
7 Haziran Genel Seçimleri'nin sonuçlarını hazmedemeyen AKP, sivil bir darbeye girişti ve erken seçime gidiyor. AKP'nin devreye koyduğu savaş konsepti ise, Kürdistan'ın dört bir yanında direnişle karşılanıyor; Kürt halkı, öz yönetim ilanları ve öz savunma hamlesiyle iradesine sahip çıkıyor. Yüreği ülkesinde yaşayan Avrupa'daki Kürdistan ve Türkiyeliler de gelişmeleri yakından takip ediyor; eylemleriyle direnişe katkı sunmaya çalışıyor.
Avrupa'daki Türkiye ve Kürdistanlılar, 7 Haziran seçimlerinde ilk defa bir genel seçimde bulundukları yerlerde oy kullanmış; bu kapsamda HDP etrafında örülen çalışmalarda farklı kesimlerden on binler bir araya gelmişti. Aynı kurumlar, çevreler, hem AKP'nin savaş konseptine karşı hem de 1 Kasım seçimlerinde de HDP'nin başarısı için birlikteliği sürdürüyor.
HDP'nin seçim çalışmalarında aktif olarak yer alan kurumlardan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (FCÎK), Avrupa Süryani Birliği (ESU) ve Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FÊK) temsilcileri, çalışmalarının bugününü ve geleceğini PolitikART için değerlendirdi.
Hüseyin Mat (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı): 7 Haziran seçimleri, Avrupalı seçmenler açısından iyi bir tecrübe oldu. İlk kez oy kullanılması nedeniyle bazı eksikliklerle karşılaştık elbette. Oy kullanma hakkına kimlerin sahip olduğuna ilişkin karışıklıklar oldu. Bazı konulardaki bilgisizlik, birçok seçmenin oy kullanamamasına neden oldu. Bu teknik sorunlara bazı önyargılar, iftiralar ve spekülasyonlar da eklenince, tam olarak istenen sonuç alınamadı.
Her şeye rağmen 1 Kasım seçimlerinde HDP'ye en büyük katkıyı sağlayacak olanın 7 Haziran seçimi öncesi ve sonrasında ortaya koyduğu ilkeli duruş olduğunu düşünüyorum. HDP'nin özellikle seçim sonrasında ortaya koyduğu politik tutum, seçim öncesi ortaya atılan önyargıları, dedikoduları, antipropagandaları tarumar etti. Bu olumlu gelişme, 1 Kasım seçimlerinde, 7 Haziran öncesinde ikna edilememiş birçok seçmenin de HDP'ye oy vereceği anlamına geliyor.
1 Kasım seçimleri, her şey bir yana, savaşa karşı barış isteyenlerin kazanacağı bir seçim olacak. Yaşadığımız coğrafyada barışın en önemli koşulu, savaşta ısrar eden Erdoğan'dan ve AKP'den kurtulmak. Bu bilinçle hareket etmek ve barışı inşa etmek için herkesin sandık başına giderek oy kullanmasını ısrarla öneriyoruz, bekliyoruz. Yarın geç olmadan demokratik hakkımız olan oy kullanma hakkını kullanalım.
7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamayan AKP ve Erdoğan faşizmi, iktidar olmasını engelleyen HDP'yi baraj altına itmek için Kürt halkını cezalandırırcasına katlediyor. Çocuk demeden, sivil demeden katliam yapan bu iktidara karşı tüm demokrasi güçlerinin ortak hareket etmesi gerekiyor. En güçlü silahımız halkların kardeşliğidir. Bizim silahımız, barışın teminatıdır. Bu doğrultuda Avrupa'da Alevi hareketi, 7 Haziran seçimlerinde aldığı kararın arkasında durmaya devam edecektir. Erdoğan'ı başkan yaptırmayacak en güçlü formül, HDP'nin barajı geçmesidir. HDP'nin bu duruşu, ilkeleri, söylemleri devam ettikçe Avrupa'da Alevi hareketi olarak desteğimizi sunmaya devam edeceğiz.
Şafak Arabacı (Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu Eşbaşkanı): Konfederasyonumuzun da içinde bulunduğu Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi ve Demokratik Güç Birliği Platformu (DGBP) bileşenleri olarak seçimlerdeki tavrımız üzerine bir deklarasyon yayınladık. HDP'yi destekliyoruz. Avrupa'daki tüm bileşenlerin de içinde olduğu merkezi bir seçim koordinasyonu oluşturuldu. 7 Haziran seçimleri öncesinde oluşturduğumuz bu koordinasyonu, tekrar hayata geçirdik.
