Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972’de idam edilişinin 43. yılında saygıyla, özlemle, sevgiyle anıyoruz. Bizim kuşağımız ve toplumumuz üzerinde derin izleri olan Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’nın 12 Mart 1971 faşizmi dönemindeki mücadeleleri ve yaşamları günümüzde de etkilerini sürdürüyor.

Öncelikle, Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un idam sehpasındaki son sözlerini bir kez daha tekrarlayalım.

6 Mayıs 1972 günü sabaha karşı 01:25’te önce Deniz Gezmiş idam sehpasına çıkarıldı. Son sözleri şöyleydi: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler.”

Saat 02:20’de, arkadaşının idamı izlettirilen Yusuf Aslan, idam sehpasında son sözlerini söyledi: “Ben halkımın bağımsızlığı için bir defa ve şerefle ölüyorum. Fakat bizi asan sizler, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”

Hüseyin İnan, Saat 03:00’da idama giderken son sözlerini söyledi: “Ben hiçbir şahsi çıkar gözetmeden, halkın mutluluğu için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra da bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler ve köylüler, kahrolsun faşizm!”

İdam sehpasında söylenen son sözler, aradan on yıllar geçse de kulaklarımızda bütün canlılığı ve anlamıyla duruyor. Denizler üzerine farklı çevrelerin yürüttüğü kimi ulusalcı tartışmaları da boşa çıkartıyor. İdam sehpasında haykırılan son sözler, Denizlerin devrimci mücadelelerini ve düşüncelerini açık biçimde ortaya koyuyor. Halkların kardeşliğini, Kürt ve Türk halklarının mücadelelerini, bağımsızlık karakterini, kapitalizme-emperyalizme karşı sosyalizmi savunduklarını, Marksist-Leninist olduklarını net bir biçimde, tartışılmayacak kadar açık ifade ediyor. İdam sehpasında söylenen son cümlelerdeki vurguların bu gün de bir karşılığı, hiç kuşkusuz ki var. Bugün hala Kürt ve Türk halklarının kardeşliği, mücadelesi, dayanışması, ülkenin ve bölgenin kaderini kökten değiştirecek bir gelişmedir.


Denizlerin çıkışı geçmişten kopuştur

Deniz Gezmiş, militanlığıyla, kararlı duruşuyla hepimizin devrimci idolü durumunda. 12 Mart faşizmine karşı yürüttükleri mücadele, toplumda derin yankılar yaratmıştır. Silahlı mücadeleye başladıkları ilk eylemliliklerinden yakalanışları, yargılanışları, idamları, tümüyle toplumun dikkatinde, ilgisinde olmuş ve sonuçta etkileri günümüze kadar gelmiştir.

1965-72 döneminde devrimci yapılar Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C), Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) dağıtılmış, önderlikleri katledilmiş olsa da toplumda büyük bir sempati, ilgi, sevgi yaratmıştır. İlk kez devrimciler, egemenler arası bir kesime yaslanmadan, doğrudan iktidara, düzene, kapitalizme-emperyalizme silahlı bir mücadele yürüterek karşı çıkmışlar; işçilerin, köylülerin devrimini, sosyalizmi savunmuşlardır.

Toplumsal mücadele tarihimizde bu çıkış, geçmişten bir kopuştur. Devrimciler doğrudan iktidara, düzene, kapitalizme karşı devrimi, sosyalizmi savunarak silahlı bir mücadeleye yönelmişlerdir.


Sadece nostalji değil, eylem klavuzu!

