Gerçeklik böyle olduğu için dünyanın tüm güçleri Ortadoğu’nun başına çullanmışlardır. Dünya böyle Ortadoğu’nun üzerine çullanırken, devrimin en dinamik gücü olarak Kürtler demokratik ulus projeleriyle öne çıkmaktadırlar. 

Evet, Ortadoğu tam bir devrim sürecini yaşıyor. Devrimin merkezi ise Kürdistan’dır. Kürdistan merkezli devrim süreci bu topraklarda yaşayan birçok halkı da devrim dalgası içerisine alarak, çoğulculuk temelinde örgütlendirilmeye çalışılıyor. 

Devrimin merkezi Kürdistan’dır, Kürdistan’da ise bugün Rojava Devrimi demokratik ulus modeli temelinde birçok halkı ve çevreyi etkilemektedir. Etkilediği gibi birçok somut adıma da imza atmaktadır. Hiç şüphe yok ki bu modelin birçok denemesi önceleri Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışılmıştı. 

Ne var ki yıllardır böyle bir proje-zihniyet bakımından farklılıklar içerse de-gerçekleştirilmeye çalışıldı. Örneğin henüz 1980’lerde Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi temelinde bazı adımlar atılmış olsa da, arkası -gerekçesi ne olursa olsun-getirilememiştir. Yine benzer bir şekilde bu projenin adımları 1990’ların başında da atılmaya çalışılmış, ancak gerçekleşmesi çok cılız kalmıştır. Bu projenin, yani halkların kardeşliği temelinde, farklılıkların, ayrı renklerin derken demokratik ulus modeli temelinde daha somut olarak pratikleşmesi, HDK ve HDP ile başladı. Nitekim 7 Haziran seçimlerinde de açığa çıktı gibi bu projenin belli bir karşılığı da olmuştur. Türkiye’de HDK öncülüğünde geliştirilen süreç esas itibariyle Ortadoğu için iyi bir model olabilme gerçekliği açığa çıktıkça, karşı devrim daha da azgınlaşarak halklara, halkların ortaya çıkardığı değerlere saldırmaya başlamıştır. 24 Temmuz saldırılarının arkasında bunun için kesinlikle bir karşı devrim saldırısı vardır. 24 Temmuz saldırılarını böyle tespit etmek önemlidir. Diğer önemli karşı devrim saldırısını ise 24 Ağustos’u 25’e bağlayan gece TC devleti ve birçok çevrenin yandaşlığı temelinde Cerablus’ta Rojava Devrimine karşı başlatılan saldırı olmuştur. 

Rojava Devrimi sadece bir Rojava Devrimi olmadığını bizler en bariz bir şekilde 2014 yılının 1 Kasım’ında görmüştük. Rojava Devrimi etrafında birçok çevre-demokratik ulus değerleri etrafında-bir araya gelmiştir. Birçok farklı çevre küresel faşizme karşı ortaklaşa aynı cephede, aynı idealler temelde cenge girmişlerdir. Bu ortaklaşmaya bizler Rojava Devrim modelini ortaya çıkardığı değerleri, bu devrime katılan halkları, çevreleri de katarsak gerçek manada bu Devrim modelinin sadece bir Rojava Devrim modeli olmadığı, bu devrim modelinin aynı zamanda bir Ortadoğu Devrim Modeli olduğu kendiliğinden anlaşılırdır. 

Ortadoğu gerçek manada bir devrim sürecini yaşıyor. Kimisi bu süreci Ortadoğu Kaosu olarak nitelemektedir. Bir yandan küresel güçler Ortadoğu’da eskisi gibi yürünemeyeceğinin bilincinde olarak en sert yöntemlerle müdahale ederek kendi projelerini hayata geçirmek istemektedirler. Bir diğer yandan ise ulus devlet temelinde örgütlenmiş olan yapılar hem kendi tekçi, faşist ulus devlet yapılarına sarılmakta hem de bir şekilde hep işbirlikçileri oldukları emperyal blokunun dizayn etme projelerine da karşı durmaktadırlar. Ve her iki kutbun karşısında ise ne emperyal blokların kendi sermaye çıkarları için yeniden dizayn etmelerine, ne de ulus devletçi yapıların tekçi, faşist yapıların yaptıklarına evet diyen demokratik ulus çizgisi temelinde halkların kardeşliği temelinde bu yapılara karşı duranlar vardır. Üç ayrı çizgi Ortadoğu’da mücadele içerisindedirler. Kimi zaman çatışarak, kimi zaman uzlaşarak, kimi zaman çelişerek, kimi zaman ise bir araya gelerek bir karmaşık süreç sürüp gitmektedirler. 

İşte tam da böylesine sert ve karmaşık bir süreç yaşanırken, özgürlükçü Kürtler demokratik ulus çizgisinde Ortadoğu Devriminin öncülüğüne soyunmuşlardır. Demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü paradigma ile özgürlükçü Kürtler böylesine bir mücadelenin içine Kürdistan’ın dört parçasında girmişken, ilkel milliyetçi, ulus devletçi projeleri kendilerine esas alan Kürtlük ya da Kürtler ise, ailesel ve dar çıkarları için Ortadoğu Devrimi’nin karşı kutbunda, birer Karşı Devrimci olarak yerlerini almaktadırlar. 

Şuna dikkat edelim; dar, aileci, işbirlikçi ve ulus devletçi Kürtlerin sadece Kürdistan’da karşı devrimci rollerinden söz etmiyoruz. Bizler bugün Ortadoğu’nun tümüne öncülük edebilecek, Kürtlerin ve Kürdistanlıların ortaklaşmasını parçalayan, bölen, onların enerjisini dağıtan, güçlerini zayıflatan bir duruştan söz ediyoruz. Bu karşı duruşu Türkiye’de faşist yapıların yanında yer almalarıyla görüyoruz. Rojava Devrimine karşıt duruşlarıyla görüyoruz. Güney Kürdistan’da ortaklaşarak Ortadoğu’da bir şeyler yapmak isteyenleri bölmek isteyen güçlerden söz ediyoruz. Ve Doğu Kürdistan’da ortaklaşarak bir şeyler yapabilecek güçleri kendi dar ailesel çıkarlar için kullanan güçlerden söz ediyoruz. Ve bir de bizler Ortadoğu’da diğer birçok halka karşı milliyetçi paradigma temelinde, Kürtlerin ve Kürdistanlıların ortaya çıkardıkları ve çıkaracakları sinerji parçalayan bir güçten söz ediyoruz. 

Özcesi, biz bir Karşı Devrim gücünden söz ediyoruz. Halkların Ortadoğu’da açığa çıkaracakları değerlere karşı duran bir güçten söz ediyoruz. Halkların değerlerine faşizanca saldıran TC devletinin yanında tam bir Karşı Devrim Gücü olarak yer alan bir güçten söz ediyoruz. KDP’den ve onun öncülüğünü halkların aleyhine Karşı Devrimci bir güç, işbirlikçi bir güç olarak ÜNİTACILIK yapan ve yürüten Barzanilerden söz ediyoruz. 

Bunun için diyoruz ki; Zaman artık Devrim ile Karşı Devrim arasında yürüyen sert mücadele de netleşmiş saflarda halkların yanında yer alma ve taraf olma zamanıdır.


Kasım Engin