JİTEM’in katlettiği Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, Yusuf Ekinci’nin oğlu Sertaç Ekinci, Lice’nin tanığı-mağduru-avukatı Yunus Muratkan ile JİTEM Ana Davası ve Anter Cinayeti Davası avukatı Selim Okçuoğlu, davalardan sonuç çıkmayacağını söyledi.

Buna rağmen vazgeçmemek gerektiğini belirten avukat ve mağdurlar, şunların altını çizdi: ”Cinayetler siyasal hedefliydi. Devlet kendi paramiliter güçlerini yargılamaz. JİTEM dönemi koalisyonları bugün yeniden devrede, Süleyman Soylu şahsında simgeleşiyor.

Kızıltepe JİTEM ve Lice gibi davalarda sanık olan Eşref Hatipoğlu, tutuklanmadığı gibi duruşmalara bile katılmadı ama trafikte bir Türk’ü ayağından yaraladığı için cezaevine girdi. Kürt’ün yaşam değeri, Bir Türk’ün ayağına sıkılan kurşun kadar değerli değil.”

Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, “Davada her ne karar çıkarsa çıksın. Vazgeçmemek lazım” derken, babası Yusuf Ekinci’yi kaybeden avukat Sertaç Ekinci ise, “Siyasal bir süreçle ancak yüzleşme olur” dedi.

Hafıza Merkezi tarafından “Aşikar Sırlar: 90’lı Yıllarda JİTEM Olgusu ve Adalet Arayışı” konulu panel, önceki gün Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü gazeteciler Gökçer Tahincioğlu ve Ayşegül Doğan’ın yaptığı panele avukatlar Sertaç Ekinci, Selim Okçuoğlu, Eren Baskın ve Yunus Muratkan konuşmacı olarak katıldı. Açılışı yapan gazeteci Gökçer Tahincioğlu, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından işlenen cinayetler ve dava süreçlerinde bir cezasızlık politikası yaşandığını; toplumsal hafıza ve yüzleşme açısında bu davaların önemine dikkat çekti.

Vazgeçmemek lazım

Panelde ilk olarak konuşan Eren Baskın, babası Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın’ın 3 Ekim 1993’te katledilmesinden sonra Hakkari’ye geri döndüklerini hatırlatarak, çocukluğunun hep baskı, silah, kaçırılma meselelerini dinlemekle geçtiğini söyledi. İlk dava dosyası açıldığında bunun bir umut olduğunu söyleyen Baskın, “Taleplerimiz ilk başlarda kabul edildi, ancak işin rengi yavaş yavaş değişti. Mehmet Ağar hiç duruşmaya gelemedi. Sadece bir ara celsede geldi ve elini sallayarak çıktı, bizim tek bir soru sorma hakkımız olmadı. Bu durum mücadele etmeme asla gölge düşmedi. Çocukluktan bu yana yaşadıklarımızın peşindeyiz. Yan yana durup, omuz omuza bu mücadeleyi verdikçe bu mücadele büyür. Her ne karar çıkarsa çıksın. Vazgeçmemek lazım” şeklinde konuştu.

Siyasal nedenlere odaklanmalı

Avukat Sertaç Ekinci de babası Yusuf Ekinci’nin 25 Şubat 1994’te, yani Abdulmecit Baskın’dan yaklaşık 5 ay sonra katledildiğini hatırlatarak, ‘faili meçhul’ dava dosyalarında hikayelerden ziyade siyasal nedenlerine odaklanmanın önemine dikkat çekti. Av. Ekinci, kendileri gibi on binlerce hikaye olduğunu hatırlattı. Ekinci, “Ortalama bir Kürt genci gibi büyümedim. Birebir bizzat yaşamadım. Uzaktan yaşadım. Ablam ve abim bunun siyasal boyutuyla uğraşmadılar. Belki akıl sağlığı açısından onlar için daha iyiydi. Avukatlık mesleğini seçmem benim için tesadüf olan bir durumdu” dedi.