1 Kasım seçimleri için, daha önce olduğıu gibi çok fazla zamanımız yok. Birinci gündemimiz şu anda seçimler. İnanılmaz korkunç bir yola girildiğini düşünüyoruz. Faşist Erdoğan'ın, iktidarı uğruna, koltuğu uğruna her gün insanları katlettiğini görüyoruz. Çok hızlı bir şekilde Türkiye, sonu görünmeyen bir karanlığa doğru yürüyor. Bunun tarihsel önemini kavradığımızı düşünüyoruz.
7 Haziran seçimlerinden gelen bir tecrübemiz var. Sadece konfederasyonumuzun değil, hepimizin. Evet, zamanımız az fakat tecrübemiz eskiye göre daha çok. 7 Haziran'dan önce hedefimiz, 12 Eylül karanlığının, cuntasının halkların önüne çektiği barajı yerle bir etmekti. Barajı yıkmayı başardık. Şimdi de diktatörü yıkacağız ve savaşı durduracağız. Barajı nasıl yıktıysak, diktatörü de yıkabileceğimizi düşünüyoruz. Bu gücümüz var.
Ülkemizde, Erdoğan'ın hırsı uğruna bebeklerin cenazesinin buzdolaplarında saklandığı bir savaş yaşanıyor. Yarınlarımızda böyle bir savaş görmek istemiyoruz. 7 Haziran'da yarım kalan işi 1 Kasım'da tamamlamak istiyoruz. Erdoğan ve şûrekasını tarihin çöplüğüne göndermeyi planlıyoruz. Umudumuz, muradımız bu.
Ne kadar haklı olduğumuzu, diğer siyasi partilerin Meclis'teki tutumlarından da görüyoruz aslında. Tarih bizi bir kere daha doğruladı. Alevilere, Lazlara, Kürtlere, Türklere bütün ezilenlere, ötekileştirilenlere hep şöyle seslendik: MHP'den, CHP'den, AKP'den ezilenlere dost olmaz. Nitekim AKP'yi 7 Haziran öncesinde meydanlarda eleştiren MHP de, CHP de seçim sonrasında AKP'nin savaşına ortak olmuş, tezkereye evet demiştir.
Halkımıza çağrımız şudur: Onlar, dostumuz değil. Onlar işçinin, ezilenin yanında değil. Onlar Avrupa topraklarında yaşayan milyonlarca göçmenin sorunlarına çözüm olacak güç değil. Maruz kaldığımız faşizan politikaları, sosyal yıkım programlarını Avrupa Parlamentosu'yla tartışabilecek partiler değil.
Karanlık değil aydınlık görmek istiyorsanız, bu tablodan artık nefret ettiyseniz, oyunuzu HDP'ye verin.
Hafız Ahmet Turhallı (Kürdistan İslam Toplumu Başkanı): Seçme-seçilme hak, hukuk ve inancını, İslam dininin mukaddes kitabı Kur'an'dan ve Hadis-i Şerif'ten alıyoruz. Kur'an ve hadis, tek kişilik iradeyi, despotluğu, diktatörlüğü, zulmü bütün biçimleriyle reddediyor. Bu, dinimizin 1400 yıllık emridir, vecibesidir.
İslam dini, inananların ulul-emri kendi rıza ve arzularıyla, hür iradeleriyle seçmelerini şart koşuyor. İlk dört halife de böyle seçilmiştir. Ulul-emr, her şeyden önce toplumda adaleti, huzur ve refahı gerçekleştirmekle yükümlüdür. Halkın huzurunu bozan, zulüm ve zorbalıkla iş yapan, hüküm süren hükümdarlar, halkın oyuyla seçilseler bile gayrimeşru duruma düşerler. Ayet-i kerimeler bunu şöyle açıklar:
"İş hakkında onlarla müşâvere et!" (Âl-i İmrân 159)
"Onlar işlerini aralarında müşavere ile yürütürler" (Şûrâ, 38)
Bu ayetler, bir krala, bir sultana veya halifeye değil, Peygamber efendimize Allah (c.c.) tarafından emrediliyor. Hz. Peygamber de bu ayetlerde buyrulan emirleri yaşamı boyunca harfiyen uygulamıştır. İman gücümüzü bu ayetlerden alıyoruz.
