
Arjantin’de silahlı mücadele üçüncü bölüm
Salt askeri çizgi, zamanla partinin mücadelesini karakterize eder. Başlangıçta kağıt üzerinde stratejik hazırlık, savunma döneminde olunmasına rağmen askeri hat, bu kararlardan ve politik komiserlere rağmen kendini saldırı etrafında örgütlemekten alıkoyamaz. Bir kere bütün denklem böyle kurulunca gerisi zincirleme olarak gelir. Ve kaçınılmaz olan, devletle öncünün çatışması gerçekleşir. Bu tabii ki baştan beri bu kurguya oynayan egemen kesimlerin lehinedir. Arjantin’de de Devrimci İşçiler Partisi’ni (PRT) polisiye bir olguya dönüştürüp bu doğrultuda yapılan adam sızdırma, ispiyon, işkence, takip, kaybetme gibi süreçlerle yapıyı çözmeyi başarırlar. Burada tabii temel başarı noktası, yaratılan “terör” ortamıyla denizin kurutulması olur.
Aynı zamanda politik çizginin kaybı, PRT’nin daha önceden örgütlenen provokasyonların (Ör. Ezeiza katliamı) ve TripleA’nın gerçekleştirdiği diğer saldırılarla oluşan terörize ortamın giderek kitleleri pasifize ettiğini, politikadan uzaklaştırdığını görmesini engeller. Görseler bile çok geçtir. Devletin meydan okuyuşuna karşılık vermek zorunda kalırlar. Bu da yenilgiyi hızlandırır.
‘Beklenmeyen şiddette’ darbe
Bir diğer nokta, bu konuda farklı fikirlerde olmakla birlikte gelen darbenin mahiyetinin yeterince anlaşılamaması olur. PRT metinlerinde darbenin geleceği ve geçmiştekilerden farklı olacağı, daha şiddetli olacağı, yeni ve daha kapsamlı sosyo-ekonomik politikaları hayata geçirmek istedikleri öngörülür. Ayrıca darbe koşullarında doğan ve yaşayan bir yapı olması nedeniyle kendine güven de görünür bir olgudur. Yine de bazı eski Devrimci Halk Ordusu (ERP) mensupları, cunta sonrası değerlendirmelerde darbenin bu kadar vahşi olacağını beklemediklerini söyler.
Bugün ve geçmişte yapılan değerlendirmelere baktığımızda ortak nokta, bu sürece katılmış hiç kimsenin (belki geçmişini tamamen unutmak isteyen insanlar hariç) silahlı mücadelenin o koşullarda yanlışlığını ileri sürmemesidir. Sadece yukarıdaki eleştirilerle birlikte hakkını veremediklerini düşünürler. Bu konularda araştırma yapan tarihçi Pablo Pozzi ya da eski PRT-ERP militanı şimdilerde öğretim üyesi olan Daniel de Santis, PRT’nin geleneksel soldan kopuşu temsil ettiğinden ve ilk defa sol adına iktidar adayı bir hareket yarattığından söz eder.
Örgütlenme zaafiyeti
Bence yenilginin bir diğer boyutunu da örgütlenme zaafiyeti oluşturur. Yenilgi sonrası sistematik analizler yapılamamasının nedeni olarak önderliğin yok edilmesi gösterilir. Önderliğin ötesinde Santucho’nun kişiliğinde simgelenen bir yapıdan söz edersek yanlış olmaz. Santucho, hem partinin genel sekreteri hem ERP başkomutanıdır. Bugün de idolleştirme, yüceltme dolu ifadeler içeren değerlendirmelerde (başta L. Mattini ve birçok kişi tarafından) aralarındaki “en iyi teorisyen, iyi bir hatip, dediğini mutlaka yapan, az konuşan, çok dinleyen ve daha çok da eyleyen biri olduğu, bürokrasiyi sevmediği, büyük küçük her işin önünde olmayı seven mütevazı bir militan olduğu” belirtilir. Bu övgüler arasında onun Che ile eş değerde olduğu da ifade edilir. Derdimiz tabii ki Santucho için söylenenlerin doğru ya da yanlış olması değil. Sorun, kolektif bir önderlik ilişkisinin oluşturulamaması sonucu Santucho ve önderlikten bir kısım insanın düşmesiyle, örgütün yürüyüş kabiliyetini kaybetmesidir.
