
Sakık, yargı kararları ve devlet operasyonlarından örnekler vererek, Kürtlere karşı sömürgeci hukuku uygulandığını söyledi. “Bakın, sadece hukuk değil siz sistem olarak da ayrımcısınız, bölücüsünüz, tekçisiniz ve ırkçısınız” diyen Sakık, Türkiye’nin bütün kurumlarını tek tek tek araştırdığını belirterek, şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesi arasında tek bir Kürt ve Alevi yoktur. Hakimler ve Savcılar Üst Kurulu’nda bir tane Kürt ve Alevi bulamazsınız. Danıştay, Sayıştay, Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulu’nda tek bir Kürt yoktur. Hiçbir bakanlığın müsteşarlığı Kürt değildir. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’ta bulamazsınız.”
Elinden belgelerle konuştuğunun kaydeden Sakık, bunun tam da sömürgeci ırkçı bir anlayış olduğunu söyledi. Bütün illeri ve genel müdürlükleri tek tek araştırdığını ve listelediğini ifade eden Sakık, önemli tek bir noktada Kürt bulunmadığını vurguladı. Sakık, şöyle sürdürdü: “Biz böyle bir hukuk tanımıyoruz. Ne Anayasa’yı ne yasaları tanırız. Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde yoktur ama bize uygulanıyor.” Genelkurmay’da bir tane Kürt bulunmadığını kaydeden Sakık, “Sonra dönersiniz dolaşırsınız dersiniz ki: ‘Aman aman, bu Kürtler ne istiyor?’ Vallahi, şimdi size söyleyeyim: Kürtler sizinle eşit olmak istiyor, yani Sayın Başbakan’ın sahip olduğu bütün haklara Kürtler de sahip olmak istiyor” dedi.
ANKARA
Yargı iktidar tetikçisi
BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, Sayıştay'ın iktidarın emrinde hareket eden denetim yetkisini iğfal edilmiş bir yapı; Yargıtay'ın tekçi devletin ideolojik aygıtı olarak Kürtler aleyhine çalışan bir organ; Danıştay'ın da benzer bir saldırganlıkla meşgul olduğunu söyledi.
BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, Sayıştaş, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri üzerine söz aldı.
Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz etmenin mümkün olmadığını belirten Bozlak, yargının Hükümetin emrinde olduğunu söyledi. Sayıştay'ın Meclis adına devlet kurumlarını denetleme yetkisine işaret eden Bozlak, 2011 yılı kesin hesaplarına ilişkin Sayıştay raporu olmadığı halde bütçe görüşmelerinin devam ettiğini hatırlattı.
Sayıştay Yasası’nda yapılan değişiklik sonucu Sayıştay'ın askeri ve sivil kurumlar üzerindeki denetimini tam anlamıyla yapamaz hale getirilduğunu kaydeden Bozlak, "İktidar partisi, kamu kurumlarının Sayıştay tarafından denetimini önemli ölçüde ortadan kaldırdığı gibi bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine de darbe indirmiştir. Kamu kaynaklarının etkin, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığını Sayıştay'ın denetim kapsamı dışına çıkarmıştır. Sayıştay'ın askeri harcamalara ilişkin denetimi daha da sınırlı hale getirilmiştir. TSK dahil hiçbir kurumu harcamalarının nedeni, amacı ve gerçekten bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı konusunda sorgulayamıyor" dedi.
Kısıtlayıcı hükümler nedeniyle denetlenemeyen askeri harcamaların bütçe içerisinde önemli bir miktarı oluşturduğunu belirten Bozlak, rakamları hatırlattı: "2013 Yılı Bütçe Yasa Tasarısında Türkiye’nin güvenlik, asayiş ve istihbaratından sorumlu kurumlarına aktarılan kaynak 2012 yılına göre yüzde 16,2 artışla 45 milyar 297 milyon TL’ye ulaşmıştır. Bütçe rakamları arasında gösterilmeyen diğer kaynaklarla bu miktar aslında çok daha yüksektir."
Yargıtay ideolojik aygıt
Yargıtay'ın, farklı kimlik ve inançların yok sayıldığı, asimile edildiği, Türk kimliğine dayalı tek tip ulus yaratma projesinin en önemli ideolojik aygıtlarından biri olduğunu vurgulayan Murat Bozlak, "Yargıtay, bütün cumhuriyet tarihi boyunca kendini devletin otoriter, baskıcı ve asimilasyoncu politikalarına hukuki kılıf uydurmakla yükümlü saymıştır" dedi.
