Gazete Şûjîn kapatılmadan birkaç gün önce sevgili Beritan Canözer, Surlu çocukların “çocuk oteli” inşaatına dair sevimli bir haber yaptı. Haberde Geylani adlı çocuk ve arkadaşları “yasak”lara tepki göstererek kendi çocuk otellerini yapmaya girişmiş. Çatı yerine şemsiye ile korunacak bir otel bu ve asla yetişkinler giremeyecek. Bir duvarın dibine parke taşlarını döşüyor Geylani ve o küçük elleri harç karmakta da pek bi mahir, görüyoruz.
Kararlı bu çocuklar. Ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Haliyle neyi istemediklerini de...
Gazeteci arkadaşım Fuat Yaşar’ın çektiği bir karede polis araçlarının arasından sabah çayı için su almaya giden bir kadının yalnızlığı var, ardından Geylani’nin öfkeyle kardığı harç..
Beritan haberini bitirirken bu kararlılığa işaret ediyor ve “devletin korktuğu çocuklar” diyor, Geylani şahsında.
Sur Platformu sosyal medya üzerinden çığlık atıyor. Başka mecra kalmadı insanlara seslerini duyurabilecekleri çünkü. Sur’da oturma eylemleri, Hasankeyf’e kendini zincirlemeler... Hepsi çok naif, hepsinin arkası rüzgarsız, dayanaksız. Tüm bu kararlılığına rağmen savunucuların, Sur lime lime ediliyor, Hasankeyf parçalanıyor. Her iki yerin yaşanmışlığı var, binlerce yıla tanıklığı ve onbinlerce çocuğun cıvıltısı besliyor o duvarları, kayaları...
Bir canlının vahşice ölümü izlettiriliyor bize. Daha önce izlediklerimiz gibi. “Suuuuu” diyerek katledilen kızımızdan bir farklı, bu canlı yerlerin dili yok! Kayalar bağıramıyor, duvarlar haykıramıyor “yardım” diye. Karşı koyacak olanlar çoktan çekildiler köşelerine. Malum hayat gailesi... Herkesin düşünmesi gereken bir ailesi var, geleceğini kurmakla görevli olduğu çocukları. Anısız kalmış çocuklar, travma yaşamışlar ne gam! Geylani bir otel inşa ediyorsa çocuk elleriyle, şemsiyeden çatısı olacaksa o otelin ve sadece çocuklar girebilecekse oraya, bilmeliydik, bu çocuklar çok yalnız... Aileler konuşmuyor çocuklarıyla, fikirlerini merak etmiyor, ne düşündükleriyle ilgilenmiyorlar. Çocuklar devletin iğdiş ettiği yaşamlarına kendi dillerince cevap vermeye çalışıyorlar duvar diplerinde. Bilmiyorum tabi, Hasankeyfli çocuklar, hele de Hasankeyf’in tarihçesini ezbere alan o cıvıl cıvıl çocuklar şimdi nerede, ne yapıyorlar? Eski evlerinin tam karşısına inşa edilen boya kokulu konutlara mı geçtiler, yoksa denk edilmiş yatakların yüklendiği kamyon kasasında başka kentlerin varoşlarına mı? Nerelisin diye sorulacak gittikleri yerde ve “neden geldiniz?” sonra... Hasankeyf’i anlatacaklar teneffüste arkadaşlarına. Nasıl bir tarihin içinde doğduklarını ve 12 bin yılın bir dinamitle nasıl sıfırlandığını. Kolay matematik!
Kendi dünyalarında içleri çekilmiş bu çocuklardan korkuyor devlet. Korksun da... Onlar yalnızlığın ne demek olduğunu ana sütüyle beraber emdiler. Eh, o yalnızlığın çoğala çoğala kalabalığa döndüğü zamanlara evriliyor yaşları. Bugün bir duvar dibine otel inşa ederler, anaları son çay suyunu toma’ların arasında almaya giderken. Yarın geleceklerini inşa ederler aynı kararlılıkla, bugünkü fotoğrafı asılı tutup başuçlarında.
Sonra bu çocuklar niye öfkeli, diye soruyorlar ya...
Otel inşa ediyor canımın içleri, harç karıyorlar, hava da bir hayli sıcak ve yasaklara rağmen yarınları kurgulamaktan vazgeçmiyorlar.
Daha ne yapsınlar!
Sur’un çocukları taş üstüne taş eklemeyi öğrenmiş!
Büyük mutluluk...
