Şimdi yine yazıyorlar, çiziyorlar, konuşuyorlar, bağırıp çağırıyorlar: “PKK çok başlı, Avrupa radikal, Kandil sert, BDP’nin içi kümes hayvanlarıyla dolu, şahini var, güvercini var, kekliği var, Öcalan ise en sağduyulu önerileri yapıyor, ama bunlar Öcalan’ı boşa çıkarıyor, yaşasın Öcalan!”
Çok bayat bir yöntemdir bu… Amacı örgütte “tereddüde yol açmak”, “sorunun doğası gereği farklılıkları” uzlaşmaz çelişkiler gibi gösterip, örgüt tabanında bölünme yaratmak… Bayat ama, iyi düşünülmüş, planlanmış ve piyasaya sürülmüş bir dezenformasyon uygulaması. Onun zayıf yanı nedir?
Geç kalmış olmasıdır! Artık böyle bir dezenformasyonu, Türk medyasıyla başarmak mümkün değildir. Kürt halkı bu medyaya inanmıyor. Bu dezenformasyonu Taraf gazetesi gibi dost görünümlü bir gazeteyle de yapamaz. Çünkü bu gazete yerli yerine oturtulmuş, onun sayfalarındaki “kötü niyet” deşifre edilmiş, “iyi niyetli yazarlar”ın “iyi niyetle döşeli cehennem yolundaki yürüyüşleri” hakkında Kürt kamuoyu yeterince bilgilendirilmiştir. Nasıl ki, artık dağda obüs, uçak, helikopter sonuç alamıyorsa, nasıl sokakta gaz, su, cop ve kurşun beş paralık bir etkiye sahipse, Türk medyası da manevi alanda ve sosyal psikolojide hiçbir yıkıcı sonuç alamaz. Kürt halkının artık kendi medyası var ve herkes güvenilir enformasyonu oradan alıyor.
Ama bu dezenformasyonun etkili olduğu bir alan var. Kürt özgürlük hareketinin dostları bu psikolojik savaşın hedef tahtasındalar. Seçim öncesinde ve seçim sonrasında hızla genişleyen bu dostluk çemberini parçalamak, AKP’yi hızla Türk demokrat aydınlarından tecrite götüren gidişi tersine çevirmek devlet için şimdi yaşamsal önemdedir. Onlara olan biteni anlatmak gerekir.
Elbette yasa dışı ve gizli bir örgütün iç gelişmeleri hakkında, örgüte sızan istihbaratçılar ve onların servis ettiği bilgileri “ele geçiren araştırmacı gazeteciler” dışında kalan bizler bilgi sahibi değiliz. Şurası açık ki, her örgütte olduğu gibi PKK’de de, mutlaka farklı görüşler, farklı yaklaşımlar, farklı öneriler ve bunların temelinde mutlaka canlı bir tartışma vardır. Eğer yoksa örgüt ölmüş demektir ki, ölmediğine dair bütün işaretler her gün ortaya çıkmakta. Bu farklılıkların örgütün iç mekanizmasında nasıl her defasında yeni ve üst düzeyde birliğe dönüştüğü sorusuna, bizim gözlemlerimize göre verilebilecek en akla yakın cevap, Öcalan faktörüdür. Öcalan her kritik aşamada, her ciddi krizde kendi örgütünün birliğini yeniden inşa etmeyi bugüne kadar başardı. Öyle olmasaydı, onbinlerce insanını toprağa vermiş, milyonlarca Kürdün desteğine sahip bu örgüt, İmralı’da zincirli bir insanı, üç milyon imzalı bir deklerasyonla “irademizdir” diye tanır mıydı?
Bu örgüt tartışıyor. Hatta kimi yayınlardan anladığımız kadarıyla, öyle çıtkırıldım bireyci masa başı devrimcisinin kolayca hazmedemeyeceği en ağır eleştirilerle birbirleriyle kavga da ediyor. Ömrü ölümle yüz yüze geçmiş bu insanlar, kentlerin bürokratik koridorlarında “örgüt ne der, Apo ne der, o ne der, bu ne der” diyerek düşüncesini korkakça gizleyenlerden farklı olarak, görüşlerini” en ağır eleştirileri göze alarak dürüstçe açıklamaktalar. Onlar görüşlerini böyle cesaretle açıklamamış olsalar, medyadaki “beşinci kol”lar, “örgütte farklılık var” diye bağırma imkanı bulabilirler miydi?
Ama belli oluyor ki, bu örgüt, tartışmaları, farklılıkları ve ayrılıkları, bizim sosyalistlerimizi bile etkileyen parlamentarist yöntemlerle, kaldırılan parmaklarla, verilen oylarla değil, farklı bir yöntemle aşıyor. Onlar, bu tartışmalarının sonuca ulaştırılmasında, kendi anlayışları içinde yaratmış oldukları ve adına da “önderlik kurumu” dedikleri bir “manevi otoriteyle” sonuç alıyorlar. Bu ne demektir? Bu “tek kişinin karar vermesi” midir? Bir tarafta tüm örgüt, diğer tarafta bir kişi mi var? Hayır. Benim anladığım şu: Bir tarafta bir görüş, bir karar, bir program önerisi, diğer tarafta bir başka görüş, bir başka karar, bir başka program önerisi var. Bunların arasındaki farklılık, basit bir oylamayla değil, kırk yıldır denenerek “hakemliğinden”, “yoldaşlık hukukuna bağlılığından”, “örgütsel adaletinden” ve yol göstericiliğinden şüphe bulunmayan Öcalan’ın bu görüşleri mümkünse uyumlaştırarak, kendi katkılarıyla düzene koyarak ve tarafların her birinin olumlu ve olumsuz yanlarının analizinden sonra kendi özgün tutumunu almasıyla aşılmakta. Öcalan ve arkadaşları bu yöntemi başarıyla uyguluyorlar.
İşte bugün gazetemizde okuyacaksınız: Tartışmaların sonucunda Kürt tarafı kapsamlı bir “Demokratik ulus çözümünde demokratik özerklik” kararını açıkladı. Bu İmralı’nın, Kandil’in, Amed’in, Avrupa’nın çeşitlilik içinde birliğini dile getiren tarihi bir açıklamadır.
Dezenformasyon yenilmiştir.