
Hükümetin katliamlara dayalı başlattığı her yeni süreçte gerçekleri yazan Kürt medyasını hedef aldığının altını çizen Özgür Gündem Gazetesi Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, son dönemlerde merkez medyaya ve cemaat basınına yönelik baskıları da, “Bir yerde baskı varsa gelip herkesi bulur. O yüzden dün bu olanları alkışlayanların yaşananlardan ders çıkarması” gerektiğini söyledi. ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay ise, Kürt basınının her zaman baskılara maruz kaldığını belirterek, “Ama Kürt basını direndi ve bu direniş süreciktir” dedi.
AKP, Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliamların, hak ihalelerin açığa çıkmasını engellemek için özgür basın kurumlarına saldırılarını ağırlaştırarak devam ettiriyor. 24 Temmuz’daki Medya Savunma Alanları’na yönelik başlatılan bombardımandan bu yana Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından Dicle Haber Ajansı (DİHA) şimdiye kadar 18’inci kez erişime engellendi. Aynı gün içinde bazen 2 kez engellenmeye maruz kalan DİHA’nın ardından RTÜK lisanslı yayın yapan Özgür Gün TV’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 kanalı “Platformların yayın haklarına uymadığı” gerekçesiyle yayınlarını durdurdu. Özgür basın, 25 yıllık tarihi boyuca her zaman devlet güçleri tarafından sansür ve baskıya maruz kalırken, özgür basın çalışanlarının onlarcası faili meçhul cinayetlere kurban gitti, yüzlercesi ise tutuklandı ve işkence gördü. Çalışanlara yönelik baskı ve katliamla ile birlikte, iş yerleri ve gazeteler bombalandı. Tarihi boyunca maruz kaldığı tüm baskılara rağmen, özgür basın gerçeklerden taviz vermeden, halka gerçekleri ulaştırmayı her zaman sürdürdü.
‘Kürdistan basın tarihi sansürle başladı’
Özgür basın tarihinin 30 yıllık “tanığı ve emekçisi” olan Özgür Gündem Gazetesi Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, Kürdistan basın tarihinin sansürle başladığına dikkat çekerek, Osmanlı döneminde 1889 yılında Mısır’da ilk kez yayınlanan Kürt halkının Kürdistan isimli gazetesini hatırlattı ve dönemin padişahları tarafından nasıl engellenip sansürlendiğini anlattı. 25 yıllık özgür basın tarihi içerisinde şimdiye kadar 50’den fazla gazetenin çıkarıldığını ve bu gazetelerin çoğunluğunun kapatıldığını, sansürlendiğini dile getiren Aykol, “Gazetelerimize yönelik en büyük baskı sansürlenmesi, bombalanmasıdır. Merkez, İstanbul ve Ankara büroları aynı saatlerde ve dakikalarda bombalandı. Bu bombalamanın faili olarak bizzat dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in genelgesi yayınladı ve emir verdiği ortaya çıktı. Biz defalarca mahkemelerce kapatıldık. Ama en büyük kapatma böyle bir bombalamaydı” dedi.
‘Baskılara rağmen halka ulaştık’
Kapatılan ve bombalanan bütün gazete kurumlarının başında olan biri olarak, dönemin Özgür Ülke Gazetesi binasının ne tür zorluklarla kurulduğunu anlatan Aykol, o zamana kadar çalışan arkadaşlarının öldüğünü ve tüm baskılara rağmen bir şekilde yollarına devam ettiklerini belirtti. Gazetenin bombalandığı günü ise Aykol, şu sözlerle anlattı: “Bombalandığı gün gazeteye gittiğimde hala itfaiye çalışıyordu. Ben bu sefer tamam bitti diyordum. Ama öyle olmadığını gördüm. Bir şekilde hemen aynı gün insanlar kendi yayın binalarını bize açtılar. Ertesi gün sadece 4 sayfa çıkardık ama bayilerdeydik.” O günden bu yana “Artık bizi durduramazlar” dediğini belirten Aykol, hiçbir zaman yayın yapmaktan, gerçekleri halka ulaştırmaktan vazgeçmediklerini söyledi.
