HDP Mardin Milletvekili Ali Atalan, Nusaybin’deki öz yönetim direnişinin başlangıcından bugüne sürece tanıklık etti, partisi adına girişimlerde bulundu.

Avrupa kamuoyuna yaşananları anlatmak üzere organize edilmiş bir dizi etkinliğe katılmak üzere Almanya’da bulunan Atalan’la, yaşananları ve Erdoğan ile AKP medyasının “Zerdüşt” saldırganlığını konuştuk.

Türk devlet güçlerinin AKP medyasının yansıtmaya çalıştığı gibi bir başarı elde edemediğini belirten Atalan, şunları söyledi: “NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir devlet, kendisine bağlı Kürt şehirlerinde ilerleyemedi. En yüksek teknolojiye sahip modern silahlarla, kendilerini mahallelerde örgütleyen Kürt gençliğine karşı savaştılar. Evleri yakıp yıktılar, hiçbir kural tanımadılar. Bu, nereden bakarsan bak, bir yenilgidir. Aslında daha işin başından itibaren yenildiler, hezimete uğradılar.”

AKP’nin kafasında, “Bu halkı artık korkuttuk, caydırdık; şimdi de yeniden dizayn etmeliyiz” dediği bir konsept olduğunu da belirten HDP Milletvekili, çağrı yaptı: “Eldeki olanaklarla rahatlıkla bu meselenin üstesinden gelebiliriz. Halkımızı kurda teslim etmeyeceğiz, bu söz konusu bile olamaz. AKP’nin katlettiği Kürt halkına lütuf gibi yardım etmesi, kabul edilemezdir. Bunu Kürt halkı kabul etmez. Halkımız gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında bütün imkanlarını seferber etmeli.”

Sorularımız ve Atalan’ın yanıtları şöyle:


Nusaybin’i neredeyse baştan itibaren takip ettiniz. Devlet şimdi bir galibiyet hikayesi çıkarmaya çalışıyor. Gerçekte durum ne? Kent savaşı, nasıl sonuçlandı?

AKP hükümetinin, geleneği itibariyle yenilgiyi, hezimeti galibiyet olarak sunma, ambalajlama kültürü var. Beceri olarak da görülebilir tabii... Bana göre AKP hükümeti, hem Nusaybin’de hem de Kürt halkına karşı acımasızca savaş verdiği bütün ilçelerde kaybetmiştir.


Nasıl kaybetti yani?

Şöyle söyleyelim: NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir devlet, kendisine bağlı Kürt şehirlerinde ilerleyemedi. En yüksek teknolojiye sahip modern silahlarla, kendilerini mahallelerde örgütleyen Kürt gençliğine karşı savaştılar. Evleri yakıp yıktılar, hiçbir kural tanımadılar. Bu, nereden bakarsan bak, bir yenilgidir. Aslında daha işin başından itibaren yenildiler, hezimete uğradılar.

Düşünün ki bir şehir aylarca abluka altına alınıyor, hiçbir savaş kuralı gözetilmeden, ahlaki değerler gözetilmeden bir halka karşı vahşice savaş veriliyor ama buna rağmen aylarca ilerlenemiyor. İşin sonunda ise yıkımdan başka bir şey yapılmıyor.

AKP, başarıdan katlettiği insanları kastediyor. Hareket eden tüm canlıları sorgusuz öldüren silahlarla savaştılar. Eğer galibiyet evlerin yakılıp yıkılmasıysa, bir şehrin en az yüzde 50’sinin tahrip edilmesiyse, tamam, galibiyet görülebilir; ama evrensel açıdan bunun adı galibiyet değildir. Askeri açıdan da başarı değildir.


Ama yenilginin de, galibiyetin de bazı sonuçları olur. Yenilen bedel öder. AKP’nin Nusaybin’de ve diğer kentlerde yenildiğini söylüyorsunuz, bunun sonuçları ne? Ne yaşayacaklar?

Bu yenilgi, AKP’nin hem Kürt halkı ve Türkiye demokratik kamuoyu nezdinde hem de uluslararası alanda tecrit olması sonucunu yarattı. İnsanlık nezdinde yenildi AKP.