Neden idollere ihtiyaç duyarız? Bugün de mesela Şili Öğrenci Federasyonu Başkanı Camila Vallejo’nun kaderi böyledir. Elbette bunun daha derin analizleri vardır. Bana göre bu durum, geçmişte Santucho’yla yol arkadaşlığı yapmış olanlar için geçmişin ağırlığını ona yıkmanın bir yoludur. Bugün içinse yaşama tutunmanın/tüketim deryasının bir enstrümanı işlevini görür.
Şiddet neden çekildi?
Bugün Arjantin’de politikada şiddetin yaygın bir etkinlik alanı olduğundan söz edilemez. Bunun öncelikli kaynağı, toplumsal hayatta şiddet (özellikle Türkiye’yle karşılaştırırsak) çok görünürlük arz etmez. Örneğin sokakta sık sık politik yürüyüşlere rastlayabilirsiniz ama münakaşa, kavga gibi olaylara rastlamak nadir olur. Bunun ana nedeni olarak her şeyin ağır işlediği, zamanın yavaş aktığı bir kültürel iklimin hakim oluşundan söz edilebilir. Bir diğer boyutsa darbe sürecinin insanların şiddete olan mesafesini artırması olabilir. Bazı ailelerin üzerinden otuz dört yıl geçse de hala kayıpları hakkında dahi konuşmaması, sanırım yine bu ürküntünün göstergelerinden olsa gerek.
Solda bugün şiddete meyleden örgüt neredeyse yok denecek kadar az. Mitinglerde birkaç grup yüzlerine puşi sarıp ellerinde sopalarla görünmeyi tercih ediyor. Fakat bunların arasında bu işi belli ölçülerde pratiğe döken, sadece Quebracho adlı örgüt. Sol Peronist çizgide yer alan örgüt, zaman zaman banka gibi hedeflere molotoflarla saldırı düzenliyor ya da Musevilerin/Siyonistlerin toplantılarına saldırmaya çalışıyor. Bunu Filistin davasını desteklemek için yaptıklarını söylüyorlar. Fakat halihazırda Buenos Aires’te yaygın bir biçimde varolan antisemitist eğilimlerin bir tezahürü olabileceğinden söz etmek de çok yanlış olmaz. Yine de Quebracho’nun solu karakterize edecek kadar etkili olduğundan da söz edilemez.
Solun şiddete başvurmamasındaki en önemli etken, kendini solda tanımlayan hükümetin, sokak hareketlerinde yer alan sola karşı müsamahakar tutumu. Polis genellikle gösterilerde yolu açmakla ve yürüyenleri korumakla meşgul. Yani görevini yapıyor.
Sağ ve mafyatik şiddet
Şiddete asıl sarılanlarsa sağ kesimler. Bunun bir yönünün rejimin temel direği sayılabilecek işçi sendikası CGT’ye hakim olan mafyatik yapılanmalardan kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Sendikal alanda hakimiyetlerini kırmaya dönük soldan gelen her çabayı şiddet kullanarak bastırmaya eğilimliler. Geçen yıl bu yüzden öldürme ve yaralamalara kadar işi götürdüler. Bu işlerin örgütleyicisi olarak sağ Peronizm’in temsilcisi Eduardo Duhalde suçlanıyor.
Şiddetin örgütlendiği bir diğer alan ise statlar. Futbol kültürünün insanların üzerinde fazlasıyla etkili olduğu Arjantin’de stat ve çevresi, ayrıca bir şiddet kaynağı. Stat kapılarında olay çıkaran taraftarlar, polisin ölçüsüz şiddetine çoğu zaman muhatap oluyorlar. Bu taraftarlardan en alttakileri oluşturan işsiz kesim arasında kulüplerce idare edilen şiddete yönlendirilen, meyilli kesimler mevcut. Bu insanlar kulüp taraftarları arasındaki çatışmalarda ya da zaman zaman yine mafyatik politikacılarla bağlantılı olarak tetikçi olarak kullanılıyorlar. Geçen yıl Buenos Aires’te gerçekleşen toprak işgalleri sırasında bu türden insanların tetikçi olarak kullanıldığı açığa çıktı.
