Gelin biraz da şiirden konuşalım.                    

Şiirin başlangıcı sezgidir.

Tıpkı bilim gibi.

Ve tıpkı devrimci teori gibi.

„Nereden başlamalı?”

Şiirin de bilimin de devrimci teorinin de temel sorusu budur.

„İlk adım” yolun sonunu belirler çünkü.

Örneğin Marks Das Kapital’de ilk adımını „meta” ile atar. Neden „arz-talep kanunu” ile atmaz da „meta” ile atar? Belli ki Marks bu adımı atmadan önce teorisinin son varış noktasını bilmiyordu. „Meta“yı ele alışı bilimsel „sezgi”dir. İşe buradan başladı. Başka bir yerden başlasaydı, kapitalizmin temel yasasını keşfedemezdi.

Lenin, adı üstünde „Ne Yapmalı” kitabında işe „partiyle” başladı. „Bana bir istinat noktası verin dünyayı yerinden oynatırım” diyen Antik Yunanlı matematikçiden mi esinlendi de, „bana bir parti verin Rusya’yı yerinden oynatayım” dedi, bilemem. Ama burada devrimci bir sezgi vardı.

Öcalan’ın bizler gibi „şehirlere” hapsolmak yerine, sınırı aşıp Rojava’ya adım atması, bir devrimci sezgiydi. O sezginin Rojava devrimindeki rolünü kim inkar edebilir?

Bilimsel sezgi de, devrimci sezgi de bize yolun sonunu aşağı yukarı, bir taslak olarak verir.

Şiir ise estetik sezgiyle başlar ve fakat yolun sonunu göstermez. Göstermediği için her defasında şiire yeniden başlamak gerekir. Şiir bu nedenle bir tür ulaşılamayan zirvedir. Sisyphos efsanesinde olduğu gibi. Şair hiçbir zaman şiiri zirveye taşıyamayacaktır.

Çok özür dilerim ama, teoriler, bilimler sonludur, şiir ise sonsuz.

Hemen itiraz etmeyin. Şiir bilim ve teori için ilk duraktır. Çünkü şiirin „sezgiyle” başlayan serüveni, yaratıcılıktır. O nedenle diyebiliriz ki, şiir bütün bilimlere, bütün teorilere yol gösteren „gemidir”. O nereye gittiğini bilmez. Boudler’in Sarhoş Gemi adlı şiirini okuduğunuzda bu geminin başıboş yolculuğunu ürpererek yaşarsınız. Gemi sarhoştur. Ama ilk sözcüğündeki „sezgi” bilimin, teorinin bütün kaptanlarına yol gösterir. Şiiri bilmeyen bilimi de bilemez. Karl Marks’ın en yakın arkadaşı, ünlü Alman şairi Heinrich Heine’ydi.

Sezgiye gelelim,

Orhan Veli’nin ünlü şiiri „İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” mısrası ile başlar. Başka türlü başlasaydı o şiir yazılamazdı.

Edip Cansever’in „Başım dönüyor ikimizden” adlı şiiri ise şöyle başlar:

„Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin…” Şiiri bu dize sürüklemiştir. Sonra „çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz” diye zirveye doğru tırmanmıştır. Neden bu mısra ile başlamıştır? Bu şiirin sırrıdır. Sezgidir.

Devrimci mücadelede yılları eskiden militanlara sorulan klasik soru şudur: Bu mücadeleye neden atıldın?

Bir çoğumuz bu soruya „uydurulmuş” yanıtlar veririz. „Ailemiz fakirdi, sömürüyü farkettim, devrimci oldum.” Oysa pek çok fakir ailenin çocuğu devrimci olmamıştır. Bu yanıt, sonradan elde edilen devrimciliğin bize söylettiği yanıttır.

Oysa devrimciliğe attığımız ilk adımın nedenlerini, bilinç altımızda kaynayan nice bilinmezi, okuduğumuz bir kitabın her hangi bir cümlesinin etkilerini, bir arkadaşımızın antipatik suratının ondaki ırkçılığa karşı bizde yarattığı tepkiyi ve daha kimbilir hangi psikolojik etkiyi çoktan unutmuşuzdur.

Toplumsal karşıtlıklar, süregiden sınıf mücadelelerinin yarattığı kültürel ortamla temas anımız, adeta bir sırdır. Burada şiirsel bir sezgi, bizi devrimci mücadeleye adım attırmıştır. Sınıfların, etnik kimlikleri yok sayılanların nesnel kavgaları ile bireyin bu kavgaya katılma süreci farklıdır. Birisinde determinist kanunlar geçerli ise, diğerinde bireysel öznenin rastlantısal serüveni yolu çizer.

Ve işte bu yolda atılan ilk adım sezgiseldir. İçten gelen bir duygulanımdır. Bunun adına şiir diyoruz.

Demek istediğim, ister bilim insanı olsun, ister devrimci teorisyen, isterse devrimci mücadeleye atılan militan olsun, hepsinin başlangıç adımı şiirdir. Hepsi içinden gelen bir sezgiyle bilimin, teorinin ve devrimci mücadelenin ilk adımlarını atmıştır.

Elbette sorabilirsiniz; insanlar sadece bilim, teori ve devrimci pratik yolunda adım atmıyor, o halde örneğin ticaret hayatına atılan kişinin de şiirsel sezgiyle adım attığını düşünebilir miyiz?

Korkutucu soru budur. Ama yanıt kesindir.

Düşünemeyiz. Çünkü bilim, teori, devrimci pratik „bilinmez” bir aleme atılan adımdır.

Ticaret ise „beş kuruşa aldığını on kuruşa satma” işidir ki, burada „sezgiden” eser yoktur, hesap vardır.

Hesap ise şiiri öldürür.

Ondandır ki, Ece Ayhan „şiirimiz mor külhanidir abiler” demişti.

Hesaba kitaba sığmaz.

Gerilla şairdir. Devrim bir şiir. Devlet şiire düşman.