Güzel bir sonbahar sabahında bir grup kadın arkadaş, okulumuzun bahçesindeki kalın gövdeli ağaçların gölgesi altında oturmuş, sohbet ediyoruz. Sonbaharın hafif serinlemeye başlayan havasını ciğerlerimize çekerken, ders saatinin gelmesini bekliyoruz. Herkes sabahın erken saatlerinde uyandığı için oldukça dinç. Ve hepimiz bileşim olarak ilk defa ders olarak işleyeceğimiz jineoloji hakkında konuşuyoruz. Çok merak edilen bir konu olduğu için herkeste heyecan var. Özellikle kadın ortamı içerisinde jineolojiye; yani kadın bilimine büyük ilgi ve anlama istemi var. Bu ruh hali ders atmosferine de yansıyor.

Birkaç güne yayılan bir ders olarak işleniyor jineoloji. Mücadelenin yürütüldüğü her alanda yıllardır yapılan eğitim ve aydınlanma çalışmaları içerisinde en yeni ders; jineoloji oluyor. Bu, özgürlük hareketinin gündemine yeni girmesi ve bu konudaki çalışmaların da yeni başlaması ile ilgili. Bu alandaki çalışmaların bir yönünü de eğitim zeminlerimizde verilen jineoloji dersleri oluşturuyor. Kadın erkek herkes ilgileniyor ve anlamak istiyor. Bu yüzden dersin ilk tartışması; “jineoloji denilince ne anlıyoruz, düşüncelerimizde ilk oluşan nedir” sorusu üzerinden gelişiyor.

Jineoloji soyut bir tanım değil

Birçok cevap, birçok farklı görüş açığa çıkıyor. Kimi zaman birbiri ile çatışan görüşler de çıkmıyor değil; bütün bunlar tartışmaları zenginleştiriyor, farklılık katıyor. Kimi arkadaşlar kadının ve toplumun hakikat arayışı olarak yorumluyor, kimisi kadından çalınan bilimin, tüm bilgi yapılarının yeniden kadın düşüncesi ile inşası, toplumsallıkla buluşması, kimisi ise özgürlük, yaşam, toplum bilimi olarak yorumluyor. Kimse soyut ele almıyor, herkes daha fazla somutlaşması için çaba harcıyor. Sonuç olarak hepsi ortak bir paydada, farklılıkların açığa çıkardığı bir tamamlanma, bütünleşme içerisinde birleşiyor. Tabii herkes şu görüşte hem fikir; jineoloji çok daha geniş ve zengin bir içeriğe sahip.

Kadın, yaşam, özgürlük bütündür

Ders akışı içerisinde en çok tartışılan konulardan birisi kadın doğası, toplum ve yaşamın doğası, beraberinde özgürlük oluyor. Kadın ve toplum, kadın ve yaşam, özgürlük birbirinden kopuk ele alınmıyor. Birbirinden kopartılan bu gerçeklere jineoloji ile birlikte yeniden bütünlük kazandırılmaya çalışılıyor. Kadını nasıl tanımlıyoruz, mevcut kadında eleştirdiğimiz neler, özgür kadın kimdir soruları çıkıyor karşımıza.
Kadın doğası hem toplumsal, hem felsefi, hem kültürel, hem tarihsel, hem biyolojik olarak tartışılıyor. Tartıştıkça kadının ne kadar derin, ne kadar anlam yüklü, ne kadar toplumsal olduğu bir kez daha çıkıyor karşımıza. Kadının rahminde oluşan canla başlayan yaşamın kadının düşüncesinde, duygularında nasıl şekillendiğini, topluma nasıl can verdiğini, bunu nasıl zenginleştirdiğini görüyoruz. Bunları sadece bin yıllar önce yaşanan doğal toplum ile değil, bugün ile de değerlendiriyoruz. Bu şekilde değerlendirirken kadınlar olarak sistemin bizi ne kadar tahrip ettiğini daha iyi çözümlüyoruz. Kendi doğamızdan ne kadar uzaklaştırıldığımızın analizini yaparken, kadınlar olarak hala güçlü olan yanlarımızı da ele alıyor, bunlara daha çok sarılmamız gerektiğini söylüyoruz. Yetersizlikler olsa da bu sisteme karşı tek alternatifin yine kadın gerçeği olduğunun argümanlarını daha somut tartışıyoruz. Kimi zaman çelişkiler de çıkıyor. Bu doğal karşılanıyor elbette. Çünkü soruların yaşamın bir parçası olduğunu en iyi biz kadınlar biliyoruz.