PRT’nin ‘yenilgi’ analizi
PRT’lilerin yenilgiyle ilgili daha sonra yaptıkları değerlendirmelerde altını çizdikleri noktalardan biri, gelişen süreçte zaman zaman politik bir çizginin yerine askeri çizginin ağır basmasıdır. Bu aslında baştan beri karşı mücadele verilen fokocu eğilimin zaman zaman su yüzüne çıkması anlamına gelecektir.
Bunun yansımalarından biri, siyasal alanın yeterince değerlendirilmeyerek kitlesel örgütlenmenin ihmaliyle sonuçlanması olur. Kendine fazlasıyla güvenen PRT, darbenin hazırlık sürecinde kitlesel bir militan mücadele yerine yine devletle düelloya dönüşen aynı zamanda “anarşi-terör” edebiyatının zemini olan bir mücadeleye girişmiştir. PRT Genel Sekreteri Santucho’nun öldürülmesi de örgütü fazlasıyla sarsacaktır. Parti açısından bütün olumlu özelliklerin simgeleştiği kişinin yok edilmesi, ayrıca onun organizatörlük yeteneğinden yoksun kalmak, fiilen dağılmayı kolaylaştırır. Santucho’nun bu kadar merkezde olması da ayrıca bir örgütlenme zafiyeti olarak görülebilir. (Bu idolleştirme eğilimine güncel yapılan değerlendirmelerde de şahit oluyoruz. 2011 Ağustos tarihli Sudestada dergisinin PRT üzerine hazırlanan özel sayısında aynı yaklaşımla karşılaşmak mümkün. İdol yaratmak acaba insanların kendi geçmişini pürüzsüzleştirme uğraşı, nostalji ya da bugün ayakta kalmak için bir tutamak mı?)
Silahlı mücadeleye genel bakışta ise iktidar olmanın yolunun her şeye rağmen silahlı mücadeleden geçtiğinin altını çizerler. Fakat mevcut iktidar şiddete başvurmadığı sürece bunun meşru olmadığını da belirtirler. Bazıları (L. Mattini örneğin) legal alanda birleşik bir sol mücadelenin kaçınılmazlığını belirtir. Yeni ve kabul edilebilir önermelerle yol alınabileceğinin altı çizilir.
Fakat ilerleyen zaman zarfında ERP’nin devamcısı denilebilecek güçlü bir siyasi hat kendini var edemez. Geleneksel grupların ya da zamanla toplumsal hareketin içerisinde şekillenen yeni oluşumların içinde erirler. Juventud Guevarista (JG), Projecto Revolucionario Indo Americano y Socialista (PRIS) gibi gruplar ise yeniden bu yolda olduklarını belirtiyorlar.
Sokakta kavga yok
Politikada şiddetin kullanımına gelince... İlk olarak şunu belirtmekte yarar var: Sokakta herhangi bir mevzuda münakaşa eden insan dahi görmek, çok sıradışı bir durumdur. Bunun nedeni konusunda emin değilim. Darbenin şiddetinin bir yansıması pekala olabilir. Bir diğeri de belki son yılların kültürü böyle. Solda şiddete meyleden, ara sıra taşkınlık yapan tek örgüt neredeyse Quebracho; onun konumu da olsa olsa en fazla Montoneros’un karikatürü olmaktan ileri gitmez. Şiddete asıl sarılansa sağ kesimler, daha çok tribün müdavimleri arasında örgütlüler. Çeşitli sosyal olaylarda devreye sokulup öldürmeye kadar varan etkinlikleri görülebiliyor.
