
Diaspora ne diyor? 1.bölüm
KCD-E Eşbaşkanı Murat Ceylan, Türkiye ve Kürdistan’da AKP’nin soykırımcı politikalarına karşı Avrupa’da Türkiyeli bütün demokratik inisiyatiflerle birlikte barış ve demokrasi mücadelesinin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Ceylan, Avrupa’daki Kürtlerin ve dostlarının destekçi pozisyondan çıkıp sürece müdahil olması gerektiğini söyledi.
Ceylan’a AKP’nin katliamcı politikalarının altındaki nedenleri ve Avrupa’da yapılacak eylem ve etkinlikleri sorduk.
AKP Hükümeti/Türk devleti, topyekun savaş konsepti başlattı; Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve tüm demokrasi güçlerine yönelik saldırı dalgası devam ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP hükümetinin karekterini ele aldığımızda fazla şaşıracak bir durum yok. İktidara geldiğinden bu yana Kürt halkına çok sinsice yaklaşmaktaydı. Aslında çözüme yönelik bazı göstermelik yaklaşımları olsa da aslında Kürt halkına fiziki bir soykırım gerçekleştirmeye çalışıyor. En fazla çocuğun katledildiği dönem, AKP dönemdir. Devletin resmi uçaklarıyla Kürt halkının çocukları katledildi. Katledenler de tebrik edildi. AKP döneminde, yanlızca son dört aylık dönem değil genel olarak bir tecrit uygulanmakta. Bu duruma Kürt halkını alıştırmaya çalışıyor. Çok sinsi bir yaklaşımla karşı karşıyayız. AKP eğer son seçimde tek başına iktidar olsaydı, Kürt halkına topyekün bir soykırım uygulayacaktı. Şu anda ellerindekini kaybetme korkusuyla HDP’ye saldırıyor. Bundan dolayı hem Başkan Apo hem de HDP’den intikam almaya çalışıyorlar. Rojava’da bütün halkların bir arada yaşama projesi ortaya çıktığından beri AKP, açık bir şekilde Kürt halkına saldırmakta. Dünyanın neresinde Kürtler bir kazanım elde ederse buna saldıracak konumda. AKP’nin bu yüzünü çok iyi biliyorduk. Bugün Kürt halkına yönelik topyekun saldırı, Türkiye kamuoyu tarafından da bilinmekte. Türkiye kamuoyundan kimse sesini çıkaramıyor. Hepsi bastırılmış ve tehdit altında. Sanatçılar, akademisyenler, avukatlar hiçbiri sesini çıkarmıyor. Bu durumun aşılması gerekmekte.
Kürt sorununun çözümünün, barışın tesis edilmesinin, müzakerelerin yeniden başlamasının koşulu sizce nedir? Bu noktada size, demokrasi güçlerine Avrupa’da nasıl görevler düşüyor?
Müzakerelerin yeniden başlaması için başta Kürt Halk Önderi Öcalan’ın müzakere koşullarının ahlaki olarak ele alınması gerekmekte. Başkan Apo’nun 2013 Newrozu’nda yaptığı açıklama ile başlayan süreç, Türkiye’de gerçekten barış ve demokrasi umudu yeşertti. Tüm kesimler tarafından takdir aldı. Aslında Türkiye kamuoyu buna hazırdı. Fakat gelinen aşama, AKP’nin niyetini ortaya çıkardı.
Eminim ki şu an akil insanların da çoğu, yaşananlardan dolayı, AKP’nin yaklaşımından dolayı geri çekildi. AKP’nin gerçekten Kürt halkının mücadelesine karşı niyeti ve pratiği kötü. Türkiye’nin geleceğine yönelik pratiği de kötüdür. Bu bağlamda Başkan Apo’nun koşullarının düzelmesi lazım. Kürt halkına şantaj yapılarak başarı elde edemezler.