Kapatılan her gazete yerine yeni bir gazete ile devam ettiklerini dile getiren Aykol, “Bizim basın geleneğimizde, devlet Kürt halkına bir şey yapmak isterse ilk olarak bizim yayınlarımızdan başlayarak ve gazetelerimizi, televizyonlarımızı kapatıyor. Artık özgür basın yerine özgür medya dememiz gerekiyor. Çünkü artık sadece gazete değil, ajanslarımız, televizyonlarımız, radyolarımız var. Ne zaman devlet bir sınır ötesi operasyon düşünüyorsa, bir gün, bir hafta öncesinden televizyonları, radyoları ve ajansları kapatıyor. Hatta yurtdışındaki televizyonlarımız olan Med TV, Roj TV gibi kanallarımızın kapatılması için bulundukları ülkelere de baskı yaptı ve kapattırdı” hatırlatmasında bulundu.
Uluslararası basın kuruluşlarının ve devletin Türkiye’ye baskısından dolayı gazetelerin kapatma maddesinin düştüğünü ve bu nedenle Özgür Gündem’in 5 yıldır rekor sayılabilecek şekilde yayın yaptığına dikkat çeken Aykol, ancak gazeteye uygulanan sansürün bitmediğini “Güvenlik yasası” ile dijital ortamda yayın yapan kuruluşlara getirilen yasaklar nedeniyle internet üzerinde Özgür Gündem’in sitesinin kapatıldığını vurguladı.
‘Devlet suç işlediği için bizden korkuyor’
Özgür Medya’ya yapılan bütün kapatılmaların, engellemelerin bir şekilde yargısallaştırıldığını ifade eden Aykol, “Devletin şuan yaptığı sansürdür. Devlet adına Türkiye’nin gelişmişliği adına bu yasaklamalar çok büyük bir ayıptır. Ama halkımız dijitalden giremiyorsa gazete alacak. Demek ki devlet yanlış bir şey yapıyor ve halka karşı bir suç işliyorlar ki bizim yaptığımız haberleri engellemeye çalışıyor. Bunlar AKP’nin ayıbı olarak tarihe geçecek” dedi.
Evrensel olan “Savaşlarda ilk önce gerçekler öldürülür” sözlerini anımsatan Aykol, IŞİD’in gazetecileri sık sık öldürmesi, tutuklamasını örnek göstererek, suç işlenen yerlerde gazetecilerin hedef alındığını söyledi.
Özgür basın kurumlarının kendi imkanlarıyla varolan kurumlar olduğunu söyleyen Aykol, bu nedenle gazetelerin alınması okunması, haber ajanların abonelerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Zaman grubunun, Koza grubuna yapılan baskınlar ve Hürriyet Gazetelerine uygulanan vergi cezaları nedeniyle söz konusu kuruluşlara uyarıda bulunan Aykol, baskı varsa herkesin bir gün buna maruz kalacağını anımsatarak, şunları söyledi: “Merkez medyanın özgür basın kuruluşlarıyla dayanışma içerisinde olması gerekiyor. Biz susmamaya devam edeceğiz.”
‘Özgür basın her zaman direndi’
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, gazetelerin, ajansların ve televizyonların kapatılmalarının ve baskı altına alınmalarının siyasi olduğuna dikkat çekti. AKP iktidarının kendi içinde muhalif gördüğü başta Kürt basını olmak üzere her gazeteye, ajans ve televizyonlara saldırdığına dikkat çeken Abakay, “Geçmişten bu yana Kürt basını en fazla saldırıya maruz kalan basındır. İktidar, koltuğunu korumak için katliamlara ve iç savaşa karar vermiş durumda. Bunu bir tek yazacak olan da özgür basındır. Yaptıklarından halkın haberdar olmaması için yasaklamalara, baskılara başvuruyorlar. Her dönemde baskılar oldu ama her dönemde özgür basın direndi bundan sonra da direnecek” dedi.
Sansür sistemli hale getirildi
Savaş konseptini devreye sokan AKP’nin talimatıyla, DİHA ajansı, gerçeklerin kamuoyundan gizlenmesi amacıyla tam 18 kez erişime engellenerek sansür sistemli hale getiriliyor. DİHA’ya yönelik sansür uygulaması ile sınırlı kalmazken, DİHA muhabirleri sahada 9 kez saldırıya uğradı, 3 DİHA muhabiri gözaltına alındı.
