Devrimci emanete ihanet edilmez
Forum Haberleri —

.
- Erdoğan Türkiye/Kürdistan demokrat, sosyalist ve devrimci güçlerini zindanlara sokuyor. Bir yandan talimatlı adalet üretiyor, diğer yandan başını kaldıranın kafasını uçuracak cellat/ferman hazırlıyor! Türkiye’nin sessizliğine/efendiliğine (?) karşın Kürdistan bir bütün olarak direnişte!
ALİ DAĞDEVİREN
Tam hatırlamamakla birlikte 1970’in ortasıydı. Deniz’in Ankara Adliyesi’nde pasaportsuz Filistin’e geçişiyle ilgili duruşmasına Tunceli Sesi muhabiri olarak katıldım. Savunması da tıpkı o heybetli duruşu gibiydi. Söyledikleri özetle ’Ben emperyalistlere ve yerli uşaklarına karşı savaşan Halk Ordusu’nun bir neferiyim. Devrimin gerektiği her yere giderim. Giderken savaş açtığım emperyalist güçlerden ve onların yerli uşaklarından açıkçası sizden izin almam!’ şeklinde oldu.
Denizlerden sonra bugün devrimci direniş olarak dağınık, parçalı, perişan, naçar bir durumda olduğumuz bir gerçek. Halbuki onlar yüreklerimize yerleşirken geride asla teslim olmayan bir devrimci direniş ordusu bıraktılar. Bu şanlı ordu, bu devrimci direniş, Kürdistan’da daha da güçlenerek emperyalist güçlerin ve yerli uşaklarının korkulu rüyası oluyor.
Bu direniş bir sekilde kırılmalıydı. Bu yeni bir plan da değildi. Mustafa Kemal, Türkiye Komünist Fırkası’nı kurdurduğu Mustafa Suphi’yi öldürttükten sonra partiyi de kapattı. İsmini Ankara’nın direniş alanına yapıştırdıkları CHP’nin süper valisi Nevzat Tandoğan bir gösteri sonrası yakalanan sol görüşlü öğrencilere, ’Ulan öküz Anadolulular! Size ne oluyor! Bu memlekete komünizm gelecekse burada biz varız, biz getiririz! Sizin iki vazifeniz var: Birincisi; çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi; askere çağırdığımızda askere gelmek..’ söylemi devrimci katliamlarının habercisiydi. Dersim soykırımından günümüze devam eden seri katliamlar!
Yetmişlerde Ecevit de ’Lenin’in kırarak giremediği kapıdan ben anahtarla gireceğim!’ diyordu. ‘Doğu Mitingleri’nin birinde ‘Halklara özgürlük!’ sloganı atan devrimci gençleri coplatarak, dipçikleterek miting alanından uzaklaştırıyordu.
Dönemin sosyalizm düşmanı emperyalistlerin yerli uşakları ’Bu kış veya baharda komünizm gelecek!’ diyerek uyutulmuş halkı ve ırkçı, faşist gençlik örgütlemeleriyle devrimci direnişi kırmaya çalışıyorlardı.
Şimdi de Kürtlüğünü, Aleviliğini saklayarak Saray Sultanı dahil aleme rezil olan bizim Kemal de ’Kürt sorunu varsa (?) biz çözeriz! Türbana özgürlük gelecekse onu da biz veririz!’ diyordu.
Günümüzün sultanı Erdoğan beraber çalıp çırparak kapalı odalara istiflediği dolar bölüşümünde ortağıyla başlayan taht/çıkar kavgasının çılgınlığıyla Türkiye, Kürdistan demokrat, sosyalist ve devrimci güçlerini zindanlara sokuyor. Bir yanda talimatlı adalet üretiyor, diğer yandan başını kaldıranın kafasını uçuracak cellat/ferman hazırlıyor! Türkiye’nin sessizliğine/efendiliğine (?) karşın, Kürdistan bir bütün olarak direnişte!
Bu büyük direnişi görmezden gelerek sokakta boy gösteren yorgun bir kesim ’Gezi ruhu!’na sarılıyor. Aslında bu devrimciye ve devrimcilere yakışmayan bir ayak oyunudur. Burjuva kurnazlığıdır! Gezi’nin ruhu diktatörlüğe, faşizme, gericiliğe ve onun temsilcisi AKP/MHP iktidarına karşı koyarak demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermektir.
Belli günlerde, anmalarda havaya sıkılan yumruklar ve atılan sloganlar bu zulümleri durdurabilseydi acısı derin darağaçlar kurulmayacak, faili devlet olan bunca devrimci, demokrat, sosyalist, sosyal demokrat ve yurtsever katledilmeyecekti. Binlerce hasta tutsak ve bir o kadar çocuk işkencehanelerde olmayacaktı. Nazım’ın deyişiyle ’Bunca zulüm/ ölüm senin sayende kardeşim!’ demek zorundayım.
Ölmezliğin son anında idam sehpasında üçler ’Ben/biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımızın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştık. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdık. Bundan sonra bu bayrağı Türkiye halklarına emanet ediyoruz. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Yaşasın Tam Demokratik Türkiye’nin kurulmasında yana olanlar! Kahrolsun faşizm ve yerli uşakları!’ şeklinde haykırdılar.
Artık emanete sahip çıkma günüdür. Onların emanetine sahip çıkmak yolunda yürüdüğünü iddia eden bir kesimin CHP belediyelerinin sunmakta olduğu veya olacağı maddi olanaklar, hatta kadro verip maaşa bağlamalarla rehin alındığı biliniyor.
Devrimci duruş bunu reddeder. Devrimcinin maddi manevi bütün gücü, güven alacağı ve vereceği yer halklar olmaktadır. Türkiye Devimci Hareketi 4 Mart 71 tarihli çağrısında, ’Hareketimiz ezilen halkımızın öncü gücüdür. Düşmanın zenginliğine, sayısına, imkanlarına, dehşetine aldırmaz. Düşmana boyun eğmez..’ diyerek devrimci duruşun sınırlarını çizmiştir. Bu bir devrimci yemindir.
Dışına çıkmak devrime ihanettir. Vicdanımız bizi bu ihanetten uzak tutsun!