Mesela Nusaybinliler, nasıl bakıyor bugün yaşananlara?

Halkın büyük bir öfkesi var. Özellikle AKP hükümetine karşı... Bu öfkenin hangi yöne doğru kanalize olacağı konusunda halen bir boşluğun da olduğu söylenebilir. Öfke henüz örgütsel bir karşı duruşa dönüşebilmiş değil. Ama büyük bir volkan gibi patlamaya hazır, o kadar öfke dolu bir psikolojik hal var, hem Nusaybin’de hem Kürt halkında.

Bizim halkın bu tepkisini, AKP’ye olan öfkesini örgütlü demokratik direnişe dönüştürmemiz gerekiyor. Görevimiz, misyonumuz bu.


Ama AKP medyası diyor ki, öz yönetim direnişi alanlarında, mesela Nusaybin’de HDP’ye eskisi gibi yüzde 80’lere, 90’lara varan oy çıkmayacak... Hissiyat böyle mi?

Kesinlikle doğru değil bunlar. Bir kere AKP’nin Kürt halkı içinde, Kürdistan’da artık siyasal meşruiyeti kalmamıştır. Halkın tepkisi, kendi şehirlerini yakıp yıkan, yerle bir eden AKP zihniyetine, devletine karşı... HDP’nin halka nasıl sahip çıktığı, Kürt halkı için olanakları doğrultusunda nasıl çalıştığı herkes tarafından biliniyor. Tabii HDP’nin eksikliği, zaafları hiç yoktur demek doğru olmaz; ama esasta halkın bağrından çıkıp halka hizmet için fedakarca, özverili bir şekilde mücadele ettiği kuşku götürmez. HDP, binlerce bedele sahip bir gelenekten geliyor ve bu geleneğe sahip çıkıyor. Halkımız da HDP’ye bu nedenle sahip çıkıyor.


Nusaybin’de şu anda devlet güçleri ne yapıyor?

Yıkılan, yerle bir edilen Nusaybin’in yeniden dizayn edilmesi için oradalar. Başta imar düzenlemeleriyle, ilçeye kendilerine göre bir şekil verme amacı güdüyorlar. Asker Nusaybin’e sırf Kürt’ü öldürmek için gitmedi; ayrıca Kürt halkına yeni bir şekil vermek için gitti. İmarından ekonomik yapısına kadar müdahale etmek istiyorlar.


Bunu tam olarak nasıl yapacaklar? İlçenin taşınacağı da gündeme gelmişti... Planlanan dönüşüme dair somut bilgiler ulaştı mı elinize?

Öncelikle Kürt halkının içinde örgütlü olduğu HDP başta olmak üzere DTK, DBP, KJA ve diğer bütün kuruluşlara karşı yönelim, sürekli devam ettirilecek. Bizim de buna karşı tutarlı ve kalıcı bir karşı duruş sergilememiz gerekiyor. Gevşek tutarsak, oluruna bırakırsak engelleyemeyiz. Demokratik direnişi örgütlemeliyiz.


Başka ne yapacaklar?

Başta şunu söyleyeyim: AKP’nin yaptığı, yapacağı hiçbir şeyde Kürtler için hayırlı bir şey yok. Şimdi ne yapmak istiyorlar? Öngörümüz, tahminimiz şöyle...

Nusaybin’in sınıra yakın mahallelerini, İpek Yolu’nun Bagok tarafına doğru taşıma planı var. Bu sırada toplumsal dokuyu da bozup kontrol altına almış olacaklar. Yeni mahalleler karakollarla çevrelenecek, her şey gözlem altında tutulacak. Kafalarında böyle bir imar planı var. 


8 binden fazla konut ve işyeri bu süreçte yakılıp yıkıldı, onlar ne olacak? Tazminat ödemeyecekler mi?

Biz diyoruz ki, halk bu plana direnirse süreç içinde mutlaka hem yakılan evlerinin tazminatını alacak hem de eski arazisi üzerinde evini yeniden inşa edecek.