Cinayetlerin işleyişi siyasaldır

Ayhan Çarkın’ın itirafıyla birlikte babasının Gölbaşı Adliyesi’nde tozlu raflara kaldırılan dava dosyasının Ankara’ya nakledilmesini talep ettiklerini kaydeden Ekinci, şunları söyledi: “Dava dosyası diğer faili meçhullerle birleşti. 2014 yılında iddianameyi tanzim ettik. Son bir yıllık denetimli serbestlik de iddianame hazırlanırsa bir kişi hakkında yakalama kararı çıkarılması gerekir. Ancak dosya savcısı hemen AYM’ye başvurdu. Mehmet Ağar lehine verilen karar sonrasında o konu da kapatıldı. Cezasızlık var. İşin dramatik yanı o kadar ağır ki. Siyasal cinayetler derken sadece öldürülenler değil. Cinayetlerin işlenişi bir siyasal eylemdir. Cinayet, bir amaç için işlenir. Milli Güvenliği karşı tehdit olduğu iddia edilerek, katledildiler. O yüzden siyasal bir süreçle ancak yüzleşme olur.”

Tanığı, mağduru ve avukatı

Amed’in Lice ilçesinde 22 Ekim 1993’te gerçekleşen katliam sırasında çocuk olan avukat Yunus Muratkan ise konuşmasında, Lice yakıldığında 7 yaşında olduğunu belirterek, resmi devlet verilerine göre 17 insanın katledildiğini, 442 ev ve 342 iş yerinin yakıldığını hatırlattı. Av. Muratkan, “Biz o dönemde çocuktuk. Eşya gibi istiflenip, göç etmek zorunda kaldık” dedi.

Paramiliter güçlerini yargılamaz

Gayri ahlaki ve gayri hukuki bir politika uygulandığını aktaran Av. Muratkan, şöyle devam etti: “Türkiye gibi devletlerin asla kendi paramiliter güçlerini yargılayacağını düşünmüyorum ki Cizre ve Sur için AYM, AİHM bir sürü başvurularımız oldu. Sonrasında AİHM’e yaptığımız başvurularda birkaç tane gizli belge elimize geçti. İHD, ÖHD, MHD’nin devletin askeri güçlerine karşı antipropaganda yapacakları ve bunun da askeri güçlerde olumsuzluk yaratacağına dair yazılar okuduk. 20 yıl önce yaşanılan kirli savaştaki katiller ve o katillere benzemek isteyenlere hukuksal bir güvence verilmek isteniyordu. Demokratik ve barışçıl çözüm olmadığı yerde bu tür davalar netice almaz.”

Devlet aklıyla cinayet

Muratkan, bu cinayetlerin devletin stratejik aklıyla işlendiğini vurgulayarak, “Bu cinayetler bireysel bir cinayet değildi. Mesela Apê Musa üzerinden Kürtlerin entelektüellerine ve seslerine bir kurşun atıldı. Apê Musa üzerinden verilen bir mesaj var. Bunları görmek gerekir” dedi.

Trafikte Türk’ü yaralayınca

Avukat Muratkan, geçen hafta Kızıltepe JİTEM Davası’nda beraat eden ve Lice Davası sanıklarından olan Eşref Hatipoğlu’na dair de şu anekdotu düştü: “Biz Hatipoğlu’nu sanık olduğu davada 6 duruşma boyunca getiremedik. Bırakın tutuklamayı ama Hatipoğlu, trafikte bir Türk’ü ayağından yaraladığı için cezaevine girdi. Ne acıdır ki Kürt’ün yaşam değeri, Bir Türk’ün ayağına sıkılan kurşun kadar değerli değil. Bu sözüm yanlış anlaşılmasın, ancak dava dosyalarındaki sonuç ortada.”

JİTEM koalisyonu devrede

Daha sonra söz alan JİTEM Ana Davası ve Musa Anter Cinayeti davası avukatlarından Selim Okçuoğlu ise dava dosyalarının yaşanan iç iktidar savaşıyla birlikte açıldığını ancak JİTEM dönemi koalisyonlarının bugün yeniden devrede olduğunu vurguladı. Okçuoğlu, şunu ekledi: “Ergenekon ve diğer yapılarla uzlaşıldı, cemaate operasyon oldu. JİTEM koalisyonu, Süleyman Soylu şahsında simgeleşiyor.”

 

ANKARA