Özgecan Aslan'ın vahşice katledilişi hepimizin içini yaktı. Erkek egemen kültürün erkeğe bağışladığı özgürlük, her gün kadınların canlarını, haklarını, özgürlüklerini alıyor. Özgecan gibi binlerce kadın da erkek vahşeti ve şiddetinin kurbanı. Evlerine dönmek için adımlarını atan, ne Özgecan ne de diğer kadınlar yaşamlarının kıyısında yürüdüklerini fark edemediler. Özgecan ardından, kadınları aramızdan alan bu cinayetlere ilişkin siyasetçiler, hukukçular, sosyologlarca değerlendirmeler, analizler yapıldı/yapılıyor ama “Ne yapmalı?” sorusuna bir türlü cevap bulunamadı: “AB ülkelerindeki mevcut olan fiziki ya da kimyasal hadım uygulaması uygulanmalı, idam edilmeliler, gerçek adalet uygulanılmalı, yasalarda değişiklikler yapılmalı…” Çoğunluğu yasal işlemler üzerinden gerekli işlemlerin yapılması taraftarıydı. Küçük bir soru ile devam edelim: Tüm bunlar erkek egemen zihniyetin devamlılığını hadım ve idam etmeye yeterli olacak mıdır?
Doğru olana ‘doğrudan’ gidersek
Söz konusu olay, Özgecan'ın 20 yaşındaki bedeniyle sınırlı değil, tüm kadınların onur meselesidir. Özgecan'ın katli ve kadın cinayetleri muhalefetin, paldır kültür tartışmalarıyla analiz edilemeyeceği gibi, çözümlenemez de. Öncelikle oluşturulmuş eril zihniyet karşısında ne tutum alınması gerektiğine kadınlar kendi iradeleri ile yanıt bulmalı. Erkek egemen zihniyetin merkezi olan iktidar-devlet ikilisi, kadınlar üzerinde verilecek kararlar doğrultusunda yorum yapmaktan uzak durmalı.
Türkiye-Kürdistan sınırları içerisinde insanlık nüfusunun yüzdelik payının çoğunluğunu kadınlar oluşturmakta. Buna rağmen kadınları kapsayan hiçbir yasa, hiçbir hak onların kitabında yer almamakta. Hergün en az bir kadının katledildiği ülkemiz sınırlarında bu, sorgulanması gereken bir durumdur. İlk olarak, nüfusun çoğunluğunu oluşturan ''kadın'' buna netlik getirme gücüne erişmelidir.
Hukuk sisteminden bilimine, felsefesinden ekonomisine, siyasetinden diğer alanlara, köklerine kadar eril zihniyet kokan bir sistem nasıl olur da bizim bedenlerimiz üzerinden, kürsü konuşmalarında karar mekanizmaları oluşturur? Bu kürsüye çıkanlardan, tüm ülke insanlarını duyarlı olmaya çağıran Davutoğlu’nu hatırlatalım. Ardından da o gün içerisinde kadına yönelik saldırı boyutlarını protesto eden kadınların, paldır küldür gözaltına alınmasını hatırlayalım. Peki, onların diline sürtüşen duyarlılık boyutuna ilişkin, kafalarımızda soru işareti oluşmadı mı? “Kadına uzanan elleri kıracağız!” kelimesini ağızlarında zırva yapanlar, neden polislerinin ellerini ve polis devletin merkezi olarak kendi ellerini kırmıyorlar? “Özgecan’ın cinayeti üzerinde bizzat duracağım” diye nara atanların, bu olay üzerine oturdukları toplantılara şöyle bir göz gezdirin. O masada oturan tek bir kadın bulamayacaksınız. Varsa da söz hakkının verilmediğini net olarak görebilirsiniz. Yaşamın her alanına şiddet kültürünü yaymış bir masa, kadınlar üzerinde konuşma hakkına sahip değildir.