AKP devleti, “Ben yaktım, yıktım, şimdi de gidiyorum” diyemeyecek. Halkımız bu konuda müsterih olsun. Uluslararası hukuk da devreye girecek. Tazminatı ödemek zorundalar. AKP, halka imza attırarak suçu başkaları üzerine yıkmaya çalışıyor; hayır, evleri kendisi yakıp yıktı, her durumda da tazminatını o ödemek zorunda.


Peki, başka?

İkinci planları, şehrin bütününü denetlenebilir hale getirmek.

Üçüncüsü, toplumsal ve kültürel yapıyı bozmak. Halkın dayanışma geleneği kırılmaya çalışılacak.


Bunu nasıl yapacaklar?

İmar düzenlemesi, bunu gerçekleştirmek için de yapılıyor zaten. Komşuluk ilişkileri, akrabalık ilişkileri, toplumsal dayanışma, bugüne kadar Nusaybin’in şehir dokusunda vardı. Yapacakları TOKİ tipi yeni mahallelerde ise halkın bir araya gelmesini, örgütlenmesini de önleyeceklerini düşünüyorlar. 

Bu sırada sivil toplumu da engelliyorlar tabi... Daha şimdiden, Rojava Derneği’nin ihtiyaç sahibi halka yardım etmesini bile engellemeye çalışıyorlar.

Kafalarında bir konsept var. Diyorlar ki, “Bu halkı artık korkuttuk, caydırdık; şimdi de yeniden dizayn etmeliyiz.”


Siz ne yapacaksınız?

Halkın gücüyle, örgütlülüğüyle bu sorunları çözme imkanımız ve kabiliyetimiz var. Bu gücümüz, örgütlülüğümüz de vardır. Bütün şehirlerimiz, belediyelerimiz, bizimle olan herkes seferberlik ruhuyla yakılıp yıkılan şehirlerimize sahip çıkıyor, daha fazla da çıkacaktır. Bu, meselenin ilk adımı.

İkincisi, halkımız gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında bütün imkanlarını seferber etmeli.

Üçüncüsü, uluslararası kurumların, belediyelerin desteğini alacak çalışmalar yapıyoruz. Büyük bir sempati de var, destek iradesi ortaya çıkıyor. Bunu koordine etmemiz gerekiyor.

Bence eldeki olanaklarla rahatlıkla bu meselenin üstesinden gelebiliriz. Halkımızı kurda teslim etmeyeceğiz, bu söz konusu bile olamaz. AKP’nin katlettiği Kürt halkına lütuf gibi yardım etmesi, kabul edilemezdir. Bunu Kürt halkı kabul etmez.


O günlere dönersek... Nusaybin’de savaşan YPS’liler kimdi? Neden savaştılar, nasıl savaştılar?

Öncelikle şunu belirteyim: Kürt halkı ve Kürt halkının içinde örgütlü olduğu demokratik kanallar, hiçbir zaman kesinlikle savaştan yana olmamıştır. Savaştan en başta zarar gören de Kürt halkı oluyor. AKP, savaşı kışkırtan sanki Kürt halkıymış gibi bir algı yaratmaya çalışıyor, öyle değil. Bir kere bunu nesnel biçimde saptamak lazım.

Sürecin Erdoğan rejimi tarafından sekteye uğratılmasından sonra Kürt gençlerinin başlattığı bir süreçti bu. Dışarıdan gelmiş, karıştırmak isteyen insanlar gibi bir izlenim yaratmak istiyorlar, hayır, onlar halkın çocukları. Kürt halkı inkar edildi, Erdoğan “Kürt sorunu yoktur” dedi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmeler sonlandırıldı, tecrit yeniden başladı... Buna karşı bir tepki olarak Kürt halkının özbeöz çocukları örgütlendi. Yani bu bir tepki hareketiydi.


Peki nasıl savaştılar? Biraz önce siz de dediniz, NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı, hangi olanaklarla direndiler?

