ses kaydı altına alınan avukat-müvekkil görüşmeleri gerekçe gösterilerek Kasım 2011’de tutuklandı. Avukatların ilk duruşması 16 Temmuz’da İstanbul’da görüldü. Üç gün süren duruşma ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti 9 avukatın tahliyesine, diğer avukatların ise müvekkilleri Öcalan gibi esaretlerinin devamına hükmetti.
Öcalan’ın avukatları müvekkillerinin siyasi konumu nedeniyle daha önce de yargının hedefi oldu. Öcalan’la ilgili avukatların basına verdiği demeçler dahi dava konusu yapıldı. 1999 yılından 2005 yılına kadar açılan davalarda verilen “avukatlıktan men” cezaları 2005’ten sonra Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklikle hapis cezalarına dönüştürüldü. Haklarında 300’e yakın dava açılan Asrın Hukuk Bürosu avukatları toplam 43 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çok sayıda avukata da görüşme yasağı getirildi.
CPT neyi bekliyor?
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ise Kürt kamuoyunda artan tepki ve girişimlere rağmen sessizliğini koruyarak “gelişmeleri izlemekle” yetiniyor. Şimdiye kadar 4 kez İmralı’da incelemelerde bulunan CPT, en son ziyaretini ise 2010 yılında gerçekleştirdi. Son 2 yıl içinde ihlaller arttıkça CPT’nin İmralı’ya bir heyet göndermesi talebi de Kürt halkının acil talepleri arasına yerleşti. Avrupa’daki Kürtler de eylemleriyle AK ve CPT’ye sorumluluklarını hatırlattı. Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi 15 kişinin “Öcalan’a özgürlük” talebiyle 1 Mart’ta başladığı dönüşümsüz açlık grevi 52. gününde yetkililerin “gerekli girişimlerde bulunacağız” taahhütleri ardından son buldu. Asrın Hukuk Bürosu avukatları da CPT nezdinde birçok kez girişimde bulundu. Taleplerine olumlu yanıt alamayan avukatlar Aralık 2011’de CPT ve AİHM’e başvurdu. Avukatlar, gelişmelere ilişkin düzenli olarak CPT’ye rapor sunmaya ve son 1 yıldır kendisinden hiçbir haber alınamayan ve yaşamından endişe edilen Öcalan için “İmralı’da inceleme” yapılması talebini dile getirmeye devam ediyor. İHD de Ocak 2012’de CPT’ye başvuru yaparak, İmralı’da ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının açıkça çiğnendiğine işaret etmiş ve inceleme talebinde bulunmuştu.
Heyet İmralı’ya gitti mi!
Türkiye cezaevlerinde artan hak ihlalleri ve şikayetler üzerine ilk olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nden(AKPM) bir heyet Türkiye’ye gitti. İmralı’ya gitmek için Adalet Bakanlığı’na başvuru yapan heyete, Asrın Hukuk Bürosu avukatları da bir rapor sundu. Öcalan’a yönelik 13 yıldır devam eden tecridin hükümet kararıyla ağırlaştırıldığına dikkat çekilen raporda, avukatlar müvekkillerinin yaşamından endişe duyduklarını ifade etti. Müvekkilleriyle görüşme haklarının 27 Temmuz 2011’den itibaren fiili olarak engellendiğini belirten avukatlar, Avrupa Konseyi’nin gelişmeler karşısındaki sessizliğini de eleştirerek, Türkiye Başbakanı’nın, ‘Eskiden bu görüşmelere kısıtlama getirildiğinde dünya kamuoyunda bu konuda tepki alındığı, ancak bunun tersine döndüğünü ve Türkiye’nin desteğinin yüksek olduğu’ açıklamasına dikkat çekti.
Temmuz ayında ise CPT’den bir heyet Türkiye’ye gitti. Öcalan’ın durumunun gündeme getirildiğini belirten Heyet, İmralı’ya gidip gitmediği konusunda açıklama yapmadı. Heyet, Ankara’da İHD’nin de aralarında bulunduğu STÖ ile yaptığı görüşmede “Türkiye ile İmralı konusunda sürekli yazışıyoruz. Merak etmeyin orada ne olduğunu biliyoruz” demekle yetindi.
Bakandan yanıt bekleniyor
İmralı’ya gitmek için Kürt siyasi çevreleri ile STÖ’ler de Adalet Bakanlığı’ndan gelecek yanıtı bekliyor. BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak ile DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk Ağustos 2011’da İmralı’ya gitmek için yaptıkları başvuruya şimdiye kadar verilmiş olumlu veya olumsuz bir yanıt yok. Bu süre zarfında Kürt siyasetçiler İmralı’ya gitme taleplerini birçok kez tekrarladı. “Öcalan İmralı’da, değil” tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Adalet Bakanlığı’nın “Merak eden gidip bakabilir” açıklaması üzeri DTK Eşbaşkanı Türk, Temmuz ayında yeniden başvuru yaptı. BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ise Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan Cezaevleri Alt Komisyonu’nun İmralı Cezaevi’ne giderek incelemelerde bulunmasını talep etti. Türk Tabipler Birliği’nin bağımsız doktorlardan oluşan heyetin İmralı’ya gitmesi için başvuru da halen yanıtsız.
AİHM, AK ve CPT’ye acil çağrı
İmralı’da siyasallaşan rejime ilişkin AİHM, AK ve CPT’ye sorumluluğunu bir kez daha hatırlatan Asrın Hukuk Bürosu, temel taleplerini şöyle sıraladı:
- AİHM’nin işkenceye tavizsiz yaklaşımını sürdürmesine bu anlamda hiçbir engel yoktur. Kamusal otoritelerin izolasyonu sürdürmek ve gerekçelendirmek için öne sürdükleri “gemi bozuk” veya “hava muhalefeti” söylemlerinin, uygulanan işkence ve kötü muamelenin üzerini örten keyfi tutumlar olduğu ve bu durumun AİHS’in 3. maddesini açıkça ihlal ettiği tespit edilmelidir.
- Başta AİHM’i daha sonra CPT’yi, uluslararası tüm hukuk kurumlarını ve AK’yi 13 yıl tek başına tutulma üzerine oturan Sayın Öcalan’ın 1 yıllık bir süreyle hiç kimseyle görüştürülmemesi uygulamasını “açık bir işkence” olduğunu tespite ve “derhal” müdahaleye davet ediyoruz.
- Uygulanan izolasyonun açık bir işkenceye dönüştüğü kuşku götürmez bir gerçektir. CPT’nin acilen bir “ad hoc” oluşturmasını ve İmralı Adası’nda incelemelerde bulunup Sayın Öcalan’ı dinlemesini talep ediyoruz.
YARIN:
* Tecride rağmen barış girişimi,
* Mustafa Karasu: Kürt Halk Önderinin özgürlüğünü istemek,
Hazırlayan: TÜLAY BALCI