
AKP’nin ve Türkiye cumhuriyeti devletinin bu yanılsamanın sürdürülmesi için gerekçeleri vardır, ancak Türkiye toplumu buna kanamaz, ortak olamaz. Eğer Türk ve Kürt halkları arasında ortak bir yaşam örmek ve bunu eşitlikçi, özgürlükçü kılmak istiyorsak geçmiş ile hesaplaşmak, helalleşmek durumundayız. Bunu yapmadan ortak ve barış içinde bir gelecek kurgulamamız mümkün değildir. Gerçek bir demokrasi ise ancak geçmişle yüzleşme ve bunun gereklerini yerine getirme temelinde gerçekleştirilebilir.
Her mezara on iki kişi…
Türkiye İnsan Hakları Derneği 21 Eylül 2011 tarihinde yaptığı açıklamayla Türkiye’nin bir büyük utancını daha ortaya döktü. Açıklamaya göre; 1989’dan günümüze kadar tespit edilebilen 253 toplu mezarda 3248 ceset bulunmuş. Her mezara on iki kişi…
Kürt halkının otuz beş yılı aşan son direniş sürecinde kırk bine yakın insanın öldüğü ifade ediliyor. Bunların yarıya yakınının mezarı bilinmiyor. Yarıya yakını bir mezar taşından yoksun ve bunların neredeyse tümü Kürtlerden oluşuyor. Kürt soykırımının sürdürüldüğü cumhuriyet tarihi boyunca özellikle direniş süreçlerinde devlet güçlerinin toplu mezarlara gömdüğü on binlerce insandan bahsedilmektedir. Ancak Türkiye yıllarca toplu mezar gerçeğini inkar etmiş, bunun için adli, idari ve askeri kurumların yanı sıra medya ve üniversiteleri yine diyanet gibi kuruluşları etkin olarak devreye sokmuş, Kürt soykırımının bir ayağını da bu tür belleksizleştirme operasyonları oluşturmuştur.
‘29 Kürt isyanı’ndan bahsediliyor. Son isyanın neden durmadığı, neden sonuçlanmadığı, Kürtlerin neden direnmeye devam ettiği sorulup duruluyor. Bunlar anlamlı sorular, ancak yanıtları doğru verilmediği için büyük bir anlamsızlık kümesi oluşturuyor. “Toplu mezar” kavramı insanın tüylerini ürpertecek bir kavramdır. Adeta yaratılan kakofoni ve histerik milliyetçi söylemler arasında toplu mezar, yargısız infaz, köy yakma, gözaltında kayıp, tecavüz, işkence gibi sarsıcı kavramlar eritilip tüketiliyor ve anlamsızlıklar dehlizine savruluyor.
Bu durum Türkiye’de yeni çelişki ve çatışmaları körüklemenin dışında hiçbir şeye hizmet etmiyor. Kürt halkı ve demokratik kamuoyu bulunan toplu mezarların gizli tutulanların onda biri bile olmadığını biliyor. Bu boş bir iddia, öylesine dile getirilmiş bir oran değil. Çünkü bu devletin utanç abideleri olan ve yerlerini henüz bulamadığımız, bilemediğimiz o mezarlarda yatanlar Kürt halkının çocuklarıdır. Babaları, ablaları, kardeşleri, dayıları, yeğenleri oralarda yatan milyonlarca insan herkesten ve her şeyden çok bu mezarlara kulak vermektedir.
Mağaralar insan kemikleriyle dolu
Kürdistan katliam öyküleriyle büyümüş nesiller diyarıdır.
Toplu mezarlara ilişkin verilen rakamlar sadece son direniş sürecine aittir. Türkiye’de daha önceki soykırım süreçlerine ve bu süreçlerdeki toplu mezarlara dönük bir çalışma şimdiye kadar yürütülmemiştir. Tüm Kürtler bilmektedir ki Kürdistan’ın neredeyse her tarafı toplu mezarlarla doludur. Bunların çoğu bir çukur açılarak katledilenlerden oluşurken birçoğu orta yerde bırakılmış, zamanla ve geriye kalanların çabalarıyla üzerleri örtülmüştür. Dersim’de 1937-38 sürecinde gerçekleştirilen soykırım harekatında Zini Gediği’nde topluca öldürülen 97 kişinin kemiklerinin hala gömülmeyi beklediğini belirtilmektedir.
