MHP’de muhaliflerle parti yönetimi arasındaki kurultay tartışması ciddi detaylar taşımaktadır. Zira burada yönetim çekişmesinden çok olgusal bir çöküşün ilanı öne çıkıyor. Türk milliyetçiliği olarak baskılanan ancak esasında devletin hazır kıtası olarak tahkim edilen bu akım, Türkiye’nin yaşadığı toplu yörünge iflası içinde kendi payına düşen açmazla karşı karşıyadır.
Tarihi nüansı Osmanılı işgalciliği ve kemalist pragmatizmle harmanlanan Türk milliyetçiliği son yarım asırdır devletin arka bahçesi ve dönemsel kullanımıyla iş görüyor. Esasında ülkücülük, CKMP, MÇP, MHP’yle siyasal ve milliter olarak kümelenen bu akım, devletin siyasal sahnesi olduğunu bizzattihi bu yapıların eylem tercihleriyle ispatlamıştır.
Kemalizmin milliyetçiliği ilkesel olarak benimseyişi, bunu sosyal, bürokratik, kültürel, idari hatta ekonomik bir strateji olarak CHP nezdinde devlet desteğiyle manipüle edildiği ilk yarım asırdan sonra, iç politik düzlemdeki şovenizm hinterlandı CKMP’den başlayarak ayrı örgütlendirilmiştir.
1950’den sonra dış politik eksenin rotasyonu ile beraber milliyetçilik üstü örtülü bir şekilde CHP’nin ideolojik hedefinden alınarak CKMP ve türevleri üzerinden daha paramilliter örüntülerle işlevsel kılındı. Bu kriminal yapılanmanın iç ve dış ayrışımı operasyonel ve fikri olmak üzere de tahkim edildi.
68 kuşağının dünya genelinde yarattığı sol dalga karşısında, bu yapıların milliter ve komplovari teşkilatlandırılışının iç ve dış bağlaşıklarının siyaseti belirleme hacmi darbe serisi, kitle katliamı, suikastlerle devlet lehine sonuca oynamaları bu tahkimin dayanakları olarak tarihe geçti. Türk siyasetinin yeraltı ve yerüstü yöntemler arasında gidip geldiği bu süreçler milliyetçiliğin kent ve taşra arasında toplumsal ayar biçimi olarak kullanılmasının da başlangıcına tekabül eder.
Bu ayar biçimi milliyetçiliğin her dönemde devletin refleks ve ihtiyacına göre konumlandırılmasına ve sivil toplum bağının da sıcak tutmasına yaradı. İslamcılık ve milliyetçiliğin devlet eliyle toplumsal yayılmaları, günümüzde de birleşmeleri bu ayarın tezahürüdür. Keza ikiside devletin arka bahçesinde ekilen ve değeri hep konjonktürel olarak belirlen şeylerdir.
Nihayetinde 80’den sonra her iki olgu anayasal dönüşüm ağlarıyla siyasal hatta dahil edilmiş ve kriminal örüntüleri yeni dünya düzenine paralel olarak tasarlanmıştır. Kürt hareketinin askeri ve siyasi genişlemesi karşısında Türkeş’in kitlesel ve bürokratik konumu yeniden dizayn edilerek siyasi yasak sonrası Erbakan’la ittifak yaparak parlamentoya girme girişimleri aslında bugünkü AKP ve MHP’nin kodlarındaki devlet ayarının da üçüncü denemesi saymak yerinde olacaktır. Keza Türkiye’de ne islamcılık dini bir imtinaya, ne de milliyetçilik özgün bir ilkeselliğe aittir.
Türk egemen yapısı uzun uzadıya Kürdistan’da savaşı sürdürken bütün psikolojik, askeri ve kriminal ağlarını bu iki yapı üzerinden sürdürmüş, din, vatan millet ambalajlarını pazara sunarak kendi faşizan karekterini sürdürmüştür.
Bugün için MHP’nin siyasal varlık olarak parlamentoda konumlanması ve sahaya sürülmesi aynı zamanda Kürt sorunun, devletin tüm kamusal varlık alanını zorlayışına tekabül eder ki, bu tekabül çok geniş katmanlı çözümleri dayatmaktadır. Bu açıdan MHP’de yaşananları salt iç çekişme, ya da Devlet Bahçeli’nin AKP’ye yaslanmasıyla izah edilemez. Bugün artık dış dengeler bağlamında milliyetçilik kartının içte görebileceği fazla iş kalmamıştır. Keza toplumsal çelişki ağları farklılaşmış, milliyetçilik bir soğuk savaş hurdalığı olarak beklemeye alınmıştır.
Geldiğimiz küresel düzlem ekseninde islamcılıkla milliyetçiliğin ilkel ve çağdışı kırıntıları Türkiye’de korkularını iktidarda tutmaya çalışarak, biraz tutunma gayretindeler. Oysa küresel arz en çok onları vurmaya devam edecektir. Devletin devletle imtihanı ergeç fire verecektir.