Yönetmen Ayhan Sarıgöl’ün ‘Kesit’ adlı kısa filmi, Cannes Film Festivali’nin Kısa Metrajlı Film Seçkisi bölümünde yer alıyor. ‘Kesit’ filmi, bir bakıma deryadan bir damlayı aktarma kaygısını taşıyan bir hikaye... Ülkenin herhangi bir yerinde alalade bir lise, o liseden alınan zamansal bir kesit… Bayrak töreni ile okul bahçesinde başlayan, bünyesine uymayanı yine aynı bahçede tam 14 dakika sonra dışlayan kendi halinde sıradan bir memleket esintisi. Kesit, devletin mikro işleyiş biçimini sunuyor.
Filmin yönetmeni Ayhan Sarıgöl, Türkiye’de mühendislik eğitimin ardından 1999 yılında Berlin’de Felsefe ve Sinema Yönetmenliği konusunda eğitim aldı. Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde görsel sanatlar alanında master yaptı. 2002’de ilk kısa filmi ‘Syshiphos’tan sonra ‘Acı-2006’, ‘Unutulmuş Mezar-2008’, ‘Rüzgar Eken-2011’ adlı kısa metrajlı filmleri çekti. Cannes Film Festivali’nde bulunan Ayhan Sarıgöl ile ‘Kesit’ filmi ve çalışmaları hakkında görüştük.

Filminiz adı ile başlayalım sohbetimize… ‘Kesit’ isminin arka planı ne?

Araştırdım, arkadaşlara sordum kesitin Kürtçe karşılığı ne olur diye. Kendim de dille uğraşıyorum. Almanca’dan Kurmanckî’ye (Zazaki) masallar çeviriyorum. Filmin bitiminden sonra Hüseyin Kartal ile görüştüm. Kurmancî olarak ‘pirtik, purtik’ denildi. Son olarak Zazaca ‘Qilm’da kaldık. Qilm yudum anlamına geliyor ve bir bakıma ‘Kesit’ ile örtüşüyor. Şimdilik Kürtçe bir isim vermedik ama film ‘Qilm’ olarak çıkacak.
Bu benim 5. kısa filmim. Filmlerimde günlük yaşam ve toplumsal yapı içinde; olağan, gündelik ve sıradan şeylerin kendi içinde barındırdıkları derinliklerle ilgiliyim. Günlük yaşam içinde çok sıradan gelen şeyler aslında çok derinlik taşıyor. O sıradanlığın arkasına düştüm. Sıradan görünenin, toplumsal bir yapı içindeki yerini ele almak istedim. Bu bilimde de böyledir. Bir parça alırsın onu laboratuvarda incelersin, o parçadan bütün hakkında bir neticeye ulaşırsın. Nasıl sosyal bilimlerde bir anket yapılır ve bu anket bütün hakkında bir bilgi sunarsa, ben de ‘bunu sanatta, yapabilir miyim’ diye sordum. Hayatın sıradanlığı içinden aldığım zamansal bir parça, ait olduğu toplumun ve ülkenin derinliğine denk düşüyordu. Filmin adı bundan dolayı ‘Kesit’ oldu.

Filmde ne oranda kendi yaşamınızın kesiti mevcut?
Avrupa’ya çıktığımda ikinci göçümü yaşadım. Hatta ailemi katarsak üçüncü göç oluyor bu. 1950’lerde köyden kente göç ediyorlar. Kısmen asimile oluyor, anadilleri kendi aralarında kalıyor. Ardından dini ve politik baskılardan dolayı yaşadıkları kenti terkedip, Türkiye’nin batısına gidiyoruz. Üniversiteden sonra bir üçüncü göçü yaşadım. Her göç beraberinde doğal olarak bana yeni bir dil ve yaşamı dayattı. Almanya’da eğitim sonrası yaşama bakış açım değişti. Almanca film yaptım, Almanlarla ürettikçe geriye doğru, kendi sosyolojik gerçeğime bir yolculuk yapmaya başladım. Bu kendi köklerimle ilgilenmemi de birlikte getirdi. Dönüp memleketimde, aslında kendi çocukluğuma ait sıradan bir anımı anlatmak istedim. Bu yalnız benim değil, o ülkede eğitim gören herkesin hayatından geçen bir ‘Kesit’tir. Bu benim çıkış noktam oldu.

Filmin konusundan bahseder misiniz?

Orada işlenen konu devletin mikro işleyiş biçimidir. Osmanlı devlet kültüründe beslenen, jakoben-kemalist iktidar anlayışının devamıdır. Cumhuriyet, çıkışında alternatifti ve muhafazakarlığa karşı politik bir güçtü. Filmde din öğretmeni de Kemalist düşüncenin devam ettiricisidir. Yeni devletin kabuk değiştirmesi, yeni yapının farklı olduğunu göstermiyor. Bu bence devletin tüm kurumlarıyla aynı zihniyetin iki evladı arasındaki taht değiştirme sürecidir. Bu ülkede bulunan ve çoğunluğa dahil olmayanlar için değişen hiçbir şey yok. Maalesef ufukta da buna dair bir umut göremiyorum.