Şeyh Sait isyanından bu yana gelişen Kürt isyanlarında katledilenlerin özellikle isyana önderlik eden kişilerin mezarları devlet tarafından gizlenmektedir. Birçoğunun cenazesi bilinçli olarak yok edilmiştir. 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve 11 arkadaşı tanıkların anlatımlarına göre Elazığ’ın Gorav mıntıkasında Avşeker denilen bir bölgede yakılmışlardır. Eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil 1986 yılında yaptığı bir röportajda Dersim katliamıyla ilgili şunları anlatmaktadır;
“Neticeyi söylüyorum bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaların kapısının üzerinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu, Dersim davası da bitti.”
Bir araştırılsa Kürdistan’ın toplu mezar olmayan hiçbir parçasının olmadığı; Kürdistan’ın dereleri, akarsuları, mağaraları, vadileri ve uçurumlarının insan kemikleriyle dolu olduğu görülecektir. Katliam hikayeleriyle büyümüş nesiller diyarıdır Kürdistan. Bunlar açılsa, aydınlatılsa, bunların Kürt halkının bağrında ve belleğinde açtığı yaralar tedavi edilseydi son Kürt direnişi gerçekleşmez, kırk bin insan ölmez, yeni toplu mezarlar kazılmazdı. Yeni faili meçhuller, yeni yıkımlar ve travmalar yaşanmazdı. Bu yapılmadığı için sayısı daha şimdiden, daha şimdiden diyoruz çünkü toplu mezar gerçeğini dile getirmek bile yakın zamana kadar vatan hainliğiyle eş değerdi ve “terör örgütünün” propagandasını yapmak gibi bir suç fiili olarak değerlendiriliyordu. Günümüzde yüzlerle ifade edilen yeni toplu mezar vakalarıyla karşı karşıyayız.
Oy Newala Qasaba oyy…
Toplu mezar gerçeği, Türkiye’nin gündemine ilk kez 1989’da girdi. Siirt’e bağlı Newala Qasaba’da (Kasaplar Deresi) çok sayıda ceset bulundu. Kürt tarihine ilk kurşun olarak geçen 15 Ağustos atılımının büyük komutanı Mahsum Korkmaz’ın da aralarında bulunduğu onlarca gerillanın cesetlerinin buradaki toplu mezarlara gömüldüğü halk tarafından biliniyordu. Ancak korkuların kırılıp halkın sesini yükseltebilmesi için aradan beş yıl geçmesi gerekti. Sonra araya 90’lı yıllar girdi ve ikinci toplu mezar vakasının ortaya çıkması için epey bir zaman geçmesi gerekti.
5 Temmuz 2002 tarihinde Batman’ın Sason İlçesi’ne bağlı Heybeli Köyü Mezrası’nda ikinci toplu mezar ortaya çıkarıldı...
Üçüncü vaka Kulp’da yaşandı. 11 Ekim 1993’te Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde gerillaya yiyecek temin ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan ve bir daha kendilerinden haber alınamayan 11 köylünün kemikleri on yıl sonra Ocak 2003 tarihinde bölge halkı tarafından bulundu. Kulp’un Alaca Köyü mezrasındaki toplu mezardan çıkan kemikleri inceleyen adli tıp, kemiklerin kaybolan köylülere ait olduğunu saptadı. Sonra arkası geldi. Dersim, Şırnak, Siirt, Bitlis, Van, Bingöl, Hakkari, Diyarbakır, Batman başta olmak üzere Kürdistan’ın her yanından toplu mezar haberleri gelmeye başladı.
