Köklü sorunların demokratik toplum merkezlerindeki meclislere daha güçlü katılım ve sahiplenmeyle aşılacağına vurgu yapan Ceylan, sendikalar ve parlamentolar için örgütlenme çalışmalarının ise hayati önem taşıdığını belirtti. 

Ceylan, KCD-E’nin örgütlenmesi, son süreçteki tutumu ve yeni örgütlenme tarzına ilişkin sorularımızı yanıtladı.


KCD-E’nin Avrupa’daki rolünü anlatabilir misiniz? Ayrıca Kürdistan’daki katliamları engellemek ve oradaki direnişi desteklemek için yeteri derecede Avrupa’da eylemsellik gelişti mi?

KCD-E mücadelenin bir cephesidir. Avrupa’daki mücadelenin ana kurumlarındandır. KCD-E, Kürdistan’daki mücadelenin bir parçasıdır aynı zamanda. Üçüncü dünya savaşı olarak adlandırılan ve Kürdistan merkezli gelişen bu savaşta Kürtler taraftır. Kuzey Kürdistan da bu savaşın bir cephesidir. Orada sömürgeciler Kürt halkının özgürlük mücadelesine saldırıyor. Ortadoğu’daki sömürgecileri temsilen Kuzey Kürdistan’a saldıran Türk hükümeti ve devletidir. Bizler de Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar olarak sömürgecilere karşı verilen mücadelede Kürt halkının Avrupa’daki direniş ayağını oluşturuyoruz.

Şüphesiz oradaki katliamları engelleyebilecek eylemsellik içerisinde olamadık. Şüphesiz eylemlerimiz etkili olmuştur. Fakat oradaki direnişe denk düşen bir eylemsellik oluşturamadık. Kobanê eylemlerindeki ruhu yakalayabilirdik, bu olmadı. Bu özeleştirimizdir. Bundan sonra bizlere düşen, oradaki direnişe denk düşen bir eylemsellik içerisine girmektir.


KCD-E Avrupa’daki Kürtler için nasıl bir alternatif yaşam inşa ediyor?

Kürtlerin yaşadığı coğrafya için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bir model sunmuştur. Bu model kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitedir. Avrupa’da KCD-E, demokratik toplum merkezleri üzerinden demokratik moderniteyi yaşamsallaştırma çabasında. Son 3 yıldır demokratik toplum merkezleri üzerinden bir inşa sürecine girilmiştir. Dolayısıyla Kuzey Kürdistan’daki öz yönetimlere yabancı değiliz. Bu sürecin içindeyiz. Kuzey Kürdistan’daki öz yönetim modelini tüm dünyaya, kamuoyuna, kurumlara tanıtıyoruz. Hem yerel, hem orta derece hem de merkezi kurumlar üzerinden kabul görmesi için çalışmalar yürütülüyor. Avrupa Konsey, ve BM nezdinde kabul görmesi için diplomasi çalışmaları yürütüyoruz. Kuzey Kürdistan’daki öz yönetimin diplomasi ayağını yürütüyoruz. Öz yönetimleri tanıtıyoruz. Bu modelin savaşı durduracak bir model olduğunu anlatıyoruz.  

Bu model bugün Ortadoğu için modeldir ama Avrupa için de bir model olabilir. Rojava ve Kuzey’deki modelin tanınması için ciddi çalışmamız söz konusu ama yeterli değil şüphesiz. 


Yeni bir paradigmadan bahsettiniz, dernekleşme mantığını ortadan kaldırıyor. Meclisleşmeye, komünleşmeye ve yatay bir örgütlenmeye gidiliyor. Bunu biraz açabilir misiniz?

