Melek Tavus’un halkı yetmiş üçüncü kez katlediliyor egemenlerin kanlı arenasında. Hiçbir halkı, hiçbir dini, hiçbir inancı hor görmemiş, aşağılamamış bir dinin mensupları ve onların kadim inançları yeryüzünden silinmeye çalışılıyor.  Yüzyıllar boyunca kılıçtan geçirilmişler, öz yurtlarından sürülmüşler, türlü işkence ve eziyetlere maruz bırakılmışlar ama inançlarından vazgeçmemişler, direnmişler, Sincar dağı gibi dimdik durmuşlar zulmün karşısında.

   Pek çok insan  Derwêş ve Edulê’nin aşkıyla tanımıştır Êzîdîleri. Ortadoğu coğrafyasının tanık olduğu en büyük aşkın, ihanetin, yıkımın destanı. Dinleyen her insanın ruhunda aşka, yurtseverliğe dair büyük fırtınalar demleyen; ihanete, korkaklığa dair büyük öfke nehirlerini yürüten destan. İhanetlerle sınanmış, tuzaklardan geçmiş bir yurt sevgisiyle dolu, yurdunu aşkının tapınağı, aşkını yurt sevgisinin yatağı yapmış iki insan. O yüzden Êzîdîlik denince akla sevda gelir, adanmışlık gelir, yurt sevgisi, halk sevgisi gelir. Zulmün karşısında ikirciksiz bir onurlu ve ilkeli duruş gelir akla. Derwêş ve on iki süvari yoldaşı bin yedi yüz işgalci Arap ve Türk süvarisine karşı cenge giderken sadece Edulê’nin Derwêş’in yüreğine saldığı ateş değildir onları bu ölüm kalım savaşına süren. Onlar Mezopotamya toprağında yaşanacak tüm özgür sevdaların fedaisidir. Onlar özgür ülke olmadan yaşanacak temiz bir sevda olmayacağının bilincindeki bilgeliğin yoldaşlarıdır. Onlar ateşin ve güneşin yoldaşlarıdır. Onlar umudun, sevdanın, yarına inanmanın, güzel yarınları beklemenin şarkısını kılıçlarının keskinliğine katık edinen havarilerdir.  
“Sincar Dağları’nda  Derwêşê Evdî’nin yanında olsaydım! Beyaz atların sırtında Musul ovasına dalsaydım! Derwêş vurulduğunda sırtlayıp Kürdistan dağlarına götürseydim!
O’na, bak! Binlerce Edûlê ve onikiler var deseydim! Tanrıçaların taht kurduğu bu dağlarda
Rahat uyu deseydim! Ölüm… Nerelerden… ve nasıl gelirse gelsin. Artık gam yeme!
Kesinleşen Kürtlük ve özgür yaşam Ebedi gerçekliktir deseydim!”
   Tarihin cilvesine bakın ki bugün tıpkı üçyüz yıl önce olduğu gibi Arap ve Türk işgalciliği yeniden çöküyor bütün vahşiliği ve uğursuzluğu ile Êzîdî yurdunun üzerine. Yine ihanet kol geziyor çevrelerinde. Yine amansız, zamansız bitimsiz sinsi tuzaklar kuruluyor Melek Tavus’un halkının etrafında. Kardeş bildikleri onları yapayalnız, bir başına bırakıyor bin bir başlı ejderhanın karşısında. Yine, bütün ahlaki değerlerden yoksun binlerce on binlerce vahşi işgalciye karşı bir avuç havari gerilla Musul ovasını baştan başa yarıyor.  Arap ve Türk Sünniliğinin gayrı meşru çocuğu, uluslararası emperyalizmin beslemesi  DAİŞ denen bin başlı canavara karşı Kürdistan’ın onur ve özgür yaşam savaşçısı Kürt gerillası,  önderliğinin Derwêşleşme perspektifinden aldığı güçle yüreğinde Edulê sevdasıyla Sincar dağlarında barbarlığı, vahşeti, zulmü, ihaneti yerle bir ediyor. Tüm Ortadoğu ve Mezopotamya halklarının oğulları ve kızlarının yüreğinde bitimsiz sevdalar mayalıyor. Yüreğini, Sincar dağlarında vurulmuş Derwêşlerin yanına yatırıyor. Tek bir yaralı Derwêş yerde kalmıyor. Sırtlayıp vahşetin ve ihanetin vurduğu yoldaşlarını Musul ovasına dalıyorlar. Cehennemi aralayıp yarattıkları güvenli koridorlardan Kürdistan dağlarına taşıyorlar halklarının çocuklarını.  
    Rahat uyu diyorlar Derwêş’e. Gam yeme, artık tutsaklık dolaşamaz halkının çeperinde.  Ölüm nerden ve kimden gelirse gelsin gam yeme. Kesinleşen Kürtlük ve özgür yaşam ebedi gerçekliktir. Bak bütün Kürdistan dağlarında binlerce Derwêş ve Edulê dolaşıyor. Tüm dağları Kürdistan’ın Sincarlaşıyor. Derwêşleşen gerilla, Edulê sevdasıyla yürüyor özgür Kürdistana.