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, artık sadece Kürtler için mücadele etmiyor. Bunun en basit örneği Kobanê ve Şengal’dir. Büyük bedeller ile bütün halkları, bütün toplulukları korumaya çalıştığı tüm dünya tarafından görülmekte ve kabul edilmektedir. Buna karşın özgürlük hareketini bombalamak, DAİŞ’e desteğe devam etmek... Müzakere bu tarz ile bir yere gidemez. Şu an ortada Kürt halkının ve dostlarının bir talebi var: Başkan Apo’nın kuşullarının müzakereye uygun getirilmesi. Sadece bu yetmez, aynı zamanda Kürt Halk Önderi’nin özgür kalması gerekiyor. Bu durum, Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan için acil bir şekilde halledilmeli.
İkinci olaraksa, Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne yaklaşımın gözden geçirilmesi lazım. Devlet, HDP’li, DBP’li gençleri sokak ortasında infaz etmek istiyor. Türkiye devletinin bu yaklaşımını gözden geçirmesi gerekiyor. Müzakerenin askıya alındığı dönemde topyekun bir katliama başvurması, AKP’nin niyetinin pratiğidir. Mesele sadece iktidar değil. Bu, devletin AKP eliyle yaklaşımıdır.
Türkiye devletinin inkar ettiği Asuri-Keldanilerin, Alevilerin, Êzîdîlerin, Ermenilerin ve hatta dışladıkları Türkmenlerin bile içinde olduğu bir sistemle olan yaklaşımını gözden geçirmesi gerekiyor.
Avrupa’daki kurumların, sizin savaş konseptine karşı somut planlamanız, eylem, etkinlik programınız var mı?
KCD-E kongresini yaptığımızda, Öcalan’ın özgürlüğü, Rojava’nın statüsünün kabul görmesi, Kuzey Kurdistan’da yerel yönetimlerin yani HDP tüzüğünde bulunan yerel yönetimler programının kabul görmesi için kararlaşmamız vardı. Topyekun savaş konseptine karşı birçok yerde eylemlerimiz, etkinliklerimiz oldu. Uluslararası sorumluluk sahibi tüm kurumlara dosyalar verildi. Bu dosyalar, Kürt halkının demokratik taleplerini içermekteydi. AKP’nin Kürt halkına yaşattığı katliamları teşhir eden bilgiler de içermekteydi. Aslında özerk yönetimlerin ilan edilmesiyle birlikte Avrupa’da, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın özgürlüğü için de yıl sonuna kadar etkinliklerimiz devam edecek. Şu anki katliamları teşhir etmek için birçok merkezde görüşmeler yapmak, bürokrasi yürütmek ve AKP’nin kirli yüzünü teşhir etmek için, aynı anda Rojava’nın statüsü için çalışmalarımız olacak.
Bu dönemde birçok yerde çadır eylemleri yapılacak. Öz yönetimini ilan eden halkımızla bütünleşmek için de alanlara çıkacağız. Avrupa’daki halkımız, ülkedeki kardeşlerinin başlattığı sürece destekçi olma konumundan çıkıp müdahil olmalıdır.
Ayrı ayrı değil hep beraber!
Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu (ATİF) temsilcisi Süleyman Gürcan, son gelişmelerin Türk devletinin Kürt sorununu çözme yaklaşımı olmadığını kanıtladığını belirterek, belirleyici olanın mücadele olduğunu belirtti. Avrupa devletlerinin ortaklığının da teşhir edilmesi gerektiğini vurgulayan Gürcan, “Ayrı ayrı bir şeyler yapmak yerine Demokratik Güç Birliği olarak tüm güçlerin ortak mücadele yürütmesi gerekmektedir” diye kaydetti.
Süleyman Gürcan, şunları ifade etti:
“Yaşanan saldırılar, Tansu Çiller zamanında başladı. Devlet politikasıdır. Faşist diktatörlük, Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, devrimci direniş düşmanlığı üzerinden sürmektedir. AKP, ilk dönemlerinde Kürtleri kazanmak için, hiç değilse “tirşik Kürtlerini” kendi çevresine katmak için, “Kürt sorununu çözerim” diye yaklaştı. Kürt sorununu da, Türkiye’deki Alevi meselesi ve diğer azınlıkların sorunlarını da çözmedi. Sadece kendi etrafını güçlendirmek için izlediği bir politikaydı. Bugün gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. HDP’nin barajı aşması, ciddi bir oy potansiyeli toplamasıyla birlikte artık Türkiye Kürdistanı’nda potansiyelinin olmadığını gördü. Bugün konsept olarak yeniden saldırı, gözaltı, tutuklama, yargısız infaz ve katliamlar politikasını devam ettirmek istiyor.