Filmi Amed’de çektiniz. Çekimler konusunda zorluk yaşadınız mı?

Amed’e ikinci gidişimdi. Filmin çekimi için İl Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na müracaat ettim. 4 hafta boyunca filmin çekimine izin vermediler, vermek istemediler. Filmin yapılmaması için bir mekanizma ile karşılaştım. Bu bizi sarstı. Sonuçta devletin izni olmadan Ziya Gökalp Lisesi’nde çekimler yapıldı.
Çekimleri yapmak, biraz tesadüftü, riski göze alarak doğru değerlendirmemle oldu. Hikaye de şu, üçüncü hafta sonunda okulun önüne gidip müdürle konuşmak istedim. Okul müdürü beklemediğim bir şekilde sıcak karşılayarak, ‘Siz TRT’de yayınlanan ‘Umut Çocukları’ programından geliyor olmalısınız.  Çekimlerinize destek için gerekli fax geldi. Hoşgeldiniz. Çekim yapabilirsiniz’ dedi. Bir ara duraksadım. Bunu geri çevirmedim. Filme başladım korkusuzca, sonuna dek, yapmak istediğim şeyin peşini bırakmayıp, gideceği yere dek götürmekte ısrarcı oldum.

Oyuncu kadrosu...
Amed halkının desteği ile gerçekleşen bir proje oldu bu. Özü itibariyle 200’ün üzerinde figüran ve 20 oyuncuyla orta ölçekli bir prodüksiyon oldu. Bu açıdan baktığınızda büyük bütçeli bir film gibi gözükebilir ama oyuncu kadrosunun yüzde 95’i o güne kadar ilk kez kamera karşısına çıkan insanlardan oluşuyor. Kamera arkasında da benzer bir destek söz konusu. Sonuçta bu filmin bütçesi dediğimiz şey halktır. Biz Kürt sinemacıların destek aldıkları tek şey halkın gücüdür.

Cannes Film Festivali’ne katılmanızın gelecekteki çalışmalarınıza etkisi nasıl olacak?
Filmin istediğim şekilde olması, sanat ürününün bu şekilde gündeme gelmesi her sanatçıyı mutlu ettiği gibi beni de mutlu ediyor. Beni festivaller ve ödüllerden ziyade yapacağım bir sonraki filmim ilgilendiriyor. Eğer burada bulduğum ilişkiler bir sonraki projemin gerçekleşmesine yardımcı olacaksa Cannes’dan en mutlu ayrılan yönetmen olacağım. Halkımın el değmemiş hikayelerini sinema diliyle aktarmak boynumun borcudur ve bunun sorumluluğu ile hareket etmekteyim.

Kısa metrajlı film çekmek sizin için bir tercih mi?   
Türkiye ve Kürdistan’da kısa film denildiğinde, bu tür filmleri daha çok amatörler yapıyor gibi bir algı var. Oysa tam aksine, kısa film de en az uzun kadar profesyonel bir alan. Sadece uzun filmler kadar ticari değer taşımadıklarından pek göz önünde bulundurulmazlar. Mesela Almanya ve Fransa’da da kısa metrajlı film kendi başına bir sinema alanıdır. Her uzun metrajlı film yapan belki de kısa filmle ilgilenmiş olabilir. Kısa filmin felsefesi benim için farklı ve değerlidir. Kısa metrajlı filmleri şiir gibi görüyorum. Benim için filmin ne anlatmak istediği önemlidir.

Kürt sinemasına ilişkin ne düşünüyorsunuz?
Kürt sinemasında yeni birçok arkadaş çok güzel işler yapıyor. Modern tekniğin sinemaya girişi, aynı zamanda sinemanın her gün biraz daha demokratikleşmesini de beraberinde getiriyor. Film bir tutku işidir. Emek ve mücadeledir. Kürt sinemasında müthiş gelişmeler görüyorum. Devlet desteği, büyük lobilerin desteği olmadan ciddi bir gelecek vaaden bir Kürt sineması var. Kürt sineması Kürt dilini aşılamalı. Filmler Kürtçe olmalı. Bir Alman Almanca, bir Fransız Fransızca film yapıyorsa, bir Kürt de Kürtçe yapmalıdır. Bir sonraki projemde kendi anadilimde bir köy hikayesini filme alacağım. Çok umutluyum. Çok güzel şeyler olacak. 


DOÐAN BOZTAŞ/CANNES