Güç olmanın zamanı
Şiddet nereden gelirse gelsin, bunun karşısında kadınlar kendi kurumlarını oluşturmak durumunda. Kadınlar olarak, kadına yönelik saldırıları hesapsız bırakmamalı ve bu saldırıları eril zihniyetin hükümdarlarına devretmemeliyiz. Erkeğin zulmüne karşı kadın birlikleri oluşturulmalı. Ordu, polis, koca, gelenekler, hukuk, saldırı boyutları nereden gelirse gelsin kadınlar oluşturacakları öz savunma pozisyonundan ayrılmamalıdır. Kadına yönelik saldırıları kendine hak belleyen her kim ise cevabı verilmelidir. İktidar tekelinden yayılan erkek egemen zihniyet karşısında alınması gereken tutum, kadınların kendi bedenleri üzerinde, kendi kararlarını alabilecek bir düzenin kurulması ve zihniyet devriminin gerçekleştirilmesidir. Kadının güç olduğunu göstermenin tam zamanı. Bunun dahilinde kadına karşıt tüm anlayışları zihin kanalizasyonlarına koymanın da zamanıdır. Özgün kadın çözümleri bu netlik ile geliştirilmelidir.
Zihin devrimi
Hadım etme, idam, ömür boyu hapis cezaları, hiçbir çözümü getirmeyecektir. Önemli olan zihniyetlerin yenilenmesi ve değiştirilmesidir. Vicdanı ve insanlığı ahlak boyutuna ulaştıracak tek güç kadının elindedir. Kadını anlayacak, koruyacak olan yine hemcinsi olacaktır. Kadınlar, kapitalizmin yaşattığı kadın katliamları ve toplumsal ahlaka yönelik saldırılar karşısında anlamlı bir direnişi tercih etmelidir.
Özgecan şahsında, kadına yönelik katliam yalnızca bedenlerle sınırlı değildir. Kadınlık onuruna yapılmış bu topyekun saldırı ve katliamlar karşısında gücümüzü, sesimizi ve tepkimizi ortaklaştırmalıyız. Zihniyet zehrini yaygın kılan bu canavarlara karşı birleşmeli, mücadelemizi süreklileştirmeliyiz. Eril ve hastalıklı bu zihniyetten, sistemden arınmanın yolunu kadınlar yaratmalıdır. Kısacası kadın ''kendi adalet sistemini'' oluşturmalı. Bu aynı zamanda öz savunma niteliğinde olması gereken bir adalet arayışı olmalı. Tek fark, bu kez onların adaletini kabul etmeyeceğiz, alışmayacağız, susmayacağız, yas tutmayacağız; isyanda olacağız!
Kadın alternatiflerini yaratacak
Kadını köleleştiren egemen ve sömürgeci erkek zihniyetin tüm anlayışlarını (dar, mülkiyetçi, sömüren, katleden) bu isyanın oluşturduğu birlik ile yıkacağız. Ve en büyük örgüyü onların başına öreceğiz. Toplumları ahlaki ve politik olarak düşüren en belirleyici konuma sahip bu zihniyetin yaşatıldığı alanları da yok edeceğiz. Ahlaki kriterleri bile kendi temel zihniyetine göre şekillendirmiş her varlığa yaşamı dar edeceğiz. Bu yönde kadın eksenli bir toplumun en ahlaklı toplum olacağı temelinde yeni bir dünya inşa edecek ve kendi alternatiflerimizi kuracağız. Bu alternatifler onların sistemleri dahilinde sınırlı kalmayacak. Sınırları zorlayacak alternatifler ilkemiz olacak. Klanda, doğal ve toplumsal yaşamda nasıl ki her şey kadınla başlamışsa, şimdi de öyle devam edecektir. Bu ahlakını yitirmiş toplumları silkeleyecek tek olgudur. Yaşamın neresine dokunursak dokunalım, eril zihniyetin elimize bulaşmasına artık izin ve geçit yok. Tepeden inme yasaları da onlara kalsın!
Son olarak da şunu belirtmek isterim; tüm bunlar tam anlamıyla gerçekleşmedikçe, ülkemizde tek bir kadın bile özgürleşmedikçe biz kadınlar bu dağları zirveleştirmeye devam edecek ve silahları bırakmayacağız! Elimizdeki silahlar, kadın özgürlüğünün savunma mekanizmasını barındırmaktadır ve bu mekanizmaların ne zaman çekileceği de bizlerin elindedir!