Birincisi, bu devlet Kürt sorununu çözmez. Kürtler ile müzakere yapmaz. Daha önce de dediğim gibi bu, bir bitirme süreciydi. Kendi gücünü geliştirme süreciydi. Bu müzakerelerden bir şey çıkmaz. Bunlar oyalama taktiğidir. AKP’nin asıl hedefi, “Ben Kürtleri oyalarım ama gerektiğinde de yargısız infazlar yaparım”dır. Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne diz çöktürmek istedi ama bu ters tepti. Kürdistan Özgürlük Hareketi, bu süreçte daha da güçlendi ve kitleselleşti. Bunun için Kürt sorununun yegane çözümü, Kürtlerin elindedir.
Özgürlük Hareketi, şimdiye kadar nasıl ki ulusal ve uluslararası çalışma yürüttüyse bugün de o çalışmalarına devam etmelidir. Kürtler, Rojava’da ulusal ya da uluslararası bir beklentileri olmadan kendi öz yönetimlerini oluşturdular. Bundan sonra Türkiye’de de esas budur. Kürtlerin verdiği mücadele, başta silahlı mücadele olmak üzere, belirleyici olacaktır. Avrupa’daki demokratik göçmen güçlerin de bu saldırıları protesto etmesi, Avrupa devletlerini Türk devletine verdiği silah ve diğer desteklerinden dolayı kınaması gerekiyor. Ayrıca bu desteklerin geri çekilmesini de ülkelerden talep etmek gerekiyor. Uluslararası emperyalist güçler, Türk devletinin kirli politikalarını desteklemektedir. Bunların teşhir edilmesi için çalışmalar yürütmek gerekiyor.
Bundan sonraki süreçte somut olarak ayrı ayrı bir şeyler yapmak yerine Demokratik Güç Birliği olarak tüm güçlerin ortak mücadele yürütmesi gerekmektedir. Bu noktada Türk devletinin kirli politikalarını teşhir etmek gerekiyor. Almanya’da ATİK’li 11 tutsak ve NAV-DEM eski Eşbaşkanı Ahmet Çelik tutuklandı. Biz de Alman devletinin bu politikalarını teşhir etmek istiyoruz. Geliştirilen saldırı politikalarına karşı koyuş ortaya koyacağız.”
Erken seçimi de kursaklarında bırakalım
Avrupa Süryaniler Birliği temsilcisi Shleymun Rhawi, AKP’nin 90’lardaki vahşeti geri getirdiğini belirterek erken seçime dikkat çekti: “Bu seçimin onların kursağında kalması gerekir.”
Shleymun Rhawi, yaşananları şöyle değerlendirdi:
“Başta tüm özgürlük hareketlerine saygı ve selamlarımı sunuyorum. Özellikle Ortadoğu’nun kaynamasıyla birlikte müthiş bir mücadele, olağanüstü bir direnişle bu gerici zihinlere karşı bir duruş ve direniş var. Tabii AKP’nin bugünkü tutumu intikamvaridir. AKP, özellikle 7 Haziran seçimleri sonrasındaki ilk neticeden itibaren barış sürecini yokuşa sürmüştür. Kendi ideallerine ulaşmak için bu tutuma girdi. Net olarak 90’lı yılları aratmayacak mantık ve zihniyetle ortaya çıktı. Bu zihniyetle nereye ulaşacakları nettir ve 90’lı yıllardan daha farklı bir şey çıkaramazlar ortaya.
