Tam 148 gündür Kürdistan’ın 18 farklı yerinde devam eden sokağa çıkma yasaklarının bilançosu: 77 insan öldürüldü ve Adalet Bakanının dünkü açıklaması da aynen şu: "Devlet vazifesini yapıyor!" Öyle ya, bu devlet, devlet olalı beri Kürdistan’da büyük katliamların altına imza atarak vazifesini yerine getirmiştir. Şimdi de AKP eliyle, ulus-devlet, büyük cinayetlerin altına imza atarak vazifesinde kusur tanımıyor!

Nedir gerekçeniz?

"Hendek var!"

İyi de o hendekler neden kazıldı oralara biliyor musunuz? Siz savaşı başlattığınız için. Canlı bombalar üzerimize yağarken seyirci kaldığınız için, kılınızı kıpırdatmadığınız için! Kürtleri yeniden inkar ettiğiniz; müzakere masasını devirdiğiniz, yok saydığınız için! Kendi iktidarınız için! Tek devlet-tek millet-tek dil-tek din söylemine yeniden sarıldığınız için! 90’lı yılları kat be kat aşan bir şiddet sarmalına çevirdiniz sokaklarımızı, tarihi mekanlarımızı… 

Seçim sonuçlarını beğenmeyip "400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı" diyen siz değil miydiniz? Şimdi de kalkmış, 5 günlük bebeğe bile "terörist" diyorsunuz! Yaşamını, işlediğiniz siyasi cinayetlerin aydınlatılmasına adayan koskoca bir barış çınarını Dört Ayaklı Minarenin önünde vuran siz değilseniz eğer, katil nerede? Bizim geçmiş hafızamız der ki, bir cinayetin faili devlet ise; korunur! Adına faili meçhul denilir…Savcılık raflarına terk edilir! Bugün, Sevgili Tahir’in katledilmesinin üzerinden 14 gün geçti… Kaygımız odur ki, yine haklı çıkalım! Bir politik cinayeti daha örtbas etmeye çalışıyorsunuz… Biz, bu yılki insan hakları haftasına, Tahir Elçi olmadan girdik. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 67. Yılına girerken, bizler hukukçularımızı, bebeklerimizi, kadınlarımızı, gençlerimizi toprağa veriyoruz. Devletin vazifesi bu mudur?

Antep’in ortasında cirit atıyor IŞİD! Büro da kurmuş; önünde para sayma makinaları, Şengal Katliamı sonrası kaçırdıkları Êzîdî kadın ve çocukları satıyorlar! Suruç ve Ankara’da 135 canımızı, canlı bombalarla katleden IŞİD, elini konunu sallayarak Antep’in ortasında, korkunç bir insanlık suçu işliyor! Soykırım suçu, 4 Ağustos 2014’de Şengal Dağında başlamış; şimdi de Antep’de devam ediyor. 

Peki devletin vazifesi Suriçi'ndeki Sone Ablayı, Nusaybin’de sivilleri, Silopi’de 15 yaşındaki zihinsel engelli Ferhat’ı öldürmek mi yoksa 21. Yüzyıl belası olan insanlığa musallat olmuş çete-örgüt IŞİD’lileri tutuklamak, yargılamak, tüm bağlantılarını ortaya çıkarmak mıdır?

"Palmira’yı yakan IŞİD ile Dört Ayaklı Minare'yi vuran aynıdır" dedikten sadece birkaç dakika sonra ensesinden tek kurşunla vuruldu Tahir Elçi..

Sadece son dört günde Çeşme sahillerine kaç çocuk cesedi vurdu biliyor musunuz? Tam 8 çocuğun cesedi var bu ülkenin kıyılarında…halen de kaç tanesi kayıp bilmiyoruz. Alan Kurdi’den beri bu kaçıncı çocuk katliamı, onu da bilmiyoruz… Bu çocukların hepsi Suriye’deki savaş yüzünden öldü… Suriye’deki savaşın değirmenine su taşıyan herkes, sahile vuran çocuk bedenlerinden sorumludur…

Evet, insanlık ailesi bu haftayı, İnsan Hakları Haftası olarak kutluyor: Biz de yıldönümleri artık kutlama değil; anmalara dönmüş durumda…İstisnasız her gün bir kadın bir erkek tarafından öldürülüyor. Sokağa çıkma yasakları altında zulmün ger türlüsü yaşatılıyor, gencecik fidanlar, bebeler, yaşlı dedeler düşüyor toprağa.

Evet, "insan, doğuştan getirdiği haklarla birbiri önünde eşittir" diyor Beyanname. 

Bu sokaklardaki halk, onuru için, hakları için direniyor.

Zulmün olduğu heryerde direniş vardır ve meşrudur!

Devlet, bu halkı vatandaşı olarak görmeyip ona düşman hukuku uyguladığı sürece "vazifemi yapıyorum" demeye devam edecektir.

Yeni bir sayfa, devletin vazifesinin artık insan öldürmekten çıkıp, Kürtlerle onurlu bir barış yapmasıyla açılacaktır. 

Sadece onurlu bir barış…