Tutanakların anlattıkları…
Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi sonucu devletin bu insanlık dışı icraatlarının üzeri örtülemedi. Boyun eğmeyen, çocuklarını ve onların şahsında geleceğini sahiplenen Kürt halkı her yanı cesetlerle doldurulan toprağı kazmaya başladı. Kürdistan’ın her yanından adeta toplu mezar ve bu mezarlardan kolu bacağı, kafası, eli olmayan, hunharca katledilmiş, cenazeleri parçalanmış cesetler fışkırmaya başladı. Ve konu ağır ağır da olsa kamuoyunun gündemine girdi. Görsel medya es geçse de yazılı basın böylesi konulardaki oto sansürünü yavaş yavaş aşmaya ve konuya sayfalarında yer vermeye başladı.
Radikal gazetesinin 10 Ağustos 2011 tarihli haberinde Dersim’de üç ayrı toplu mezardan çıkarılan cesetlerin bazılarının kafataslarının bulunmadığı, bazılarının kol bacak gibi uzuvlarının eksik olduğu, çoğunun kemiklerinin kırık olduğu belirtiliyor. Tutanaklardan yansıyan bazı bilgiler şöyle:
“A-1 NO’LU MEZAR: Bir tabut ya da kefen içerisinde bulunmayan kemiklerin incelemesinde; sol elin olmadığı.
A-2 NO’LU MEZAR: Kafatasının sol göz boşluğunda 0.5 cm çapında defekt olduğu.
A-3 NO’LU MEZAR: Sağ kürek kemiğinde kırık olduğu, kuyruk sokumunun boydan dikey halde orta hattan ayrıldığı, uyluk kemiğinin kırık olduğu.
A-4 NO’LU MEZAR: Kol ve bacak kemiklerinin bulunmadığı, omurların kırık olduğu....”
Tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla; cesetler gelişigüzel, üst üste, tabuta konulmadan ya da kefene sarılmadan gömülmüştü. El, kol, bacak, kafa, vücudun bir bütün alt tarafı ya da üst tarafı gibi çeşitli uzuvları eksikti. Açılan mezarlardan çıkarılan kemiklerin çoğunun yanında kıyafet kalıntıları, saç tokaları vb. bulunuyordu. Yine mezarlardan tutanaklara yansıyan verilere göre öldürülen gerillaların çoğu ya yaralı yakalanıp ağır işkenceler sonucu öldürülmüş ya da ele geçen cesetleri parçalanmıştı. Açığa çıkarılan toplu mezarlardan sadece birine ait bu tutanak bilgilerinin ortaya koyduğu devlet yaklaşımının, diğer tüm toplu mezarlar için de geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Toplu mezarlara ilişkin çarpıcı bir nokta da, askeri karakolların yakınlarında veya içlerinde olmalarıdır. Dersim’in Çemişgezek ilçesi ‘Gözlü çayır mevkiinde, Şemdinli’de, Bingöl’ün Genç ve Yedisu ilçeleriyle, Bitlis’in Mutki ilçelerinde ortaya çıkan toplu mezarlar askeri karakolların ya bahçesinde ya da hemen dışında gözetleme kulelerinin dibinde bulunuyor.
Sorgusuz sualsiz…
Kürdistan’da yürütülen kirli savaşta sadece gerillalar hedef alınmadı, gerillaya yardım ettiği düşünülen köylüler, milis olarak değerlendirilenler, koruculuğu kabul etmeyenler, yurtsever ve PKK yanlısı olarak görülen aydın, yazar, akademisyen, siyasetçi, gazeteciler de hedef alındı. Daha sonra on bin silahlı elemanı olduğu itiraf edilen JİTEM, Çiller döneminde kurulan özel ordu güçleri, özel harekatçı polisler, komandolar, korucular, Hizbulkontra denilen güçler Kürt halkının üzerine salındı. Ordunun on binlerce askerle yürüttüğü operasyonların yanında bu savaş güçlerinin sorgusuz sualsiz katlettiği insanların birçoğunun akıbeti hala bilinmemektedir. Kayıp gerçeği de toplu mezar gerçeği gibi bir Türkiye klasiğidir. Akıbetleri bilinmeyenlerin cesetlerinin çeşitli biçimlerde –yakılarak, kuyulara atılarak, asit kuyularında eritilerek, toplu mezarlara gömülerek- kaybedildiği artık sır değil.