Gerçekten hemen hemen yok denecek kadar kıt imkanlarla, kendi mahallelerinde, halkın da yardımıyla, üretici, yaratıcı metotlarla savaştılar. Bu da ilginç bir şeydir. Kürt halkının özbeöz evlatları, Kürt gençleri, kendi mahallelerinde bu olanaksızlıklar içinde örgütlenip AKP’nin Kürt’ü imha etme planına, “Çökertme Planı” adı altında Kürt’ü kimliğinden etme, onurunu kırma, geleceğini köreltme planına karşı bir duruş sergilediler.


Devletin teslim aldığı gençler vardı, görüntüleri de servis edildi. Onlarla daha sonrasında görüşebildiniz mi?

Avukatlar görüştü; hemen sonra biz de avukatlarla görüştük.


Bu gençler, YPS’li miydi?

Hayır, bu gençler, gerçekten de elinde silah olmayan sivil insanlardı. Hiçbir lojistik destekte bulunmadıklarını, arkaplanda destek vermediklerini söylemiyoruz. Aralarında öyle yapanlar da var olabilir.

Kürt silahlı güçlerinin geleneksel olarak nasıl davrandıklarını  çok iyi biliyoruz. 30-40 senedir yaşadığımız savaş tecrübesinden biliyoruz ki, Kürt silahlı güçleri öyle kolay kolay, elini kolunu sallaya sallaya gelip teslim olmaz. Onlar da çok iyi biliyor bunu. En sonunda intihar ederler, bir el bombaları vardır, kendilerinde patlatırlar.

Bu teslim alınan gençler sivildi. Gözaltına alınmalarından sonra gerçekten de bir kurgu, mizansen yapıldı. “İddia edildiği gibi” filan da dememek lazım. Çağırıyorlar, “Şöyle yapacaksınız, böyle duracaksınız” diyorlar.


Bunlar bizzat onların avukatlara anlatımları mı?

Tabii tabii. İşte “Sen beyaz bayrak kaldıracaksın, sen şöyle yapacaksın” filan diyorlar. Silahlı güçler, çatışan insanlar gelip teslim oluyor izlenimi vermek istediler. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler’e, “Gerçekten savaş kurallarına göre hareket ediyoruz” delili de yaratmak istediler. Ama görüntüler alındıktan sonra bu insanların hepsi, üç gün sistematik işkenceden geçiriliyor. Eli, burnu, kolu veya ayağı kırılmayan kalmıyor. Öyle barbarca o çocuklara davranılıyor.


Nereden biliyorsunuz bunu?

Yahu avukatlar bunları gördü, bize aktardı. Hepsiyle görüştüler, gelip bize bunları söylediler. Zaten şikayetçi de oldular.

Bunların yanında bir kısmını, “Böyle söylerseniz serbest bırakılırsınız” gibi şeyler söyleyip itirafçı yapmaya da çalışmışlar.


“20 kişinin yakılarak infaz edildiği” bilgisi vardı ayrıca...

Evet, bu görüntülerden sonra, bir tanığın anlatımına göre, gözaltına alınan 20 kişi infaz edildi. Yani bu görüntüler alındı ya, zaten artık uluslararası kurumlara sunacak bir malzemeleri oldu. Çağırıyorlardı ya, “Devletin şefkatine, merhametine gelin, teslim olun, yaşama dönün...” Bundan sonra gözaltına alınan insanlar infaz ediliyor ve yakılıyor. Yeni Mezarlık’ta, bir kadın yurttaşın gördüğüdür bu. Hatta bu sırada bir asker diğerlerine, “Aptal mısınız, söndürün, kimse görmesin” gibi şeyler söylüyor.

AKP’nin gerçek yüzünün ne olduğunu biliyoruz. Kamuoyuna hukuk devletine, savaş normlarına göre hareket ediyor izlenimi veriyor, diğer yandan insanları asıyor, yakıyor. JÖH/PÖH sayfalarından da bunlar görülüyor zaten. İnsanları ağaca asıp yaktılar. Bu 20 kişiye yapılan da budur. Bu, bir gerçektir.