7 Haziran seçimlerinde Kuzey Kürdistan'daki halkımız, halkların ve Müslümanların kanı dökülmesin, savaş bitsin, Müslümanlar arasındaki sorunlar müzakere yoluyla halledilsin, huzur ve refah gelsin diye canla başla çalıştı. Önemli bir irade ve temsil gücü ortaya çıktı. Ancak zorba yönetim, şimdi bu iradeye ve halkımıza karşı büyük bir savaşa girişmiş, katliamlar yapıyor. Kürtlerin uzattığı barış eli, Erdoğan ve AKP hükümeti tarafından kılıçla, silahla kesilmiştir. Hareket olarak şiarımız, "Müslüman kardeşlerimiz, sizleri savaşı değil barışı, yıkımı değil inşayı, zulmü değil adaleti, cehaleti değil ilmi sahiplenmeye çağırıyoruz" olmalıdır.
1 Kasım seçimlerinde zorba yönetimi alaşağı etmek, adaleti gerçekleştirmek için her çalışanımız, her Müslüman, farzı vacip olarak, bildiği, tanıdığı, duyduğu her Müslüman'a gitmeli, her mümini ikna etmeye çalışmalıdır.
Ezilen, zulüm gören Müslümanların gücünü birleştirerek zulümden, yokluk ve sefaletten kurtulması için yeni bir fırsat oluşmuştur. Bu olanağı değerlendirmek, birincil görevimizdir.
Çalışmak bizden, yardım Allah'tandır.
Allah'ın selamı, zulme ve şirke karşı mücadele eden ve adaleti tesis etmek için çalışanların üzerine olsun.
Shleymun Rhawi (Avrupa Süryani Birliği temsilcisi): 7 Haziran seçimleri, başta Erdoğan olmakla beraber AKP'nin maskesini düşürdü. HDP ve demokratik güçlerin yoğun çalışmalarla elde ettiği başarı, Erdoğan'ın kimyasını bozdu. HDP'nin başarısını engellemek için her yola başvurdu. Beyefendi ne kadar büyük bir yanılgıya düştüğünü anlamıyor! Kendi sonunu getiren süreci başlattı.
7 Haziran seçimlerinde biz de Avrupa'daki kurumlar olarak bir ilki başardık. Bütün ezilenler, ötekileştirilenler, olarak ortak bir platform yarattık, çalışmalarımızı yürüttük.
Biz de ESU olarak ilk defa böyle bir çalışmada yer aldık. Kendi medya organımız Suroyo TV ile seçim kampanyalarını destekleyen programlar ve reklamlar yaptık. Hem Süryanilere hem de demokrat kesimlere ulaşmaya çalıştık. Bütün dostlarımızla yürüttüğümüz mücadelenin neticesinde barajı gümbür gümbür aştık.
1 Kasım'da Avrupa'da ortaya koyacağımız performansın 7 Haziran seçimlerinden çok daha fazla olması gerekiyor. Süryani halkı olarak Bethnahrin-Mezopotamya'yı nasıl ki insanlığın hizmetine koymuşsak, şimdi de bu toprakları insanlığın geleceğinin hizmetine koymalıyız.
Yılmaz Günay (Êzîdî Dernekleri Federasyonu Eşbaşkanı): Êzîdî Federasyonu olarak HDP'nin başarısı için tüm gücümüzü hem Avrupa hem de Türkiye'de seferber ettik. Bizler HDP'yi, Türkiye'deki toplumları benimsediği için destekledik. Demokratik, insani ve eşitlikçi bir parti. HDP'nin 80 parlamenter ile seçim zaferi bizi çok sevindirdi.
1 Kasım seçimleri için de hızlı bir propaganda çalışmasına girişeceğiz. Yine HDP'yi destekleyeceğiz. HDP'nin başarısı çok önemli. Neden milliyetçi ve dinci bir iktidar ön plana çıksın? Alternatif HDP'dir. Diaspora ve Kürdistan'da tüm imkanlarımızı yine seferber edeceğiz. Kaydedilen, tespit edilen seçmenleri sandık başına götüreceğiz.