
Ok, Türk cezaevlerindeki tutsakların durumuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, Türk sömürgeciliğinin cezaevleri politikasının, dışarıdaki politika ile paralel ve birbirini tamamlayıcı şekilde yürütüldüğünün altını çizdi.
İki boyutu var
Cezaevleri tarihinin bugün de geçerliliğini koruyan iki boyutu olduğunu vurgulayan Ok, şöyle tanımladı:
* Tükenmek bilmeyen fiziki baskı, psikolojik baskı, izolasyon, çıplak arama, taciz-tecavüz vb. gibi hak ihlalleridir.
* Buna karşı iradi anlamda sürekli gösterilen onursal direniştir.
Türk adalet sisteminde, sömürgeci hukukta, zihniyetinde insanın doğal haklarının dahi yadsındığını belirten Ok, ‘sen düşmansan, insan da olsan sana ait hak, benim istediğim kadar benim istediğim yere kadardır’ diyen devlet zihniyetine dikkat çekti. Yıpratarak sağlıklarından düşürme, ölüme doğru sürükleme, sürekli bir açlık, sürekli bir direniş içinde tutma ya da teslim almanın çok bilinçli bir politika olduğunu vurgulayan Ok, şu anda çatışmasızlık olmasına rağmen kültürel ve siyasi soykırım ile yapay davaların devam ettiğini söyledi.
Hasta tutsakların durumu
Cezaevlerinde 500’ü aşkın ağır hasta ve 200’e yakın da ölüm sınırında olan tutsak olduğunu hatırlatan Sabri Ok, şunları söyledi: “Hasta tutsakların bu kadar uzun süre ölüm tehlikesi yaşayarak içerde tutulması, herhangi bir hukuk ya da yasayla ifade edilemez; insani ve vicdanidir. Öyle ki hasta arkadaşlar yani günlük ihtiyaçlarını tek başına giderecek durumda değildirler. Kimileri yatalak, kimileri kanser, kimileri ise ölüm sınırındadır. Bu insanları içerde tutmanın amacı ne olabilir? Bu insanlar serbest bırakılırsa, ölüme yakın sınırda iken devleti nasıl tehdit edebilirler? Sadece ölmeden önce kendi ailelerini görmek gibi çok makul, insani bir beklentileri olabilir. Bir devlet bunu dahi hasta tutsaklara çok görüyorsa, o devlet vicdan ve insaf sınırlarını aşmış demektir.”
Şimdi devletin kendi sorumluluğu altında insanları resmen ölüme gönderdiğini kaydeden Ok, bunun cinayet olduğunu belirterek, şunu ekledi: "Şu anda 200'e yakın insan ölüm sınırındadır. Bu da bir cinayet hazırlığı ya da bir cinayet girişimidir.”
Tepkiler yetersiz
Ölüm sınırında bulunan tutsakların durumuna karşı tepkilerin yetersiz ve sonuç alıcı olmadığını belirten Ok, şöyle konuştu: “Çok önemli bir mücadele sürecindeyiz. Şimdi diyoruz ki ceza evleri mücadelemizin önemli bir parçasıdır-sahasıdır. Mücadele tarihimiz boyunca çok değerli roller üslenmiştir. Fakat bu kadar haksızlıklar yaşanıyor en azından 200'e yakın arkadaş ölüm sınırında ama bu duruma karşı geliştirilen tepkiler yetersizdir. Avukatlar, barolar ne yapıyor? Türkiye Tabipler Birliği, doktorlar ne yapıyor? Bizim tutsak aileleri ve dernekler ne yapıyor? Legal siyaset ne yapıyor? Sivil toplum örgütleri niçin sahiplenmiyor? Yani bunlar her yerde bu cezaevini onların başına yıkmalılar ‘Cinayettir bu!’demeliler. Resmen cinayettir. Çünkü devletin sorumluluğu altında insanlar yaşamlarını yürütüyorlar. Bu açıdan çok büyük duyarlılıklar, çok büyük tepkiler geliştirmeliler, gündem oluşturmalıdırlar, yalnız bırakılmamalılar. Toplum ayakta olmalıdır. Adalet Bakanlığı üzerinde baskı oluşturmalı, insan hakları örgütleri devreye girmeli, bütün duyarlı kesimler harekete geçirilmelidir. Biz hasta arkadaşları çok değerli görüyoruz. Bu arkadaşların hepsinin bu mücadelenin bu düzeye yükselmesinde gelişmesinde çok büyük emekleri vardır. O nedenle ceza evindeki arkadaşlarda Önderliğimizin özgürlüğünün bu denli tartışma gündemine girdiği ve halkımızın bu temel üzerinde yeni bir mücadele yılını planladığı 2014 yılında özgürlüklerine çok uzak olmadığını bilmelidirler.”
AVAŞİN ADAR / ZAL MED / ANF/BEHDİNAN