Devlet mi yoksa çıplak zor aygıtı mı?

Pervin Buldan
- Rêber Apo, Suriye için yerel demokrasi merkezli, merkez-yerel dengesini gözeten bir modele, siyasal uyumu kolaylaştıracak askeri-toplumsal geçişlere işaret etti; diyalogun öneminin altını çizdi.
- Rêber Apo, ısrar edilen katı merkeziyetçi yapının üreteceği herhangi bir demokrasi, birlik ve çözümün olamayacağını, halkları ve kimlikleri yok sayan, anayasal güvencelere sırt çeviren tabloya dikkat çekti.
- Yerel demokrasi, toplumsal sözleşme, kadın temsili ve eşitlik yoksa geriye kalan şeyin bir ‘devlet’ mi yoksa çıplak bir zor aygıtı mı olacağını sorgulayan Rêber Apo, "Bunca bedel, bir zorbalıktan diğerine geçmek için midir?" diye sordu.
DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Rêber Apo'nun Suriye’ye dair tespit ve çözüm önerileri ile İmralı Heyeti görüşmelerinde dikkat çektiği noktalara ilişkin JINNEWS’e konuştu. Rêber Apo'nun, Suriye sahasının bölgesel rekabetlerin, vekalet savaşlarının, enerji-koridor hesaplarının ve kimlik çatışmalarının düğüm noktasına getirildiğini; bu düğüm noktası doğru görülmezse yönetim kim olursa olsun ağır bir despotizme varacağını tespit ettiğini belirten Buldan, "Son görüşmelerimizde de Sayın Öcalan, Suriye bağlamını Türkiye’nin barış dediği, İran’ın istikrar olarak ifade ettiği, Irak’ın denge diye tarif ettiği ve Avrupa’nın güvenlikle ilişkilendirdiği dengenin ortasında olan Kürtlere doğru yaklaşımın, onları araçsallaştırmamanın önemine dikkat çekti. Demokrasi meselesi üzerine ısrarla durmasının nedeni biraz bu. Savaşın panzehri barış ise ona göre doğru yaklaşmak, bunun için çaba sahibi olmak gerekiyor” dedi.
Merkez ile yerel dengesi
Buldan'ın aktardığına göre; Rêber Apo, Suriye için yerel demokrasi merkezli, merkez-yerel dengesini gözeten bir modele, siyasal uyumu kolaylaştıracak askeri-toplumsal geçişlere işaret etti; diyalogun öneminin altını çizdi. Suriye'de ısrar edilen katı merkeziyetçi yapının üreteceği herhangi bir demokrasi, herhangi bir birlik, herhangi bir çözüm yoktur; tersine, hep gördüğümüz üzere, intikam döngüleri ile hareket eden, halkları açık şekilde yok sayan, kimlikleri yok sayan, anayasal güvencelere sırt çeviren bir tablo var. Yerel demokrasi yoksa, toplumsal sözleşme yoksa, kadın temsili yoksa, eşitlik yoksa geriye kalan şey bir ‘devlet’ mi yoksa çıplak bir zor aygıtı mıdır? On yıllardır verilen bunca bedel, bir zorbalıktan çıkıp diğerine geçmek için midir?
Tehdit değil, güç birliği
Devlet aklı, meseleyi hep sınır güvenliği ve ‘terör’ parantezine sıkıştırarak yol alamaz. Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik çözümü, Ortadoğu’daki tüm kilitleri açacak anahtardır. Eğer Türkiye, kendi içindeki barışı sağlar, Türk-Kürt ilişkilerine hakkaniyetle yaklaşırsa Suriye, Irak ve İran’daki Kürtler ile kuracağı ilişki de bir ‘tehdit’ değil, devasa bir güç birliğine dönüşür. Türkiye’de demokratik çözüm, Türkiye’yi rahatlatmakla kalmaz, bölgede birlikte yaşama fikrine alan açar. Domino etkisi olur… Fakat görüyoruz ki; Türkiye’nin Suriye yaklaşımı, bir ressamın tabloyu sadece çerçevesinden ibaret görmesine benziyor.
Komşuluğa dayalı güvenlik
Rêber Apo'nun “Rojava'nın Türkiye için bir tehdit değil, demokratik komşuluk temelinde bir güvenlik teminatı olabileceği” tespitine dikkat çeken Pervin Buldan, sürekli şunun vurguladığını söyledi: "En kalıcı ve doğru güvenlik, barış durumudur. Güvenlik karşılıklı tanıma, sınırda gerilimsiz yaşam, ortak mekanizmalar ve halklar arası bağ ile kurulur. Bu son derece mümkündür. Önünde hiçbir engel yoktur. Rojava sahasında QSD’nin DAİŞ’e karşı rolü ortadadır. Bu yapı, Türkiye için düşmanlaştırıldığında ortaya çıkan boşluğu kim dolduruyor? Açıktır ki kulak kesen, insan katleden, toplum düşmanı radikaller ve bunun devamında gelen çoklu krizler. Yani tehdidi büyüten yine bu düşmanlaştırma dili oluyor diye düşünüyorum. ‘Demokratik komşuluk’ dediğimiz şey; sınırın iki yanında halkların birbirine düşman edilmemesidir.”












