
Barış gazeteciliğinin önemine vurgu yapan Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, nereden gelirse gelsin tüm barış girişimlerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Ayrıca egemen konumlarla uyuşmuyor diye farklı önerilerinin görmezden gelinmesine karşı bir duruş sergilemesi de gerekir" dedi. Prof. Dr. İnceoğlu, barış gazeteciliğini ise şöyle tanımladı: "Barış gazeteciliği sloganlaşmış, basmakalıp yargılara yer vermez. Cani, vahşi, zalim, canavar gibi korkunçlaştırıcı veya yoksun, perişan, acıklı gibi kurbanlaştırıcı sıfatlardan kaçınmalı ve sadece bir tarafın acılarına, felaketlerine, korkularına ve uğradığı hak ihlallerine odaklanmamalıdır. Özetle medya barış sürecinde biz ve onlar kutuplaşması tuzağına düşmeden yayıncılık yapmalıdır."
Çubukçu: 90'lar refleksi sürüyor
Gazeteci Mete Çubukçu ise Türkiye'nin bir yılı aşkın bir süredir önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, zaman zaman taraflar barış iradelerini ortaya koyarken şüphe uyandırsalar da sürecin devam etmesinin önemli olduğunu kaydetti. Medyanın barış süreçlerindeki önemine vurgu yapan Çubukçu, Türkiye medyasının evrensel ilkelere göre gazetecilik yapması durumunda sürecin daha başarılı bir şekilde ilerleyeceğini ve barışa hizmet edeceğini söyledi. Meydanın zaman zaman 90'larda kullandığı dili tekrar ettiğini svurgulayan Çubukçu, şöyle konuştu: "Medya kamuoyunun yönlendirilmesinde önemli. 90'lardaki refleksi zaman zaman sürdürüyor. Medya barışa ilişkin kamuoyunun ikna edilmesinde önemli bir araç. Ancak Türkiye'de bağlı olduğu politik gruba göre dil kullanmayı tercih ediyor. Hatta kimi zaman hükümete yakın medya gruplarında bile bu düşman dilinin devam ettiğini görüyoruz. Haberleri verirken, özellikle manipüle ediyorlar ya da eksik yanlış veriyorlar. Oysa genel evrensel hukuk kurallarına göre, evrensel basın kurallarına göre hareket edilse zaten barışa hizmet eden barış için kamuoyunu hazırlayan bir ortam ortaya çıkmış olur. Medya kendi düşman dilini bırakıp objektif sınırına çekilirse yapılan haberler ekrana yansıyanlar daha normalleşir."
Başlangıç: Savaş dili kullanılıyor
Gazeteci Celal Başlangıç da değerlendirmesinde, Türkiye medyasının geçmişten bu yana hep savaşı körükleyen bir dil kullandığına dikkat çekti. Medyanın bu tavrı ile Türk illerinde yaşayan insanlara da yanlış bilgi servis ederek onlara travma yaşattığını söyleyen Başlangıç, "Medya yıllardır 'Kürt sorunu' yoktur diye haber yaptı. Bölgede yaşananları '3-5 eşkıya' düzeyine indirip Genelkurmay bültenciliği yaptı. Şimdi bu durum farklı bir biçimde çatışmasızlık sürecinde de sürdürülüyor. Geçmiş dönemlerden kalan savaş dilini barış sürecinde kullanmaya kalktı" dedi. Medyayı birkaç bloğa ayıran Başlangıç, iktidar yanlısı medyanın "barışsever" olmadığını, eğer iktidar savaş konseptine yeniden geçerse, bu medyanın da savaş tamtamları çalmaya başlayacağının altını çizdi.
Tayyip karşıtlığı barış karşıtlığı oldu
Muhalif basın olarak adlandırılan birçok medya kurumunun da Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden barış karşıtlığı yapma hatasına düştüğünü dile getiren Başlangıç, şunları belirtti: "Eskiden muhalif basın barışı savunurdu, şimdi savaşı savunur oldu. Eskiden muhalif medya, barış dili kullanırdı, iktidar savaş dili kullanırdı. Şimdi tam tersi bir durum yaşanıyor. 'Gezi'de eylem yapanlar gazlanıyor, Lice'dekilere göz yumuluyor' başlığı atanlar, işte bu yaklaşımın ürünüdür. Bu muhalif basının görmesi gereken şudur; Bu süreci AKP değil, kendisini var etmek için 30 yıldır mücadele eden, kan emek can veren Kürt halkı yaratmıştır barış sürecini. İşte medyanın sorumluluğu da bu noktada başlamalı. Meseleyi Tayyip Erdoğan karşıtlığından çıkartıp, bir halkın kendini var etme süreci olarak görmezseniz, bu ülkede gazetecilik değil, kabzımallık bile yapamazsanız."
Akın: Devlet dilinden arınmalı
Gazeteci Doğan Akın ise, geleneksel devlet dilinin bazı medya organlarında hakim olmaya devam ettiğini belirterek, "Türkiye'de 1 yılı aşkın süredir diyalog süreci hakim. Ve bu ülkede halklar, insanlar hayatlarını kaybetmiyor. Bu yüzden medyanın diline dikkat etmesi ve artık devlet dilinden arınması gerekir" dedi.