Êzîdî/Zerdüştî olmayı suç görüyorlar


Erdoğan, yeniden küfreder gibi “Zerdüşt” demeye başladı. Siz bir suç duyurusunda da bulundunuz ama hala devam ediyor... Bir Êzîdî olarak “Zerdüşt” böyle kullanıldığında ne hissediyorsunuz?

AKP ideolojisinin, dünya görüşünün ne kadar ilkel olduğunu, DAİŞ ideolojisinden farklı olmadığını gösteren açık bir örnek bu. Kadına yönelik yaklaşımı, Ermeni Soykırımı’yla ilgili söylemleri, ırkçılık, Êzîdî/Zerdüştîliğe yönelik insanlık dışı söylemler... Ben bunları AKP’nin kendini tam ele vermesinin tezahürü olarak görüyorum.

Tabii bu kabul edilemez bir şey. Biz mağdur olan, ezilen, dışlanan bütün toplumsal kesimlerin Ortaçağ zihniyetli AKP’yle her alanda mücadele etmek zorunda olduğunu düşünüyoruz. Onun hakkında davacı olmam ise sembolik bir şeydir, bir şey çıkmaz, biliyoruz. Ama diğer insanları cesaretlendirici bir adımdır.

Herkes bunun altındaki anlayışı iyi görsün: İslamiyet adı altında İslamiyet’e en çok zarar veren bunlardır. Bir din adına sen bunları söylüyorsan, o dine kötülük yapıyorsun.

Sanki Zerdüştî olmak, Êzîdî olmak bir suç gibi düşünüyorlar. Aslında DAİŞ’in Şengal’de yaptığı soykırım da bu anlayışla gerçekleşti. DAİŞ de Êzîdî olmayı suç olarak görüyor, Zerdüştî olmayı sapıklık olarak görüyor. Bu insanlık dışı ideolojiyi çok iyi görmek lazım. 

Halkımızın temiz, İslami duygularını suistimal ederek kendilerince HDP’yi zayıflatmaya çalışıyorlar. Bu aslında onların İslamiyet’e karşı düşmanlığını ortaya koyuyor.


Avrupa’da seçime girsek yüzde 10’u aşarız


Almanya’da eyalet milletvekilliği de yapmış biri olarak, Avrupa siyasetindeki Türkiye algısı o günlerden bu yana nasıl bir değişiklik geçirdi? Sizin bu konudaki gözleminiz nedir?

Avrupa kamuoyunda radikal bir değişiklik var. Ortadoğu’da kimin çağdışı, antidemokratik bir anlayışa sahip olduğunu kamuoyu görüyor. Diğer yandan ise ilerici, demokratik, bütün kimlikleri bağrında barındıran, herkes için hak ve özgürlük talep eden, halkların ve inançların kardeşliğini savunan bir özgürlük hareketinin nasıl mücadele ettiğini de görüyorlar. İnanılmaz bir sempati var. Tekrar ediyorum: İnanılmaz bir sempati...

İddia ediyorum: HDP, Avrupa’da seçimlere girse, yüzde 10 barajı gibi bir sorunu hiç yoktur. Avrupa’da böyle bir sempati var. Ama hükümetler, maalesef, AKP ve DAİŞ gibi barbarca oluşumlara dönük antipatiyi veya bizimle ilgili olan sempatiyi gereğince karşılamıyor. Yer yer eleştiri getiriyorlar, yer yer ise çıkarları esas alan kirli, pragmatist bir siyaset güdüyorlar.

Bence Avrupa halkları içinde iyi bir çalışma yürütürsek, kamuoyunun tepkisini ve sempatisini örgütleyebilirsek, hükümetler üzerinde bir baskı aracı oluşturabiliriz, sonuç alabiliriz. Buna olanak var, yalnızca çalışmalıyız, konsantre olmalıyız. Yaptığımız görüşmelerde de bunu görüyoruz. Sadece sol cenahtan değil, liberalinden muhafazakarına bizimle ilgili genel bir sempati var. Önümüz çok büyük oranda açılmış durumda...



OSMAN OÐUZ/
HABER MERKEZİ