1965-71 yılları içindeki toplumsal, sınıfsal devrimci gelişmeler bir yana bırakılarak sadece birkaç silahlı eylem üzerinden tartışmalar yaratılmaktadır. Denizler, Mahirler, İbrahimler üniversite gençliğinin mücadelesinden, Amerika protestolarından, 6. Filo karşıtı eylemlerden, işçi grevlerinden, 15-16 Haziran işçi direnişlerinden, toprak işgallerinden, yoksul köylülerin, küçük üreticilerin mücadeleleri içinden gelmektedir. Bugünden bakıldığında yürütülen kimi tartışmalar tarihsel koşullarından, bütünlüğünden kopartılarak geçmiş sadece “duygusallığa, kahramanlığa, maceraya” indirgenmektedir. Ya da çok kaba bir biçimde birkaç yön öne çıkartılmaya çalışılarak Denizler suçlanmakta, içleri boşaltılmaktadır. Açık ki sadece bir geçmiş değerlendirmesi değildir yapılan; bu tartışma aynı zamanda, bugünkü solun, devrimci mücadelenin nasıl bir yapıda olacağı tartışmasıdır. Liberal kesimler, egemen düzene, kapitalizme karşı çıkmayan bir sol yaratmaya çalışmaktadır. Sınıfsal, toplumsal mücadeleye dayanmayan, alternatif bir yaşam, başka bir dünya sunamayan bir “sol” olsun istenmektedir. Geçmiş de ele alınırken devrimci karakteri kaybedilerek biçimsel yönler öne çıkarılmaktadır.

Devrimci toplumsal bir hareketin, özellikle geçmişle bağını, düzene, kapitalizme karşı çıkışıyla, sınıfsal, toplumsal bir mücadele hattıyla, bağımsızlığıyla, özgücüne, kendine, topluma olan güveniyle kurması gerekir. Sermaye düzenine, her türlü ayrımcılık, baskı ve sömürüye karşı çıkmadan, eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği savunmadan devrimci bir hareket de olunamaz.


21. yüzyıl mücadelenin olacak

Kapitalizm doğada, insan yaşamının tümünde yıkımlar oluşturmaktadır. Her şey sermaye, rant, daha çok kar ve sömürünün devamı için yapılmaktadır. Dünya genelinde egemenlikler oluşturmak için bölgesel savaşlar ve kaosların sürdüğünü görmekteyiz. Bu çatışmaların nasıl çözüleceği belirsizlik içindedir. Afrika’dan, Asya’dan yaşam koşulları nedeniyle Avrupa’ya göç etmek zorunda kalanların mülteci gemilerinde yaşanan binlerce ölüm, adeta seyredilmektedir.

Kapitalizmin doksanlı yıllardaki zafer çığlıkları kısa sürede krizlere dönüştü. Krizi aşma çabaları da yeni, daha büyük krizlere gebe durumda. Toplumsal düzeyde farklı direnişler, mücadeleler de gelişiyor. Umutluyuz. Her şeye rağmen, aradan geçen süreci ve gelişmeleri unutmadan, 21. yüzyılın toplumsal mücadelelerin birikimlerinin oluşmaya başladığı bir dönem olduğunu görebiliriz. Henüz kapitalizme karşı bütünsel sosyalist bir hareket somut olarak göremesek de dünyanın birçok yerinde neoliberal politikalara karşı direnişler gelişmektedir. Farklı direnişler birbirini takip etmektedir. Yeni bir enternasyonalizm anlayışı ve dayanışma gelişmektedir. Geçmişi aşan mücadelelerin yükseleceği günler çok uzak değil.


Halkların kardeşliği, umutlu gelecek

Denizlerin de içinde olduğu devrimci kuşaklar, Ortadoğu’da ve ülkede ABD’nin egemenliğine karşı bağımsızlık mücadelesi yürütmeye çalıştılar. Bugün de ABD’nin bölgesel hakimiyetine ve düzenleme ilişkilerine karşı mücadeleler yürütülmektedir.

Kürt halkının tarihsel mücadelesi, bölgede en demokratik biçimde öne çıkmaktadır. Kısa vadede ABD’nin ve bölgesel güçlerin kaosu aşacak bir çözüm oluşturması olası görünmemektedir. Bu koşullarda bölge halklarının kardeşliği, dayanışması en umutlu gelecek olarak önümüzde duruyor.

***

Denizlerin son sözleri bizim de sözlerimizdir, yaşama geçirilmesi gereken sözlerdir...

Yaşamları, yaşamımız olsun... Devrim sürecinin en hızlı koşucularıydılar, hep bizim önümüzdeler...

MAHMUT MEMDUH UYAN (Bugün Halkların Demokratik Partisi Ankara 2. Bölge 1. Sıra Milletvekili Adayı Mahmut Memduh Uyan, Devrimci Yol’un Merkez Komite 

üyelerinden biriydi.)