AKP iktidara geldikten sonra sadece devletin olanaklarını ve imkanlarını devralmakla kalmadı, onun birikmiş tüm gayri insani, gayri hukuki, gayri ahlaki yöntem ve politikalarını da devraldı. Baskıcı, inkarcı, imhacı, tekçi klasik Türk devlet anlayışının bağnaz bir temsilcisi oldu. Bunu Kürt sorunu, Alevi sorunu, emek hareketi, düşünce ve ifade özgürlüğüne yaklaşımı, bağımsız yargı, örgütlenme hakkı, demokratik anayasa gibi temel sorunları ele alışında açık bir biçimde ortaya koydu.
Dolmabahçe görüşmeleri…
Toplu mezar vakalarının Türkiye’nin gündemine girdiği 1989’dan bu yana iktidara gelen diğer hükümetler gibi, AKP de sorunu görmezden duymazdan gelme, üstünü örtme tutumu içine girdi. 2007 yılında, dönemin Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt ve Başbakan Tayyip Erdoğan arasında yapılan Dolmabahçe görüşmelerinde, Kürdistan’da işlenen katliam ve faili meçhullerin gizlenmesi, Ergenekon operasyonlarında bölgenin kapsam dışında bırakılması ve ilerde gündeme gelme ihtimali olan toplu mezarların gündeme getirilmemesi bir devlet politikası olarak kararlaştırıldı. Bu tür çalışmaları engellemek amacıyla devlet kurumlarına genelgeler ve talimatlar gönderildi. Bunların bir kısmı kamuoyuna da yansıdı.
www.navendalekolin.com isimli internet sitesinden yayın yapan Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Özgür Botan’ın bir tanığa dayandırarak verdiği haberde; Hilmi Özkök’ün Genelkurmay başkanı olduğu 2005 yılında ‘Olağanüstü Hal Bölgesi’ sınırları içinde yer alan bütün bölge komutanlıklarına Genelkurmay başkanı imzasıyla gönderilen ‘çok gizli’ ibaresini taşıyan bir talimatta, çatışmalarda öldürülen ve toplu gömülen PKK’lilerin mezar yerlerinin değiştirilmesinin istendiği belirtilmektedir. Emekli bir astsubaya dayandırılan haberde Bölge komutanlıklarına gönderilen talimatta, mezar yerlerinin açılması esnasında, kazı çalışmalarının dikkat çekmeyecek bir şekilde yapılması, gizlilik kurallarına dikkat edilmesi, kazıların rütbeli ve güvenilir askerler tarafından gerçekleştirilmesi ve çıkartılan kemiklerin başka yerlere nakledilmesi istenmektedir.
Katlettikleri Kürtleri dere ağızlarına, yol kenarlarına, çöplüklere gömerken bir gün kimsenin hesap soracağını düşünmemiş olmalılar ki karakolların bahçelerine, yakınlarına toplu mezar kazmakta bir sakınca görmemişler. Ama böyle olmadı. Kürt halkı şehitlerini sahiplenmeden geleceğini sahiplenemeyeceğini görerek harekete geçti. BDP, İHD, MEYA-DER gibi kurumlar öncülüğünde toplu mezarların tespit edilmesi ve açılmasına yönelik kampanyalar başlattı. Bu çalışmalar kapsamında İHD’nin yaptığı açıklamaya göre bugüne kadar 253 toplu mezar tespit edildi ve bu mezarlardan 3248 cesede ait kemikler çıkarıldı.
