
Gürer, Aachen Barış Ödülü’nü akademisyenler adına aldıktan sonra gazetemizin sorularını yanıtladı. Barış Bildirisi ile başlayan ve akademiden tasfiyeye kadar varan süreci değerlendiren Gürer, özetle şunları söyledi:
Devletin cephe gerisi temizliği
Devlet, Kürdistan’da savaş başlayıp insanlar sokak ortasında katledilmeye başladığında cephe gerisini temizlemeye çalışıyordu. Toplumdan ses çıkmamasına özen gösteriyordu. Toplumun, Erdoğan’ın yürüttüğü bu savaşa tek sesle destek vermesini istiyordu. Gerçekten de o süreçte fazla ses çıkmıyordu. Bizler savaşı; katliamları, insan hakları ihlallerini, sokağa çıkma yasaklarını görmezden gelemezdik, seyirci kalıp izleyemezdik. Bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük. Aslında en hafif ve basit olan şeyi; yani imza kampanyasını organize ettik. Aslında bizlerin daha fazlasını yapabilme cesareti de yoktu. Sokakların halini hepimiz biliyorduk. Sokağa çıktığımızda ya bomba patlıyor ya da polis saldırıyordu. Bildiriyle kamuoyuna bir deklarasyon sunmak istiyorduk. Amacımız sessizliği bozmak ve hükümetin savaş politikalarını boşa çıkarmaktı. Bunun bilim insanlarından geliyor olması ve meşruiyeti, Erdoğan’ın savaş politikaları suçüstü yakaladı. Ana akımın söylemini ters yüz eden bir şeydi. Kısa devre yaptıran bir durumdu. Aslında yaptığımız çok basit bir şeydi.
Akademisyenlere karşı cadı avı
AKP, cadı avıyla akademisyenlere baskı uyguladı. Bütün üniversitelere doğrudan talimat vererek, hiçbir hukuki karşılığı olmayan iddialarla bizi suçladılar. Uzun süredir işleyen bir hukuk olmadığını zaten biliyorduk. Hukuka güvenip adalet beklentisi içinde olmadık. Nişantaşı Üniversitesi’den toplu bir şekilde çıkarıltılan ilk bizdik.
Aydınlar terk ediyorsa adı faşizm
Otoriter rejimler altından ilk etkilenenler entelektüeller; aydınlar, yazar, çizer kesimi oluyor. Eğer bu gruplar çıkıyorsa o ülkede net bir şekilde faşizm var diyebiliriz. Şu an Türkiye’de bulunan okur yazar kesimin büyük bir bölümü ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Bunu başarabilecekler var ama başaramayacaklar da var.
Devlet icraatlarıyla mesaj veriyor
Devlet bir bütün olarak Kürt Hareketi’ne karşı gücünün yettiği yerden cevap veriyor. Gazetelerin kapatılması, gazetecilerin tutuklanması da PKK’ye yani gerillaya verilen bir mesaj bence. ‘Sen benim üzerime bu kadar gelirsen benim yapabileceğim şeyler var. Gidip düğünde bomba da patlattırırım, gazeteyi de kapatırım. Dolayısıyla benim savaş enstrümanlarım seninkinden daha gelişkindir’ diyor. ‘Ben PKK’nin eylemlerini askeri gücümle durduramıyorum, azaltamıyorum. Buna bir sınır çekemiyorum‘ Çünkü eylemler çok ciddi boyutlarda. Bütün karakollar yerle bir ediliyor tonlarca bomba yüklenmiş araçlar patlatılabiliyor. Buna ilişkin önlemler alınamıyor. Devlet bunu engelleyemiyor. Dolayısıyla gücünün yettiği bir alan bulmaya; bunun üzerinden başarısızlığını örtbas etmeye çalışıyor.
REHA SARI / HABER MERKEZİ
Mücadele etmek lazım
Barış Bloku’ndan Prof. Gençay Gürsoy, “Avrupa baskısı, dünya baskısı bu gidişi önler” diye bir iyimserlik içinde olmadığını, mücadele etmek gerektiğini söyledi.
7 Haziran’dan beri bütün muhalifler davalarla ve tutuklamalarla sindirilmeye çalışılıyor. Gençay Gürsoy da demokratik muhalefetin içinde barış mücadelesini sürdüren isimlerden. Dolayısıyla hem açılan davaları var hem de tutuklanma ihtimali olan biri. Prof. Gürsoy, sorularımızı yanıtladı. Ne yazık ki dünyada Türkiye’ye benzer rejimlerin yaşama şansı bulduğunu örneklerle anlatan Prof. Gürsoy, “Avrupa baskısı, dünya baskısı bu gidişi önler” diye bir iyimserlik içinde olmadığını söyledi. Prof. Gürsoy, “Mücadele etmek lazım. Kendiliğinden olmayacak. Türkiye’de demokrasi ve barıştan yana olan güçler yan yana gelip bir alternatif oluşturmadığı sürece bu işler sürecektir. Türkiye’nin tek şansı Kürt halkı gibi deneyim geçirmiş, bir sürü mücadele vermiş, pratiği olan bir halk var. Artı uzun zamandır muhalif kesimin içinde yer Aleviler var. Artı Türkiye’de Gezi’yle kendini gösteren bir mücadele, bir direniş eğilimi var” dedi.
Türkiye’de Fırat’ın batısında bir direniş geleneği olmadığını hatırlatan Prof. Gürsoy, şunları söyledi: “Demokrasi bu topluma verildi. Kendi mücadelesiyle kazanmadı. Bu bakımdan ne pratiği buna müsait, ne direniş gücü buna müsait. Son darbeye karşı bir direniş olduğu ifade ediliyor. Evet, oldu hakikaten. ‘Toplumsal tepki nedeniyle darbe girişimi önlendi’ de diyemeyiz. Kendi içlerindeki çelişkiyle bu önlendi. Ama bu da bir tecrübedir. Her şeye rağmen bu güçler yan yana gelip inatla bir alternatif oluşturma konusunda çabalarını sürdürürlerse eninde sonunda bir iktidar alternatifi çıkar diye düşünüyorum.”
ERDAL ALIÇPINAR/AACHEN