2012 yılının kadına yönelik şiddetin tırmandığı bir yıl olduğuna dikkat çeken YJA Üyesi Leyla Agirî, AKP’nin milliyetçi ve cinsiyetçi bir politika izlediğini belirtti. Agirî, Şiddetin günübirlik yüzeysel ele alışla çözülemeyeceğini kaydetti.

Türkiye’de 2012 yılı kadına yönelik şiddetin en fazla tırmandığı yıllardan biri oldu. Basına yansıyan haberlere göre 2012'nin ilk 11 ayında toplam 147 kadın öldürüldü, 123 kadın tecavüze, 208 kadın şiddete, 126 kadın tacize maruz kaldı. Özgür Kadınlar Birliği (YJA) Üyesi Leyla Agirî, ANF’ye yaptığı değerlendirmede şiddetin bu denli artmasının kaynağının devletin kendisi olduğunu belirterek, toplumsal şiddetin ve kadına karşı şiddetin günübirlik yüzeysel ele alışla çözülemeyeceğini belirtti. Agirî, “Şiddet her şeyden önce bir devlet icadıdır, ürünüdür. Şiddeti geliştiren, meşrulaştıran ve yaygınlaştıran da devletin kendisidir. Devletin kendisi toplumu denetim altında tutma, kendince bir biçim verme amacıyla şiddeti bir araç olarak kullanmaktadır. Bu mekanizma en fazla kadın üzerinden geliştirilmiştir” dedi.

Aile kurumu krizde

Sadece Türkiye’de değil dünyada da aile içi sorunlar ve şiddetin artışına dikkat çeken Agirî, “Aile kurumu derin bir kriz yaşıyor. Çok ciddi çelişkiler ve çatışmalar var. Bu durum en fazla kendisini kadına yönelik şiddette dışa vuruyor. Boşanmalar almış başını gidiyor, kadın erkek ilişkilerindeki uyumsuzluk, çatışma, çelişkiler sadece kadını değil bir bütün toplumu da tehdit ediyor. Sosyal anlamda ilişkilerde büyük bir parçalanmışlık ve bu parçalanmışlığın yaratmış olduğu ciddi sorunlar ve problemler var. Ekonomik anlamda ciddi sorunlar var, işsizlik temel sorunların başında gelmektedir, kültürel, sosyal, ekonomik anlamda yaşanılan bu sorunlar, çatışmalı ortamda şiddetin daha fazla artmasına neden oluyor” tespitlerinde bulundu.

AKP ile şiddet katlandı

Leyla Agirî, AKP'nin iktidara gelişiyle Türkiye'de de kadına yönelik baskı, şiddet ve katliamların ciddi bir artış gösterdiğini belirterek, bunun da AKP’nin faşist ve militarist karekterinden kaynaklandığını söyledi. Şiddete en fazla maruz kalan kesimlerin bu şiddet kültürünü ve baskı ortamını kabul etmeyen kadınlar olduğuna dikkat çeken Leyla Agıri, “Her gün Kürt kadınları ve demokratik çevreler devlet terörüne, polis şiddetine maruz kalıyor. Bu şiddeti bilinçli olarak yaygınlaştıran ve tırmandıran hükümetin kendisidir. AKP iktidarı faşist zihniyeti daha da güçlendirmiştir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden toplumun bütün kesimlerine dönük bilinçli bir şiddet ve iradesizleştirme politikası var. Bu politika ile muhalif kesimleri teslim almayı amaçlıyorlar. Bu şiddet ile sonuç alma politikası bizzat Türk Başbakanı Erdoğan ve onun bakanları eliyle yapılmaktadır.” dedi.

Kadına yönelik perspektif yok

AKP hükümetinin milliyetçiliği ve cinsiyetçiliği tırmandırdığına dikkat çeken Agirî, bu karakterdeki bir hükümete bağlı ‘Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da şiddeti ortadan kaldırmaya dönük çözüm üretemeyeceğini kaydetti. Leyla Agirî sözlerini şöyle sürdürdü: “Bakanlığın isminde kadın ibaresini bile kaldıran bir bakanlığın ya da mensubu olduğu bir hükümetin mantık yapılanmasının sorgulanması gerekir. Böylesi bir zihniyete sahip bir bakanlığın kadına dair bir perspektifinin olmasını beklemek yanlıştır. AKP’nin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bir çözüm gücü ve iradesi yoktur ve olamaz. Fatma Şahin, ‘Başbakan Erdoğan bizi zihinsel olarak aydınlatıyor, kadını en fazla güçlendiren ve güç veren başbakandır’ diyor. Bunu söyleyen bir bakandan, biz kadına yönelik her hangi bir perspektif bekleyemeyiz, yoktur da.”

Kadın her alanda güçlenmeli

YJA Üyesi Leyla Agirî, şiddetle mücadelede yapılması gerekenlere de işaret etti. Toplum içerisinde bir kültür haline gelen şiddetin aşılması için kadın, çocuk ve erkek eğitimlerinin önemli olduğunu belirtti. Şiddetin kadının ortak sorunu  olduğunu vurgulayan Agirî, çözümün de ortaklaşması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Kadın hareketleri toplumsal alanda demokratik inşa çalışmalarını ve bilinçlendirme çalışmalarını güçlendirebilmelidir.
Özellikle eğitim çalışmalarına önem vermeliyiz. Sosyal ve ekonomik alan başta olmak üzere yaşamın her alanında kadını alternatif yapılanmalarına kavuşturabilmeliyiz. Bizim ekonomik, sosyal, kültürel alanda bıraktığımız her boşluk kadını ataerkil, devletçi zihniyete mecbur bırakıyor. Kadın kendi gücünü sosyal anlamda, ekonomik kültürel anlamda elde etmediği ve kendisini geliştiremediği sürece erkeğe, devlete zorunlu bir dönüşü olacaktır. Bunu güncel örneklerle sürekli görüyoruz. Bu çözüm değildir, çözümsüzlüğün bir çözümüdür. Çözüme dair yapılanmalar devletçi zihniyeti aştıkça gerçekleşir. Bu toplumsal bir sorundur. Bu anlamda çözümün de toplumsal olarak geliştirilmesi önemlidir.''


DİLAN ŞEVAL / SİNAN DENİZ / ANF/BEHDİNAN