Duygu ve düşünce yoğunlukluyuz

Kadınlar olarak kendi gerçekliğimizi ele alırken çok hoş bir atmosfer oluşuyor. Bir arkadaşımız kendi görüşlerini ya da çözümlediği özelliklerini anlatırken, birçoğumuz kafa sallıyoruz. Kadınlar olarak ortak yönlerimizin çok olduğu anlamına geliyor bu. Dile gelenler, hepimizin ortak yaşadıklarıdır aslında.
Annelerimizi; bize öncülük eden yaşlı bilge kadınlarımızı anıyoruz. Aslında yaşamı ne kadar yalın bir biçimde bize gösterdiklerini söylüyor ve ancak şimdi daha iyi çözümleyebildiğimizi itiraf ediyoruz.
Tartışmaların sonuna doğru bir arkadaş yaşadığı duygu yoğunluğunu, ”kadın olduğum için çok mutluyum” diyerek dışa vuruyor ve hepimiz ona gülümsüyoruz. Tartışmalar kimi zaman kahkaha ile kimi zaman biraz hüzünlü, kimi zaman ise birbirine yöneltilen farklı farklı sorular ile yani duygu ve düşünce yoğunluğu ile geçiyor.

Kadının direniş tarihi

Kadın tarihi, dersin en belirgin konularından biri oluyor. Kadının direniş tarihi olarak tanımlıyoruz yaşananları. Kutsal inançlarımızın kutsal anası, bilge kadını, şifacı kadın olarak ele aldığımız, toplumsallığın, kadın kimliğinin en güçlü ve somut ifadesi, kişiselleşmesi olan tanrıça kadınları anlatıyoruz. İnanna’dan İştar’a, Tiamat’a, Kibele’ye, Afrodit’e ve daha birçok tanrısal kadın kimliklerini tek tek tartışıyoruz. İlk kutsallık olan kadın bedeninin, kadın ruhunun, kadın yaratımlarının toplumu ne kadar güçlendirdiğini ifade ediyor her arkadaş. Zalim tanrılara karşı tanrıçalar kadın değerlerini korumak için çok mücadele ediyor, ancak binbir yalan ve hile ile, şiddet ile kurnaz tanrılar ana tanrıçanın kudretini çalıyor. Çok tanrılı inançlarda da, tek tanrılı inançlarda da kadını ele alış biçimi değişmiyor, kadına yapılan zulüm sona ermiyor.
Dinlerde de kadının konumu değişmiyor hatta daha da kötüleşiyor. Erkek geliştirdiği her egemenlikli sistemi, ilk olarak kadını daha fazla köleleştirme üzerinden yapıyor. Bunu yazıya, kutsal kitaplara da geçiriyor ve bunları yine kendi yorumluyor. Buna karşı var olma mücadelesi devam ediyor, ancak eskisi kadar görkemli değil. Çünkü kadın çok yara almış bir durumda. Kadın yaratımı olan her şey, artık erkek zekasının ürünü olarak lanse ediliyor. Ders içerisinde bu süreçler derin tartışmalara konu oluyor. Tarihin ne kadar çarpıtıldığı, kadının köleleştirme sürecinin açık ortaya konulmasının kadının özgürlük tarihi açısından da büyük bir başlangıç olacağı belirtiliyor.

Jineoloji katledilen kadınların anılarına verilen bir cevap

Yıllardır içimizde ele alınan bu hususlar, jineoloji ile birlikte daha farklı bir boyut kazanıyor. 15. yüzyılda cadılık suçlaması ile başlayan kadın jenosidi de kadın direniş tarihinin bir parçası. Resmi tarihte karşılaşmadığımız, toplumda hala cadıların şeytani güçler olarak inanıldığı, insanlara korku salan korkunç yaratıklar olarak kabul edildiği bu olguyu, biz özgür kadınların devamı olarak tartışıyoruz. Bilge, şifacı kadınların, tanrıça kültürünün bu temsilcilerinin nasıl vahşice katledildiklerini söylerken, birçoğumuz şimdi IŞİD’in Ortadoğu topraklarında kadınlara yaptığının da aynı uygulamalar olduğunu biliyoruz.
Kadın katliamları, tarihten günümüze sistemin en çok başvurduğu sindirme, irade kırma yöntemi oluyor. O yüzden şimdi her kadının bu katliamlara karşı yürüteceği mücadelenin, kadın örgütlülüğünün, tarihteki cadı katliamlarında katledilen kadınların anılarına verilecek bir cevap olduğunu biliyoruz.  

