Açlık grevi eyleminin 42. gününde olan Evin Kaya, Leyla Güven öncülüğünde yakılan kıvılcımın ateşe dönüştüğünü belirterek, “Talebimiz çok nettir. Eyleme başladığımız ilk günden şu ana kadar devrimci sabırla eylemimizin sonuç almasına odaklanıyoruz” dedi.

KİBRİYE EVREN / JINNEWS/DİYARBAKIR E TİPİ CEZAEVİ

Leyla Güven’in, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebine destek vermek amacıyla 16 Aralık’ta süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan tutsaklardan biri de Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Evin Kaya.  Kendisi de açlık grevinin 42. gününde olan gazeteci Kibriye Evren, aynı cezaevinde tutulduğu Evin Kaya ile yaptığı söyleşiyi JINNEWS’e gönderdi.

Evin Kaya, 1994’te Muş’un Bulanık ilçesinde doğdu. Doğum büyüdüğü ortamda ortamda okula gitmenin ‘hayatını kurtarmak’ anlamına geldiğini; kadın için ise bunun lüks olduğunu belirten Kaya, bu lüksü olduğu için kendini şanslı sayarak okumaya sarıldığını söylüyor. Lise öğrenimime kadar Bulanık’ta okudu. Üniversiteyi ise Edirne’de. Politik bilinç açısından her ne kadar yetersizliklerle dolu olsa da bu konudaki ilk etkilenmelerini aile ve çevreden aldığını da teslim ediyor. Nitekim şuan aileden 4 kişi tutuklu. Yaşadığı yerin bir kadın olarak geleneksel ve feodal özelliklerinin çelişkileri ile boğuşurken, Türkiye’nin bir ucu olan Edirne’de geleceğini inşa etmek için çabaladı. Önceden yaşadığı çelişkiler burada adeta derinleşti. Gençliğin ve kadının sosyal ve kültürel yozlaşma içerisinde tamamen düşünsel kabızlığı yaşadığı bir durumla karşılaştı. Bu anlamda çelişkileri olgunlaştı ve politik bilinci daha örgütlü bir biçim aldı. Her gün fikirlerinden ötürü insanların tutsak edildiği; kadın ve çocuk katliamları, sömürüsünün olduğu bu dünyada bir genç kadın olarak olup bitene sessiz kalıp, ortak olmadığı için bugün tutuklu. Yargılanma sebebim ise 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde katledilen kadınların sesi olmak. Yaklaşık 4 aydır Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde. Kaya, sorularımıza şöyle yanıt verdi:

 Açlık grevinin 41. günündesiniz kendinizi nasıl hissediyorsunuz; bedensel ve fiziksel durumunuz nedir?

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemimizin bir ayını geride bıraktık. Bedensel ve fiziksel olarak etkilenmelerini hissedebiliyorum artık. Halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve kas erimelerinin göstergesi olan vücudumda titreme oluyor. İlk süreçlere oranla vücudum sıvıyı artık eskisi gibi kabul etmiyor.

24 yaşında büyük ve önemli bir eyleme girdiniz. Sizi motive eden nedenler nelerdir?

 Leyla Güven ilk eyleme başladığını duyurduğunda yeni tutuklanmıştım. Duyduklarımın şokunu atlatınca kendisine ilk söylediğim, ‘ben de bu eyleme gireceğim’ olmuştu. Kendisinin yanıtı ise ‘sizler gençsiniz açlık grevine girmeyin’ şeklinde beni durdurmak istercesineydi. Zindanın amacı bireyi pasifize etmektir. Şu an dışarısı da zindana çevrilmiş durumda. Bu anlamda Leyla Güven öncülüğünde yakılan kıvılcım ateşe düştü. Burası büyük ölüm orucuna tanıklık etmiş olan bir zindan. O zaman da baş aşağı gidişi tersine çeviren zindan direnişi olmuştu. Bugün yine Amed’deki zindan öncülük rolünü oynuyor. Ben de bir genç olarak bu direnişe başlarken ellerinde bedenlerinden başka direniş argümanı olmayan büyük ölüm orucunun en genç kahramanı olan Ali Çiçek’ten aldım gücümü. ‘Başardık, 6 kişiyle başardık’ sözünün sahiplerine bağlılığımızı ancak bu eylemi başarıya ulaştırdığımızda gösterebiliriz.

İkinci aydasınız. Ruh halini tanımlar mısınız?

Evet, bir ayı geride bıraktık. Leyla Güven ise 80. gününde. Eyleme başladığımız ilk günden şu ana kadar devrimci sabırla eylemimizin sonuç almasına odaklanıyoruz. Ara ara cezaevinin etrafında tüm engellemelere rağmen halkımızın slogan sesleri geliyor. Yine birçok farklı zindan ve yerlerden mektuplar alıyoruz. Bunlar elbette bize moral oluyor. Her şeyden önemlisi direnen tüm yoldaşlarımızın yürek ve gözlerindeki kararlılık, inanç, şimdiden zaferi müjdeliyor bizlere. Bunun moral ve coşkusu içerisindeyim ben de.

Zaman nasıl geçiyor, nasıl değerlendiriyorsun?

Bu eylem süreci içerisinde zamanı, bu eylemin anlam derinliğine uygun yaşamak önemlidir. Sadece direnmenin ölçü olmaya yetmediği bu gelenekte direniş, yaşama yüklediğin anlamda saklıdır. Direnişimize okuyarak, bazen arkadaşlarla tartışmalar yürüterek bazen de şarkı ve türküler eşlik ediyor. Son zamanlarda, ‘Kürt Tarihi’ ve ‘kadın’ konulu kitaplar okuyorum. Son okuduklarım ise Jack London’ın ‘Demir Ökçe’, Gültan Kışanak’ın ‘Kürt Siyasetinin Mor Rengi’ kitaplarıdır.

Öcalan ile kısa bir görüşme yaptırılmasına rağmen açlık greviniz devam ediyor. Neden?

 Ocak ayının 12’sinde Sayın Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, İmralı Adası’na gitti. 15 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Sanırım bu adımla bize eylemi bıraktırmayı amaçladılar. Fakat biz bu eyleme, bir insanlık suçu olan tecridin tamamen ortadan kaldırmak için başladık. Ve talebimiz çok nettir. Evet, güneş ışıklarını yarım da olsa yansıttı bize fakat biz tüm yeryüzü ve gökyüzünün güneşe doymasını istiyoruz. Artık bu topraklarda doğan her çocuğun yüzüne değmeli güneşin ışıkları.

Genç bir arkadaşsınız, gençliğe mesajın var mı?

Kuşkusuz sistem krizinin ve kaosunun yarattığı tıkanıklığı aşacak olan yine vicdanı ve aklı özgür olan gençlik ve kadın olacaktır. Çünkü baş aşağı gidişe ‘dur’ deyip başkaldıran yine onlardır. Bu sebeple gençler ve kadınlar bu direnişi en fazla sahiplenenler arasında olmalıdır.