24 Temmuz Basın Özgürlüğü Günü’nde, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Özgür Gündem ve Evrensel Gazeteleri’nin isimlerini vererek, “Elimizde dosyalar var, bunlar suç makinesi” ifadeleriyle özgür basını hedef göstermesi ile başlayan saldırı furyası, aynı gece Medya Savunma Alanlarına yapılan hava saldırıları ile birlikte aralarında DİHA’nın da bulunduğu 90’ı aşkın internet sitesine getirilen “erişim engeli” kararları ile somutlaştı.
Başbakanlık Güvenlik işleri Genel Müdürlüğü’nün 24.7.2015 tarihli ve 41654118-951-01-07/01139 sayılı talimatıyla Telekomünikasyon Daire Başkanlığı (TİB) tarafından 25 Temmuz tarihinde DİHA’ya getirilen “erişim engeli” ile başlayan sansür uygulaması, o tarihten bu yana kesintisiz devam ediyor. DİHA’nın sansürü aşmak için açtığı 18 farklı internet sitesi adresi de TİB tarafından erişime engellenerek sansür sistemli hale getirildi.
Sansürü Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan DİHA başvurusunun, AYM’de de bir ayı aşkın süre yanıtsız kalması üzerine sansür kararı ile ilgili avukatlar AİHM’e başvuru yapma hazırlığında.
3 gözaltı, 1 tutuklama
Savaşın derinleştiği Kürdistan’da birçok il ve ilçede gelişmeleri anı anına toplumla paylaşan, yaşanan insan hakları ihlallerini ve katliamları gün yüzüne çıkartan DİHA’ya yönelim sansür uygulaması ile de sınırlı kalmadı. Sahada haber takibi yapan DİHA muhabirleri de devlet güçlerinin fiziki saldırılarının hedefi oldu. Bursa’da, 24 Temmuz günü polislerce gözaltına alınan ve mahkemeye sevk edilen muhabirimiz Ömer Gül, sadece gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanarak cezaevine konuldu. 10 Ağustos’ta Colemêrg’de eylemler sırasında yaşanan çatışmalarda DİHA muhabiri Gökhan Altay özel harekat polislerinin attığı gaz bombası sonucu yaralandı. 21 Ağustos’ta DİHA İzmir muhabirlerinden Cihan Başakçıoğlu, evine gitmek için bindiği tramvayda üç kişinin saldırısına uğradı. 26 Ağustos’ta Amed Bağlar’da kepenk kapatma eylemi sırasında polis gaz bombası ile DİHA muhabirini hedef aldı. 27 Ağustos günü Van’ın İpekyolu ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesi’nde çıkan olaylar esnasında DİHA Muhabiri Selman Keleş kafasına isabet eden gaz fişeği ile yaralandı.
Cizre’de muhabirler tarandı
5 Eylül’de Cizre’de DİHA muhabirleri Nuri Akman ve Cihan Ölmez, polislerin silahlı saldırısına maruz kaldı. Polis, akrep tipi zırhlı araçtan muhabirlerin bulunduğu yeri yaylım ateşine tutarken, 2 muhabir ara sokağa kaçarak kurşunların hedefi olmaktan son anda kurtuldu. 6 Eylül’de haber takibi yapmak için Amed’in Sur ilçesine giden DİHA muhabirlerine polis tazyikli su ve biber gazı ile hedef gözeterek saldırdı. 8 Eylül’de Mersin’de ırkçı saldırıları takip eden DİHA muhabiri Feyyaz Imrak’ın parmağı kırıldı. Son olarak; 15 Eylül günü, Colemêrg’de HPG’li Ercan Yılmaz’ın cenazesinin getirileceği hastane önünde bekleyen kitleye saldıran özel harekat timleri, DİHA muhabiri Gökhan Altay’ı darp etti. Yine 11 Eylül’de Mersin’de haber takibi yapan Dicle Haber Ajansı muhabirleri Erdoğan Alayumat, Berivan Altan ve Ahmet Kanbal gözaltına alındı.
ŞERİFE ORUÇ/DİHA/ANKARA