Halkımız 90’larda, klasik anlamda dernekler kurdu, örgütlendi. O zamanın ihtiyacını karşılayan olumlu bir adımdı. Ama geldiğimiz aşama itibariyle yeni bir örgütlenme ihtiyacı doğmuştur. Burada ekonomik, siyasi, sosyolojik ve kültürel anlamda halkımızın ihtiyaçları için yeni oluşumlara ihtiyaç var. Bizler buna cevap olmak zorundayız. Tabii on yılların alışkanlıklarını kırmak zordur. Dernek mantığından, toplum merkezlerine geçiş zor oluyor ama bunu yavaş yavaş başarıyoruz. KCD-E bünyesinde 500 civarında kurum var. Aynı şekilde kadın hareketi de ciddi bir örgütlenme içerisine girmiş durumda. Tabii tüm bu değişimin içini doldurmak için ciddi bir çaba içerisine girilmesi gerekiyor. Avrupa’da halkımızın ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel anlamda çok boş bırakıldığı şu an daha çok ortaya çıkıyor. Bizler merkezi olarak kooperatifler kurmuyoruz. Ama halkımızı bu tür girişimlere teşvik ediyor ve perspektif veriyoruz. Avrupa’da halkın biraraya gelip ülkelerin özgünlüklerine göre kooperatifleşme çalışmaları var. Bizler bu anlamda bir perspektif sunarız. Avrupa’daki örgütlülüğümüz ne kadar gelişirse, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın eli o kadar güçlenir. Buradaki mücadele, sadece eylemlerle sınırlı değil. Örgütlenme çalışmaları çok yaşamsaldır. Bireylerin de buna göre hayatını düzenlemesi ve mobilize etmesi gerekiyor. Kurumlar daha fazla sahiplenilmeli ve meclisler daha da büyütülmelidir. 


Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıların çoğunluğu işçi ve emekçi. Bir çoğu bulunduğu ülkenin vatandaşı. Oy hakkı bulunmasına rağmen politik anlamda ciddi bir etkisi yok. Gerek sendikal örgütlenme gerekse politik alanda daha etkin olmak için nasıl bir çalışmanız olacak?

Bu konu bizim de son zamanlarda yoğun olarak tartıştığı ve üzerinde durduğu konular. Özellikle ülkelerde sendika, siyasi partilere katılım sağlanması ve bulundukları toplumların geleceğinde söz sahibi olunması noktasında daha fazla çalışmalar yürütüyoruz. Daha önce belediyelerde encümenler yoktu veya azdı. Fakat artık giderek bu sayı artmaya başladı. Tabii, Almanya’da bu çalışmalar daha aktif yürütülüyor. Gerek Federal Parlamento, gerekse yerel parlamentolarda giderek daha fazla etkili olunuyor. NAV-DEM’in bu noktada ciddi çalışmaları var. Bu bir gelişme sağlıyor aslında. Sendikalardaki örgütlenme de çok önemli. Sendikalarda 30 yıldır hem Türkiye hem de Kürdistan haklarının ciddi temsiliyet sorunları var. Sendikalardaki örgütlülük, emekçilerle direkt teması gerektiriyor. Sendikalarda örgütlenemiyorsanız, halkın ekonomik alanında ya da sosyalitenin olduğu yerde yoksunuz demektir. Bu sorunu gidermek için bu alana ciddi şekilde yoğunlaşmamız gerekiyor. 

Son olarak belirtmek istediğim bir şey var. 22 Şubat’tan 12 Mart’a kadar Strasbourg’da oturma eylemi yaptık. Bu eylemin diplomasi alanında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu eylemde Türkiye hariç diğer 46 üye devlete dosya sunuldu. Türkiye’nin savaş suçları, verilen bu dosyalarla teşhir edildi. Hedeflenen tam olarak ulaşamasak da Kürdistan’da direnen halka büyük moral olduk. Yine AİHM’in katliamları onaylayan kararlarına ciddi bir tepki gelişti. Buradaki kurumların sessizliğinin teşhir edildiğini düşünüyorum. Avrupa Konseyi’ndeki oturumların sona ermesinden dolayı Strasbourg’taki eylemimiz sona erdi. Biz Brüksel’de başlayan eylemimizle de Avrupa kurumlarının Kürdistan’daki katliamlar için harekete geçmesini sağlayacağız. Kuzey Kürdistan’daki katliamlara karşı burada bir ses olacağız. Avrupa Parlamentosu’nun merkezi Brüksel’de., oradaki direnişe denk düşecek şekilde eylemlerimizi sürdüreceğiz. Bu saatten sonra Avrupa’da yaşayan halklarımız, Kürdistan’da yaşanan katliamlara ciddi bir şekilde katılmalı ve tepki göstermeli.  


REHA SARI/STRASBOURG