Bilme kadınla başladı

Bilim konusuna, bilmenin kadınla başladığı gerçeğiyle başlıyoruz. Kadın ve bilimin birbirini tamamladığını, bir araya gelerek yaşamın anlamını açığa çıkardığını belirtiyor arkadaşlarım. Kadın ve bilim, özellik ve karakter olarak toplumsallığı oluşturduğunu, yine yaşamın ilkelerine yön veren, bilinmeyeni toplumsallık lehine açığa çıkaran bir gerçek olduğunu değerlendiriyorlar. Bir arkadaş ‘‘insanlar bilmeye başlayarak hakikat arayışına çıktılar. Bu yolda öncülük yapanlar da kadınlardı’’ diyor. Bir diğeri; ‘‘bilmek kutsaldır, doğal toplumda insanlar bildikleri gibi yaşıyorlardı. Bildikleri, onlara doğru yaşama konusunda öncülük yapıyordu. Oysa şimdi herkes bilmekten, gerçekten kaçıyor. Yanlışları, kendilerine doğru yapıyorlar’’ diyerek eleştiriyor mevcut toplumsallığı.
Bugün bilimin herkesi, her şeyi bilim alanı, bilim disiplini olarak almasına rağmen bilimin anası olan kadını, kadın gerçeğini, hakikatini bilim alanının dışına ittiğini, yine bilimin de kadını çarpıtarak, güçsüzleştirerek ele aldığını belirtiyoruz. Mevcut bilimin kadını aslında hiç anlamadığı, bilmediği, bu konuda cahil olduğu, gerçekleri çarpıtarak toplumun zihniyetine müdahale ettiği değerlendiriliyor birçok arkadaş tarafından.

Kadının bilim ile buluşması iktidarın ayaklarının yıkılması demek

Bilim kadını bir meta olarak ele alıyor. Tarihte, ekonomide, sosyolojide, biyolojide, psikolojide, tıpta, politikada kadın sanki yokmuş gibi yaklaşıyor. Toplumun bir yarısı erkekse, diğer yarısının da kadın olduğunu hatta bütün erkeklerin anasının kadınlar olduğunu görmek istemezcesine yaklaşıyor.
Kadınlar olarak şu gerçeği iyi biliyoruz ki, kadının bilim ile kadın aklı ve doğası ile buluşması demek, bilgi üzerinde gelişen iktidar ayaklarının yıkılması demek. Ders içerisinde de kadın biliminin nasıl oluşturulacağı tartışılırken kadının kendi doğasını, kendi tarihini, kendi yaratımlarını, emeğini, bilme yöntemlerini yeniden ele alarak, kadın bilimini oluşturacağı söyleniyor. Bu anlamda en çok tartışılan konulardan biri, jineolojinin yöntemleri oluyor.
Kadınların bin yıllardır kendi yöntemlerini geliştirdikleri, bunun sistem tarafından kadından çalındığı söyleniyor. Bugün erkeğe mal edilen birçok bilimsel yöntemin aslında tarihten beri kadınlara ait olan yöntemler, arayışlar olduğu söyleniyor. Bunların toplumun bilme yöntemleri olduğu gerçeğini hepimiz biliyoruz. Yine sosyal bilimlerin yeniden ele alınması, doğal bilimler ile sosyal bilimlerin birbirinden ayrı değil, bir bütünün parçası olduğu dile getiriliyor. Bilimsel alanda da ayrıştırılan birinci doğa olan doğa ile ikinci doğa olan toplum doğasının yeniden bir araya getirilmesinde jineolojinin öncülük yapacağı gerçeğini daha da derinleştirmek istiyoruz. Bilime yaklaşım, kurumlaşma, pratikleşme bölümü somut örnekler, her alana göre özgünlükler ile devam ediyor. Somut öneriler, eleştiriler gelişiyor.

Tartışmalarımız tarihin bir parçası olarak kalacak

Elbette bu tartışmalar, bu çalışmalar bir ders ile bitmiyor. Jineoloji içinde birçok çalışmayı, konuyu ele alan bir bilim alanı. Jineoloji dersleri bunun sadece bir parçasını oluşturuyor. Jineolojiyi genele açan, herkesin rahatça görüşlerini dile getirdiği, birçok konuyu tartıştığı bir zemin oluyor. Görülen bu derslerde dahi insan jineolojinin ne kadar toplumsallıkla bağlantılı olduğunu görüyor. Çünkü bir kesim ile değil herkes ile başlatılmak, derinleştirilmek ve devam ettirilmek istenen bir bilim kadın bilimi. Görülen her jineoloji dersi, bir jineoloji çalışması, bir tartışma zemini oluyor. Hepsi ileride tarihin bir parçası olarak kalacak çalışmalar olarak değerlendiriliyor. Jineolojinin zemininin daha güçlü atılması için önemli bir adım oluyor.  
Birkaç gün devam eden ders tartışmalarının sonunda bu ders zeminini, tartışmalarını ölümsüzleştirelim diyoruz ve jineoloji yapan kadınlar olarak açığa çıkan enerjimizi, gülümseyerek bir fotoğraf karesinde tarihe bırakıyoruz.



ARMANC SARYA