Türkiye’de son otuz yıldır ilk kez cenazelerin kaldırılmadığı, tabutların omuzlarda taşınmadığı üç ‘barış’ ayının artık sona erdiğini düşünmek herhalde subjektif bir yaklaşım olmaz.

Evet, üç ‘barış’ ayının artık sona ermenin son demlerini yaşadığını vurgulamak gerekiyor. Süreçte belirleyici rol oynayan tarafların açıklamalarını böyle okumak kesinlikle yanlış olmayacaktır. Şöyle de formüle edilebilir: Barış yolunu döşeyen ‘iyi niyet taşları’ artık aşınma noktasına gelmiş bulunuyor.
Barış umudunun yükseldiği bir süreçten yeniden savaş sürecine girmeye ramak kalması, elbette ki sonuçları ve sorumlulukları da büyük olacaktır. Nasıl ki barıştan savaşa girme sorumluluğu büyük ve riskleri yüksekse, savaştan barış sürecine, oradan da yeniden savaşa girme sorumluluğu da en az o kadar büyüktür. Elbette ki riskleri de vardır. Bu sorumluluk ve riskler Türk ve Kürt savaşı ve barışı için de geçerli olduğunu vurgulamaya bile gerek yoktur.
***
Doğru konuşma, doğru karar alma ve doğru adım atma sürecinin en kritik noktasında olan ‘Türk liderliği’, ne yazık ki atması gereken tarihi adımın çok gerisinde olduğunu öncelikle belirtmek gerekiyor. Ortaya çıkan barış sürecini değerlendirmeme, yapılması gerekenin gerisinde durma yaklaşımı oldukça belirgindir. Sessiz kalma, gelişmeleri tersten ele alma, süreci doğru okumama, ama daha çok da hile ve ‘kurnazlık’ yaparak sürecin dışına çıkma yaklaşımı, başlatılan sürecin tıkanmasına neden olan en önemli hususların başında gelmektedir.
***
PKK Önderliği’nin başlatmış olduğu yeni döneme yaklaşım, ‘Türk Liderliği’nin niyetini, onun başlatılan sürece dönük duruşunu da açığa çıkartmaktadır. Öcalan’ın her defasında ısrarla, “süreç ancak karşılıklı ilerleyebilir” demesine rağmen, ‘Türk Liderliği’nin bu gerçekliği görmezlikten gelmesi, üslup ve duruşundan en ufak bir değişikliğe gitmemesi onun sürece ilişkin samimiyet ve politik tutumunu da açığa çıkartıyor.
***
PKK Önderliği, hemen hemen her görüşme notunda “süren otuz yıllık savaşı kısa sürede bitirebilirim, ancak bunun için hükümet ve devletin de samimi olması gerekir” demesi, onun barış konusunda oldukça samimi ve ciddi olduğunu göstermiştir. Planladığı temelde önce ateşkesi ilan etmiş, ardından da gerilla güçlerini kuzeyden güney sınırlarına çekmiştir. Bu anlamda birinci aşama dediği süreci tamamlamıştır.
***
Peki buna karşılık hükümet ve devlet ne yapmıştır?
Hiçbir şey yapmadığı gibi bir tek doğru söz bile söylememiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan başlatılan süreci adeta yok saymış, dünyanın bütün sorunlarıyla uğraşmış, bölgedeki savaşları barışa dönüştürmek için ‘büyük çaba’ göstermiş, Mısır’daki darbeye karşı neredeyse savaş açmış, ama İmralı’da başlatılan büyük barış projesini görmezlikten gelerek, var olan sürecin tıkanmasına adeta özel çaba göstermiştir.
Oysa başka ülkelerde başka türden ele alınan bu projelere oldukça anlam verildiğini ve ilgili liderlerin son derece ciddi yaklaştıklarını gayet iyi biliyoruz. Ciddi yaklaşıldığı için de karşılıklı uzlaşmaların anlam bulduğunu da iyi biliyoruz. Ancak Türkiye’de karşılık bulamayan bu büyük proje ve düşünce tasarımları, ne yazık ki her defasında boşa çıkmış oluyor. Bu son barış girişimi de boşa çıkacak gibi görünüyor.
Gerillanın geri çekilmesi gibi büyük bir adımın atılmış olmasına rağmen, başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetinin adım atmaması, gerillanın silahsızlanma talebini de ileri sürme kurnazlığını göstermesi, herhalde sürece vurulacak ve dönemi boşa çıkartılacak en büyük girişimdir.
***
Başbakan, bazı politik hesaplar yaparak süreci lehinde bitirmeyi düşünüyor, hükümet kurnazlık yaparak süreci atlatmaya çalışıyor, devlet ise her zaman olduğu gibi yine Kürtleri ‘tonga’ya düşürerek, Kürt sorununu ‘ortadan kaldırma’yı hedefliyor. Ama yanlış yapılıyor. Zira eylemsellik süreci olsa da, gerilla geri çekilse de, eğer hükümet ve devlet adım atmazsa gidilen nokta gerillanın yeniden kuzeye doğru geri çekilme olacaktır. Gerilla nasıl ki kuzeyden güneye doğru geri çekilme hamlesini yapabiliyorsa, kuzeyden güneye doğru da büyük bir hamle yapabilecek manevra gücüne sahiptir. Bu nedenle yanlış hesabın yapılmaması, mutlaka, ama mutlaka doğru düşünülmesi ve gerilla hareketlerinin, ama daha çok da PKK gerillasının tarihinin yeniden okunması gerekiyor.
Eğer ‘gerilla geri çekildi, bir daha gelemez’ deme gafleti yaşanırsa, süreci tamamen tıkanması ve savaşın yeniden başlatılması da kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle hem küçük hesaplar yapılmamalı, hem ucuz düşünülmemeli, hem de altın tepside sunulan barışa yeniden kan bulaştırılmamalıdır.
***
Son olarak şunu da vurgulayalım: Bazılarının dediği gibi süreç ‘iyi’ gitmiyor. Birinci aşamanın ‘sorunsuz’ bitmesi, sürecin ‘yavaş da olsa iyi gidiyor’ anlamına gelmiyor. Tam tersine şimdiye kadar süreci ‘sorunsuz’ götüren PKK Önderliği’dir. Ama aynı PKK Önderliği, “artık tek taraflı olmaz. Hükümet ve devlet adım atmazsa süreç de biter” diyor. Demek ki sürecin ilerlemesi için hükümet ve devletin de adım atması gerekiyor. Bu, ikinci aşama için şarttır ve hatta olmazsa olmaz koşuldur.
PKK ve KCK yetkilileri de sürecin ‘iyi’ gitmediğini, tıkanma noktasına geldiğini, ikinci aşamaya geçilmesi için hükümet ve devletin mutlak adım atması gerektiğini söylüyorlar. Yapmış oldukları 9. Kongrelerinde gerillayı geri çekme yürüyüşünü durdurma noktasında derin tartıştıklarını belirten PKK ve KCK yetkilileri devletin, ama daha çok da hükümetin oyalama ve yeni süreci kendilerini tasfiye etme amaçlı olarak kullanma taktiğine karşı oldukça öfkeli olduklarını da vurgulamak gerekiyor. KCK’nin 9. Kongresi hem barış ve PKK önderliğinin yürütmüş olduğu süreci değerlendirme, hem de devlet ve hükümetin adım atmaması durumunda yapılması gereken yol haritasını tartışıp önemli kararlara ulaşan bir kongre olmuştur. Devlet ve hükümetin, KCK’nin 9. Kongre kararlarını doğru okuyup doğru yorumlayacağını umarız.