"Kürt sorununun bugüne kadar çözülmemesinin en önemli pay sahiplerinden birinin de Yargıtay olduğunu söylemek yanlış olmaz" diyen Bozlak, Yargıtay kararları ile oluşturduğu içtihadlardan örnekler verdi.
Danıştay hukuku tanımıyor
Danıştay'ında Yargıtay gibi Kürtler, gayrimüslimler ve Alevilerle ilgili kararlarında, gerek iç hukuku gerekse uluslararası hukuku çiğneyen, hukukun üstünlüğünü hiçe sayan kararlar verdiğini ifade eden Bozlak, "BDP’li belediyelerin görevden alınma kararlarını onaylayan Danıştay, belediye başkanlarımızın belediyecilik faaliyetlerinde Kürtçeyi de kullanmaları ve park, sokak, cadde gibi yerlere verilen Kürtçe adlar nedeniyle haklarında açılan davalarda ise yapılan itirazları reddetmeyi kural haline getirmiştir" şeklinde konuştu.
Irkçı kurumlar kaldırılsın
BDP Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi'nin 2013 yılı bütçesine dair BDP'nin görüşlerini aktardı.
Türkiye'nin çok kimlikli, çok dilli, çok dinli, çok kültürlü bir ülke olmasına rağmen resmiyette ise tek kimlikli, tek dilli, tek dinli, kültürel çeşitliliğe kuşkuyla bakan bir yapıya sahip olduğunu belirten Birtane, yani bir tarafta gerçekteki çoğulcu yapısı, diğer tarafta Türk ve Sünni kimliğinin üstünlüğünü payidar kılan resmi şekillenmeyi hatırlattı. "Durum böyle olunca, var olma mücadelesi veren halklarla onları yok sayan, sürekli baskı altında tutarak yok etmeye çalışan devlet yapısı arasındaki bitmez tükenmez çatışma hep canlı kalmıştır" diyen Birtane, tarihsel ve güncel örnekler verdi.
“Ötekiler ve Türkler” algısının biraz da bu kurumlar üzerinden şekillendiğini kaydeden Birtane, asimilasyon ve inkara katkıları kuşkusuz olan bu kurumların her defasında yüceltilerek dünyanın en çağdaş kurumları olarak addedildiğini söyledi.
“Türkçe, dünya dili olmak mecburiyetindedir” diyenlerin “Kürtçe medeniyet dili midir?” tartışmasını yaptıklarını; “Türkçe, dünyaya açılmalı” diyenlerin Kürtlerin anadillerinde eğitim görmelerine karşı çıktılarını anımsatan Birtane, bu kurumların varlıklarını sürdürmelerinin bile sorunlu olduğunu vurguladı.
Birtane şunları söyledi: "Türkiye’de, Türklerin sahip olduğu her şeye bu ülkede yaşayan diğer halkların da sahip olma gibi bir hakkı vardır. Bu nedenle, bu kurumların evrensel bir değerde olmadığını, Türk ve Türklük içine sıkışıp kaldığını söylemek istiyorum. Bunun da tekçi bir anlayışa denk geldiği açıktır."
Bu kurumların meşruiyetinin faaliyetlerinin kapsamlılaştırılması; ırkçı ve tekçi yapıdan kurtarılarak isminin de "Anadolu ve Mezopotamya dil tarih ve kültürleri araştırma kurumu” olarak değiştirilmesini öneren Birtane, "Ancak tekçi anlayışın tipik kurumları olarak simgeleşen, ne geçmişe ne de geleceğe dair gerçekçi hiçbir icraatı olmayan, devletin resmî ideolojisinin yazıcısı gibi hareket eden bu kurumlar, yok saydığını, üzerini çizdiğini yeniden yazarak evrensel bir değere kavuşabilirler" dedi.
TDK Sözlüğü de ırkçıdır
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nün cinsiyetçi, milliyetçi ve eril diline dikkat çeken Mülkiye Birtane, şu örnekleri verdi:
-l "Kadın” tanımı “Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan”, ikinci anlamı ise “Hizmetçi bayan” olarak yer alıyor.
- "Kürt”, “Dağlık ve kayalık yerlerde yetişen, siyah üzüm gibi meyveleri olan sağlam kerestelik bir ağaç; Ön Asya’da yaşayan bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse” olarak veriliyor.
-Ancak “Türk” ise “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bir halk ve bu halktan olan kimse; güç, kuvvet; güzel, civan; Türk soyundan gelen halk; adam, insan” olarak veriliyor.
- “Alevi” ise “Ali’yi seven.” olarak geçiştiriliyor.