Yasağın kalkmasına rağmen askeri yığınak ile fiili kuşatmanın sürdüğü ilçenin sokak ve caddelerinde devam eden zırhlı araç hareketliliği ve tacizlere rağmen duruşunu koruyan Cizîr, Mehmet Tunç’un, “Bu halk diz çökmedi, diz çökmeyecek” sözünü doğruluyor. 

Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde ilk “sokağa çıkma yasağının” ilan edildiği 4 Eylül 2015 tarihinden bu yana 8 ay geçti. Yasakla başlayan ve 9 gün süren sıkıyönetim uygulamaları ile devlet, hiçbir hukuk ve kural tanımadan çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden 21 kişiyi soykırım saldırıları sonucu katletti. Günlerce yaşatılan vahşet ve katliamlara rağmen mücadeleci duruşundan geri adım atmayan Cizîr, bu kez 14 Aralık’ta ilan edilen ve 79 gün süren vahşete tanıklık etti. Dört bir tarafı tank ve toplarla kuşatılan Cizîr, en ağır savaş argümanlarına karşı çıplak bedenlere karşı koyarak bir kez daha tarihe not düştü. 

Dünyanın en güçlü ordularından biri olan Türkiye, ilçeye sevk ettiği on binlerce askeri ve teknolojik ağır savaş araçlarına karşı ferdi silahlarla direnin bir avuç gencin direnişi ile adeta dumura uğradı. Buna karşı uluslararası hukuk kurallarını Cizîr’de çiğneyen Türkiye, Cudi Mahallesi’ndeki “bodrum”larda 100’ün üzerinde sivili tüm dünyanın gözü önünde yakarak yaşattığı vahşettin ardından “Cizîr temizlendi” naraları ile “zafer”ini kutladı. 


Cizîr’deki korku tablosu: Arama noktaları

Yasağın kalkmasına rağmen fiili kuşatmanın sürdüğü Cizîr sokakları, adeta devletin korkusu haline gelmiş durumda. Bu öyle bir korku ki, Cizîr’e girişte en az 3 arama noktasıyla başlıyor, sonra Cizîr sokak ve caddelerinde devam ediyor. 

Polis arama noktalarının ardından girebilinen Cizîr’de yasak saat 21.30’da başlayıp 4.30’da sona eriyor. Gün boyu, Cizîr sokak ve caddelerinde eksik olmayan Türk bayraklı “akrep” ve “kobra” tipli zırhlı araçlar ile Ural ve TOMA’lar, yasağın başlamasıyla kendini daha da bir hissettiriyor. Öyle ki, araçların gürültüsünden bazı geceler uykusuz geçebiliyor. Ses o kadar şiddetli ki bununla da yetinmeyen devlet güçleri, bazen de aracın kapısını açıp kapayarak adeta psikolojik şiddet uygulamaktan da geri durmuyor. 


Mahallelerde zırhlı araç tacizi! 

Devletin şiddeti bununla sınırlı değil. Özellikle, katliamın gerçekleştiği Cudi, Nur, Yafes ve Sur mahallelerinde, gün boyu turlayan zırhlı araçların içindeki polisler kendince “yabancı” gördüklerini durdurup kimlik kontrolü yapıyor. Kimlik kontrolü yapmazsa dahi arkanızdan gelip “gücünü gösterircesine” taciz ediyor. 

Devlet, Cizîr’de her ne kadar “gücünü göstermeye” çalışsa da bu duruma aldırış etmeyen Cizîrliler, kuşatmaya rağmen günlük yaşamını sürdürme de kararlı. Cizîr’in en işlek caddesi olan Orhan Doğan Caddesi üzerinde satışını sürdüren dükkanlar, özellikle katliam ve yıkıntıların gerçekleştiği mahallelerde zırhlı araçların tacizine aldırmayan kadınların kapı önündeki sohbetleri ve yasak sürecinde bile çocukların eksik olmadığı sokak görüntüleri, yapılan askeri yığınağa rağmen tablonun gerçek yüzünü gözler önüne seriyor. 


‘Hani nerede insanlık...’

Daha 3 ay önce yaşadıkları onca acı ve “vahşet” görüntülerine rağmen dışarıdan gelenleri şaşırtan kent tablosu, Cizîr Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un “Bu halk diz çökmedi, diz çökmeyecek” sözünü doğrular nitelikte. Evet, Cizîr halkı devlete diz çökmemiş ancak, kırgın, hüzünlü ve onurlu. Kırgın; başta Türkiye’deki tüm halklara, Avrupa’ya, Birleşmiş Milletlere... Evine gittiğimiz Mehmet Tunç’un babası Ahmet Tunç, “Hani nerede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, nerede Birleşmiş Milletler, nerede bu insanlar” diyerek haklı sitemini dile getirdi. Gittiğimiz her evde acı ancak bir o kadar devlete öfke hakim. Devletin yıktığı binaların enkazında oynayan çocuklara bakıp iç geçirerek, “Keşke hep çocuk kalsak” diyeninden tutalım da “Bu devletin vatandaşı olmamak için kimliğimi yırtıp atacağım. Ama buradan da gitmeyeceğim”, “Devlet, bize katliam yaşattı”, “Devlet bunun hesabını verecek” diyenine kadar... 


‘Devletten bir şey istemiyoruz’ 

Soykırım saldırılarının gerçekleştiği mahallelerde, yıkılan binaların enkazları kısmen kaldırılmış olsa da kimi yurttaş tahrip edilen evin inşasını sürdürürken kimi yurttaş ise kimi vahşetin izlerini taşıyan evlerinde yaşamını sürdürmeye devam ediyor. 

Mahallelerini “kentsel dönüşüm” projelerine kurban etmemede kararlı olan Cizîrliler, her şeye rağmen yaşamı birlikte yeniden örerek veriyor. Devletten hiçbir şey istemediklerini belirten Cizîrliler, devlet güçlerinin ilçelerinden gitmelerini istiyor.


Duvarlardaki direnişin izleri...

Soykırım saldırılarının gerçekleştiği mahallelerde, direnişin izleri de henüz silinmiş değil. Devlet güçlerine karşı direnirken yaşamlarını yitirenlerin isimlerinin bulunduğu duvarlardaki ırkçı yazılamalar Cizîrlilerin el birliği ile siliniyor. 

Devletin “korkusu” olmayı sürdüren Cizîr, “korkusuzluğuyla”, adeta, “diz çökmedik” mesajı veriyor. 


ZUHAL ATLAN