Erken seçim, veya kafalarında ne varsa artık, AKP’nin sonudur. Erdoğan kurşunu kafasına sıkmıştır. Halkların mücadelesi, demokratik mücadeleye karşı bir tutumdur ve tutunamaz. Tabii ki çok sayıda insanın kanı dökülüyor. İşkence, hakaret ve baskının uygulandığı bir sürece girdik. 90’lı yılları aratmayacak baskıcı bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu çok net ve bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojik temeli ve siyaseti budur. Net olarak ülkede tüm demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten kesimler, sağından soluna, demokratik tutum içinde olan, bu vahşete karşı vicdanı sızlayan kesimlerin birleşmesi gerekir. Barış için herkes sesini yükseltmelidir. Zaten HDP içinde bu yapılıyor. Belli bir gelişme var. Avrupa ve dünyanın birçok yerinde bu sese cevap olunması, bu sesin karşılık bulması gerekiyor. Halkların vahşete karşı artık birleşip dur demesi gerekiyor. Bu şekilde zorlaması gerekir.
Seçim süreci başlatılsa bile, bu seçimin onların kursaklarında kalması gerekir. Ki kalacak da. Erken seçim olsa bile AKP, daha zararlı çıkacak. Zararlı çıkmasından sonra daha da vahşilecek. Buna dikkat etmek gerekiyor. Erken seçimin neticelerini beklemeden önce ülkedeki tüm demokratik güçler artık seslerini daha fazla yükseltmelidir. Ancak bu şekilde yeniden barış sürecine dönüş olabilir, başka türlü olmaz. Tabii duruşumuz vardır. Medyamızda kendi duruşumuzu sergiliyoruz ve nettir. Behdnarin Ulusal Meclisi şemsiyesi altında, Avrupa Süryaniler Birliği, Suroyo TV ve tüm kurumlarımız olarak tutumumuz nettir. İlk günden beri tavrımızı koyduk ve bundan sonra da devam edecek. Bundan başka nasıl bir demokratik tutum tutunabilir? Bizim tutumumuz budur. Bütün halklar ve demokratik güçlerle birlikte gücümüz yettiği kadar bu sesin yükselmesi için çaba sarf ediyoruz. Pratik anlamda çalışmalarımız devam etmektedir. Bu bizim temel görevimizdir. Ancak bu şekilde geleceğimizi yaratabiliriz. Ortak yaşamı ancak bu şekilde inşa edebiliriz.”
Erken seçim olsa da, olmasa da...
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP) Avrupa Temsilcisi Mehmet Cengiz, her alanda AKP’ye dur demek gerektiğini belirttiği açıklamasında, “Erken seçim olsun, olmasın; tüm hazırlıklarımızı mücadele noktasında yapacağız” dedi.
Mehmet Cengiz, şunları ifade etti:
Bizlerin hem Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM) hem de Demokratik Güç Birliği Platformu (DGBP) bileşeni olarak Türkiye’deki barış sürecine yönelik birçok çalışmamız var. Fakat son dönemlerde AKP hükümetinin sürekli dile getirdiği silahların tek taraflı ortadan kalkması talebini samimiyetsiz buluyoruz. Bu tür çağrılar anlamsızdır. AKP, artık anti demokratik bir sürecin başlangıcını yapmıştır. Kürtlere, Alevilere, demokratlara, farklı azınlıklara ve muhaliflere yönelik bir savaş başlatmış durumda. Bizler ise bu savaş politikalarına karşı Avrupa’da, Türkiye’de kurulan Barış Bloku’na benzer bir örgütlenme ile barışın sesini yükseltmeliyiz.
AKP’nin savaş politikalarını burada teşhir etmeliyiz. Avrupa’da kamuoyunu harekete geçirmemiz gerek. AKP’nin artık çözümden, demokrasiden yana olduğunu söylemek imkansız. Tüm gücümüzle her alanda AKP’ye dur dememiz gerek. Onun savaş politiklarına ve antidemokratik uygulamalarına dur diyeceğiz. AKP’nin şu süreçte tek hedefi HDP’yi terörize edip baraj altında bırakmak ve kötü koşullar altında seçime sokmak. Bizlerse var gücümüzle buna dur demek zorundayız.
Bu süreçte DGBP ve ABDEM olarak bazı toplantılar yaptık. Birlikte mücadeleyi esas alarak barış noktasında adımlar atmalıyız. Bir de erken seçim olsun ya da olmasın, hazırlıklarımızı mücadele noktasında yapacağız.
RAMAZAN MARANKOZ/REHA SARI/HABER MERKEZİ