Ordunun neredeyse formalite bir konumu var; sayısı çok az ve içe dönük pek bir işlevi yok. Asıl güç profesyonel olan jandarmada. Polislerse eyaletler arası farklılık gösteriyor. Buenos Aires’te fazla saldırgan bir tutumları yok ama gasp gibi olaylar karşısında da etkisizler. Polis de dahil güvenlik meselesinin özelleştirilmiş olduğunu söylemek, bazı tersi görüntülere rağmen çok da yanıltıcı olmaz.
Güney Amerika’nın silahlı mücadele bilançosu
Güney ve Orta Amerika’da iktidarı alma çerçevesinde üç tane başarılı silahlı mücadele örneği var: Küba, Nikaragua ve El Salvador. Hepsi kendine özgü derslerle dolu.
Şu an sürmekte olan silahlı mücadelelere gelince, Meksika’da Zapatistaların varlığı ister istemez bu kategoridedir. Sorularıyla sol açısından yeni pencereler açtıklarını da teslim etmek gerekir.
Kolombiya’da FARC ve ELN, bugünkü durağan ve sıkışmış hallerine rağmen yine de ülkede değişimin en büyük dinamiği olabilirler. (Not: ELN ve FARC, Kolombiya hükümetiyle şimdi barış görüşmeleri yürütüyor.)
Bunların dışında kıtada, çok güçlü olmamakla birlikte, Paraguay’da Paraguay Halk Ordusu(EPP) faaliyet gösteriyor. “Solcu” iktidara rağmen adalet peşindeler.
Peru’da ise Aydınlık Yol devamcısı küçük bir grubun varlığı söz konusu. (Not: 2016 yılında Aydınlık Yol, yeniden etkinliğini artırmaya başladı. Aynı zamanda diktatör Fujimori döneminde yenilgiye uğrayan Tupac Amaru Devrimci Hareketi [MRTA] yeniden faaliyete geçtiğini açıkladı.)
Bugünkü iktidarlarını bir anlamda silahlı mücadeleye borçlu olan Frente Amplio-Uruguay hakkında ayrıca düşünmek gerekir. Tupamarolar daha cunta gelmeden askeri olarak yenilir. (1972) Toplum rehabilitasyona tabi tutulurken onlar da cezaevindedir. Çıktıkları zaman sistematik bir tarzda olmasa da geçmişlerine dönük yaptıkları değerlendirmeler üzerinden “yola devam” kararı alırlar. Kısa zamanda her alanda ülkenin en popüler organizasyonu haline gelirler. Son iki dönemdir de seçimleri kazanarak gelişen bir sol hareket olma özelliği gösteriyorlar. Uygulanan politikalara dönük içeriden ve dışarıdan eleştiriler var, yapılanların sosyalizmle bir ilgisi yok diye... Şimdilik Uruguay’da olana gerçekten de insaflı kapitalizmden başka bir ad verilemez. Fakat solun yenilgiden çıkıp bugüne ulaşması gerçeğini de kimse inkar edemez. Güney açısından seçimle iktidar olan solun yapamadıklarını, yapabileceklerini değerlendirmek için Uruguay, en olumlu örnek olarak görülebilir.
Bu noktaya nasıl gelirler, cezaevi sonrası ne tür değerlendirmeler yaparlar konusunda ise şunlar söylenebilir: Yenilginin ilk nedeni olarak, stratejiden yoksun, yeterince güçlü profesyonel olmayan ve nihayetinde iktidarı hedeflemeyen bir askeri çabanın doğal olarak yenileceği sonucunu çıkarırlar. Bu değerlendirmelerin yapıldığı ilk yıllarda yeniden illegaliteye itilmeyi beklemektedirler, yeniden silaha sarılmayı olasılık dahilinde tutarlar. Sosyalizmin ideolojik bir kriz içinde olduğunu tespit eder ve yeniden var olurken bu sorunu çözme çabasını önlerine koyarlar. Sosyal demokratların da dahil olduğu bir geniş cephe siyasetini öngörürler. Aşağıdan demokrasiyi, tabanın denetimini esasa alan bir yaklaşımı benimserler. Halkın bağımsız örgütlenmelerini yaratmayı öncelikli ve önemli bulurlar. Öncünün sadece yol gösterebileceği, devrimin halkın örgütlü gücünün eseri olacağını önemle belirtirler. İletişim araçlarını iyi kullanırlar. Radyo, dergi, yayınevi gibi konularda ülkenin en iyisi olurlar. Devrimin ya da değişimin kıtasal olacağı fikri yeniden gündeme gelir, bugünkü kıtasal entegrasyon fikrinin zeminini hazırlar. Gözlerini komşularına çevirirler. Özellikle Brezilya’daki İşçi Partisi’ni (PT) anlamaya çalışırlar.