Çiller’in yaptıklarını Erdoğan gizliyor
Ağırlıklı olarak son on yıl içinde yoğunlaşan bu çalışmalarda devletin belirgin bir engelleyici tutum içine girdiği görülüyor. Toplu mezarların açılmaması, çalışmaların yavaşlatılması, hukuki sürecin ağırlaştırılması, Adli tıp sonuçlarının geciktirilmesi, toplu mezar yerlerinin değiştirilmesi, gizlenmesi, konuyla ilgili açılan davaların zamana yayılması, toplu mezar gerçeğinin kamuoyuna yansımaması için duruşmaların gizlilik kararı alınarak halka ve basına kapatılması bir devlet ve hükümet politikası olarak yürütülmektedir. Çiller, Ağar, Güreş, Kozakçıoğlu’nun yaptıklarını Erdoğan gizlemeye çalışmaktadır ve bu 90’lara benzer yeni bir soykırım sürecinin geliştirilmek istenmesiyle de bağlantılıdır…
Yeşil AKP faşizminin yeni bir kirli savaş sürecinin başlatıldığı bu günlerde toplu mezar olgusu üzerine herkesin bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Hem bir sonuç hem bir nedeni teşkil eden toplu mezar olgusu devlet, kamuoyu ve Kürt halkı açısından önemli dersler içeriyor. Faili meçhul, kayıp, toplu katliam, toplu mezar benzeri uygulamaları Kürt halkına dayatmak öyle kolay olmayacaktır. Demokratik kamuoyu, üzerindeki ölü toprağını atmış ve umut verici bir canlanma sürecine girmiştir. Özel savaş uygulamalarını 90’lı yıllardaki gibi geliştirmek eskisi gibi kolay olmayacaktır. Tam tersi sonuçlar vermesi kuvvetle muhtemeldir. Yine “Arap Baharı” bir de bu yönüyle okunmak durumundadır.
Özel savaşın insanlığa karşı suçları…
Günümüzde de AKP faşizmi savaş kararı alıyor, Kürt halk önderliği üzerindeki tecridi yoğunlaştırıyor, siyasi soykırım operasyonlarını devam ettiriyor ve sınırötesi operasyon hazırlıkları yapıyor. Kürt sorununa ilişkin tasfiye ve inkar dışında bir çözümü olmayan AKP faşizmi yüzünün açığa çıkması ve oyunlarının bozulmasıyla birlikte klasik devlet yaklaşımına sarılmak durumunda kalmıştır. Teknolojik yoğunluk ve ABD desteğiyle eski yol ve yöntemleri deneyerek herkesi sonuç alacağına inandırmaya çalışmaktadır.
Toplu mezar olaylarının devlet ve hükümet tarafından üstünün örtülmeye çalışılması, sessizliğin ısrarla sürdürülmesi, bu konuyla ilgili olarak Kürt Halk Önderliğinin ve demokratik kamuoyunun dile getirdiği ‘Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması ve toplu mezar, faili meçhul, kayıp, köy yakma, işkence gibi toplumsal hafızada derin izler bırakan olaylara yaklaşımı çözüme hizmet edecektir.
Hiçbir özel savaş insanlığa karşı suç işlenmeden yürütülemez. Toplu mezarlar, kayıplar, yargısız infazlar, tecavüzler, işkenceler, köy yakmalar eski özel savaş süreçlerinin insanlık suçları olarak açığa çıkarılmayı ve hesap sorulmayı bekliyor. AKP faşizminin geliştirmekte olduğu yeni özel savaş sürecine, bu sürecin benzer insanlık suçlarına yol açmasına izin vermemeliyiz.
Toplu mezarlar ve toplu mezarlara gömülenler o ebedi sessizlikleri içinden bize birçok gerçeği haykırıyorlar. Her taraftan yükselen sesleriyle hem bir çağrı hem bir talimat gücü olarak kendilerine kulak vermemizi, dikkate almamızı, söylediklerinin gereklerini yerine getirmemizi bekliyorlar. Kendileri için değil, bizim için, gelecek özgür kuşaklar için bize çok şey anlatıyorlar…
ERDAL ERGİN