Kadına yönelik şiddet haberlerine her gün bir yenisi eklenirken, koruma amaçlı kurulan sığınma evlerinin sayısı oldukça yetersiz. Nüfusu 50 binin üzerinde bulunan 206 belediyeye zorunlu olan sığınma evi sayısının 70'e yakın olması yetersizliğin boyutunu gözler önüne seriyor. Kadın örgütleri de sığınma evlerinin yetersizliğinden şikayetçi.
Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Pekin Şart, Avrupa Birliği Komisyonu'nun İlerleme Raporu ve 3. Katılım Ortaklık Belgesi'nde imzası olmasına rağmen Türkiye, kadına yönelik şiddete karşı yeterli bir düzenleme henüz yapamadı.

70'e yakın sığınma evi var
Belediyeler Yasası'na göre nüfusu 50 binin üzerindeki belediyelerin "sığınma evi açma" zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Kadın Dayanışma Vakfı Danışma Merkezi çalışanı Yelda Şahin Akıllı, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, Türkiye'de Büyükşehir Belediyeleri dahil, nüfusu 50 binin üzerinde 206 belediye bulunduğunu ama buna rağmen sığınma evi sayısının 66 ile 70 arasında değiştiğini söyledi. Akıllı, şiddete uğrayan kadının ilk başvuru yerinin emniyet olduğunu ifade ederek, orada kadınların doğru yönlendirilmesinin önemli olduğuna işaret etti. Ancak haklarının anlatılmadığı, yeterli bilgilendirmenin olmadığına dair şikâyetler aldıklarını söyleyen Akıllı, Türkiye'de kadına yönelik şiddetle ilgili çok sayıda çalışma yapıldığını belirtti.

Kadro sayısı yetersiz
Sosyal hizmet uzmanı ve psikolog dahil olmak üzere çalışanlarının çok olması gerektiğini belirten Akıllı, kadınların sosyalleşebileceği herhangi bir ortak kullanım alanının olmadığını vurguladı. Kadınlar sığınma evinden çıktıktan sonra kurmak istedikleri yaşama yönelik ilk adımları ve planlarını yapmak konusunda da bir çalışmanın olmadığını kaydeden Akıllı, Türkiye'de başvurabilecekleri kurumların bilgilerini dahi paylaşmanın çok önemli olduğunu söyledi. Kadın sığınma evlerinin yetersizliğinden ve kalabalık olmasını eleştiren Akıllı, "Ama istasyon sığınaklarında mesela onlarca kadın kalıyor. Örneğin 20 kapasitelik bir yerde 30-40-50 kadının kaldığını düşünün. Geri çeviremeyeceği için, polis sığınma evine götürmüş. Geri çevirmiyor ama kaldığı yer çok kalabalık ve kalacağı zaman çok sınırlı" dedi.

Yurt mantığıyla ele alınmamalı
Kadınları sığınma evlerinde 3 ay en fazla 6 ay kaldıktan sonra iş, istihdam ve can güvenliği konusunda gönül rahatlığıyla çıkmaları gerektiğini ifade eden Kadın Dayanışma Vakfı Danışma Merkezi çalışanı Aysel Ergün de, bunlar olmadıktan sonra var olanın üstünde sığınma evi yapılsa da, bu sorunun çözülmeyeceğini kaydetti. Nitelik ve niceliğin birlikte düşünülmesi gerektiğini söyleyen Ergün, sığınma evlerine yurt mantığıyla yaklaşılmasının doğru olmadığını dile getirdi. Ergün mevcut sığınma evlerinin sadece odalardan oluşan ve kadınları geçici süre sadece can güvenliğini sağlamak için barındıran, gizliliği konusuna hassasiyet gösterilen, iki üç ay kaldıktan sonra herhangi bir destek mekanizması sunulmadan çıktığı yerler olarak gözlemlediklerini söyledi. Bu konuda kurumların yükümlülüğü olduğunu kaydeden Ergün, araştırdıklarında koca bir sığınma evinde tek bir kişinin çalıştığını öğrendiklerini kaydetti. Ergün, "Aile düzeninin sarsılmaması ve bu bağların kopmaması için sığınma evleri açılmıyor" dedi. Bunların yanı sıra sığınma evi açmak isteyen kadın örgütlerine de bir destek verilmediğini kaydeden Ergün, "Bizim derdimiz salt sığınma evlerinin sayısının artması değil, niteliğinin da artması gerekiyor. Önemli olan sığınma evlerinin içindeki kapasitenin gelişmesi ve gerçekten kadınları güçlendirecek faaliyette bulunmalarıdır" diye konuştu.

Farklılıklara cevap vermeli
Ergün, kadınların bir yurtta değil, bir evde yaşar gibi rahat edebileceği bir ortamın yaratılması gerektiğini dile getirdi. Bir konukevinden bahsetmediklerini ama Kız Yetiştirme Yurdu ya da kızlar yurdu gibi olmaması gerektiğini de söyleyen Ergün, 2002 yılında kadın konukevi/sığınma evi sayısı 8 ve kapasitesi 170 iken, Mayıs 2011 itibarıyla sığınma evi sayısının 47, kapasitenin de bin 54'e çıktığı bilgisini verdi. Ev şeklinde olan sığınma evlerinden bahsettiklerini dile getiren Ergün, duruma özgü değişik sığınma evlerinin açılmasının da bir ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Ergün, devamla şöyle konuştu: "Duymayan bir kadını oraya gittiğinde onu işaret dili bilen bir kadın karşılayacak. Ya da ortopedik engelli bir kadınsa kalacağı yerin rampasının merdivenlerinin olmaması gerekiyor. Ya da yabancı uyruklu bir kadınsa çevirmenler olacak gibi."

Denetime açılmalı
En önemli taleplerinden birinin sığınma evlerinin kadın örgütlerinin denetimine açılması olduğunu dile getiren Ergün, şöyle devam etti: "Bu sığınma evi nasıl işliyor? Personeli yeterli mi, uzman mı? Biz onun içine giremiyoruz çünkü. Hiçbir kadın kurumu sığınma evlerine giremiyor. Herhangi bir başvurumuzla ilgili bilgi almak ya da içeriye girmek gibi bir durumumuz yok. Bu sığınaklar nasıl işliyor? Biz bilmek istiyoruz."
Kadın örgütleri olarak buna müdahil olmak istediklerini ifade eden Ergün, en temel gündemlerinden birinin de "kolluk kuvvetleri"ne ilişkin durumlar olduğunu vurguladı. "Kolluk kuvvetleri"nin davranışlarının kadınların davranışlarını etkilediğini söyleyen Ergün, eğitimlerin toplumsal cinsiyet uzmanları tarafından verilmesi gerektiğini ifade etti.


NAGİHAN AKARSEL - DİHA/ANKARA