Hazır söz Brezilya’dan açılmışken... Türkiye basınında ikide bir ısıtılıp sunulan yeni başkan Dilma Rousseff’in gerilla geçmişiyle bugününün ilişkisini kurmak, gerçekte bir hayli zahmetli bir uğraş olacaktır. Gerçi kendisi küçük bir umut ışığı yakmıştır. Lula’lı yıllarda her nedense oluşturulmayan, diktatörlük döneminde (1964-1984) yapılanları açığa çıkarmak üzere hakikatleri araştırma komisyonu nihayet kuruldu. Ama bu şu gerçeği değiştirmez: Karşımızda büyüme uğruna Amazonlara (siz bütün dünya diye de okuyabilirsiz) saldırıldı; 180 milyon civarında aç var ve Rousseff, biraz sosyal insafı nüksetmiş olan vahşi kapitalizmin idarecilerinden biri olmaya çalışıyor.
Fazla dağıtmadan silahlı mücadelenin Güney’deki geleceğine yeniden eğilelim...
Güney solu, şimdiki tecrübeleriyle devrimciliğin ölçütünün silah kullanıp kullanmamakla bir ilgisinin olmadığının farkında. Fakat Güney’e dönük ABD politikalarının da hangi mahiyette şekilleneceği önemli. Aynı zamanda sağ güçlerin başvurduğu politik yöntemler de... ABD’nin yaklaşımları, zayıf bulduğu anda sola dönük her tür silahlı saldırıya müsait. Yeter ki açığını bulsun. Bunun en belirgin örneği Haiti’de sergileniyor. Daha önce demokrat başkan Aristide’ye karşı yapılan askeri müdahaleler ve deprem sonrası ABD’nin “yardımlarını” 16 bin asker eşliğinde ulaştırıp oradan bir daha ayrılmaması, artık Haiti diye bir ülkeyi görünmez kılmıştır.
Honduras örneği ise askeri darbe olasılığının hala gündemde olduğunun göstergelerinden. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen darbe sonrası seçimle gelen hükümet devrilmiş, taraftarları katliama uğramış, halen sendikal faaliyet gösteren solun dahi ölümle karşı karşıya kaldığı bir ülke artık, Honduras.
Ekvador’da ise darbenin polis versiyonu sahnelenmeye çalışıldı. Venezuela’ya dönük sıkça gündeme getirilen tehditler, Kolombiya’da açılan 7 yeni ABD üssü, yine Kolombiya’da ölüm mangalarının her ay sendikal faaliyette bulunan onlarca insanı katletmesi, ister istemez silahların eleştirisinin yoğunluğunu güncelleştirebilir.
Kirchner: Arjantin’in Tayyip’i (mi?)
2011 Ekim’inde ikinci kez iktidara gelen Cristina Kirchner’i ilk döneme göre daha zorlu süreç bekliyordu. Her şeyden önce giderek iki arada bir derede politikalarla idare edilemeyecek bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.
İşsizlik, yoksulluk, enflasyon giderek artarken petrol gibi bazı kaynaklarda da daralma yaşandı. “Uluslararası akbaba fonları” diye adlandırılan kuruluşlar, ülkede Menem döneminde yıkıma neden olan politikalar nedeniyle oluşan “borçları” tahsil etmeye soyundu. ABD ve uluslararası tahkim, burada devreye girdi. Bu durum giderek döviz sıkıntısına yol açarken genel planda da alacaklı sermaye kesimleriyle Arjantin yönetiminin arasını açtı.
Ek olarak Kirchner’in anti ABD ve İran’a görece yakın politika izlemesi, Obama ve Netanyahu yönetiminin şimşeklerinin Kirchner iktidarı üzerinde toplanmasına neden oldu. Bu durum Cristina’nın daha fazla sıkıştırılması ve adeta ambargo altına alınmasıyla sonuçlandı.
Sokakta ise iktidarın sosyal hareketlere dönük uyguladığı manipülatif politikalara rağmen giderek yükselen bir muhalefet dikkat çekiyordu. Hükümet ise bu gelişmeyi engellemek için antiterör yasalarına başvurmuştu. Artık gösterilerde Erdoğan rejimiyle karşılaştırılır hale gelmişti. (1)
Zamanla sola dönük hapsetme ve gözaltılar artmaya başladı. Daha önceden gösterilere koruma olarak eşlik eden polis artık zaman zaman saldırmaya ve protestocuları yaralamaya başladı.
Geçtiğimiz yıl gerçekleşen seçimlere Sol Peronistler önemli ölçüde popülaritesini kaybetmiş olarak girdi. Belki de en önemlisi (lider kültünün Latin solundaki önemi düşünülürse) Cristina’nın arka arkaya üçüncü kez seçime girmesinin önündeki yasal engeldi. Cristina’nın kendinden daha sağda gözüken Daniel Sicioli’yi aday göstermesi de kaybettiren öğeler arasında oldu.(2)
Karşılarında ise yılların tecrübeli valisi Mauricio Macri vardı. Az bir farkla uluslararası sermaye çevrelerinin desteğini alan neoliberal Macri, seçimleri kazandı. 2015 Aralık ayında başkanlık koltuğuna oturdu.
Özetle ilk yaptığı iş adeta diyet ödercesine akbaba fonlara “borçları” ödemeye başlamak oldu. Obama ülkeyi ziyaret ederek yaklaşık 20 milyar dolar civarında yatırım sözü verdi.
Bu arada yaklaşık 150 bin kişi işten çıkarıldı. Her şey zamlandı. Sokaklarda giderek gösteriler ve polis şiddeti artarken, medyaya sansür uygulamaları başladı. Ülkenin en ünlü meydanı Plaza de Mayo, gösterilere kapatıldı. Devrimci mücadele içinde yer alan çok sayıda kişi tutuklandı ya da kovuşturmaya uğradı. Buna rağmen ülke solu geri adım atmamakta kararlı.
Ayrıca önemli ölçüde etkisizleşmiş olan ordunun yeniden güçlendirilmesi ve ABD’nin bölgedeki NATO’su konumunda olan Pasifik İttifakı‘na (AP) üye olması tartışmaları yeniden gündeme geldi. Darbecilik nedeniyle yargılanan ve mahkum edilen bazı eski askerlere itibar iadesine başlandı. Daha da önemlisi, orduya darbe öncesi geçmişteki özerk pozisyon tanınarak sivil otoritenin hükmünün dışına çıkarmak için bazı yasal düzenlemeler gündeme alındı. Bu durum giderek düzenin muhalefete karşı şiddeti tırmandırma eğilimi içerisinde olacağının göstergesi olarak okunabilir.
Bunlar gibi birçok olumsuzluktan daha elbette bahsetmek mümkün. Arjantin’deki toplumsal hareketler ve sol ise bu gelişmeler karşısında direnmeyi tercih ediyor. Uluslararası basına pek yansımasa da ülkenin hemen hemen her tarafında büyüklü küçüklü direnişler var ve devam edecekler...
(1)http://bianet.org/bianet/diger/136213-arjantin-solundan-turkiye-ye-mesaj
(2) Arjantin’de bir biçimde Cristina’nın Scoli’yi kaybetmesi için aday yaptığı, süreci erken seçime zorlayıp kendisini tekrar aday olacağı yaygın bir söylenti.
AYKAN SEVER