• Díaz-Canel ABD'yi işaret ederek, “İmparatorluk yalnızca yıkmaz; yıkımını meşrulaştıracak hikâyeler de üretir. Önce suçlamalar ortaya atılır, sonra müdahalenin gerekçesi hazırlanır” dedi.
  • ABD’nin enerji yaptırımlarını “aşırı zalimlik” olarak nitelendiren Díaz-Canel, “Yakıt tedarikçilerimizi tehdit ettiler. Bu yüzden ilk beş ayda beklediğimiz kırk sevkiyattan yalnızca biri ülkeye ulaşabildi” dedi.
  • Küba'ya yönelik ekonomik kuşatmayı vurgulayan Díaz-Canel, “Eksiklerimizi görmezden gelmiyoruz; ancak bir ülkenin gıda, ilaç, yakıt ve yedek parçaya erişimini engeller, finans ve kredi sistemini keserseniz o ülkenin normal işlemesini bekleyemezsiniz” dedi.

Çeviri: Yeni Özgür Politika

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, 5 Haziran’da Havana’daki Karl Marx Tiyatrosu’nda düzenlenen törende yaptığı kapsamlı konuşmadan gündemdeki birçok konuyu ele aldı. 

Konuşmasında son dönemde Raúl Castro’ya yönelik yaptırım ve suçlamalara değinen Díaz-Canel, Küba halkının buna güçlü bir dayanışma duygusuyla yanıt verdiğini söyledi. 

“Florida’daki mafya ininden Orgeneralimize karşı başlatılan aşağılık iftiralara ve akıl dışı girişimlere karşı halkımız tek bir sesle ‘Raúl es Raúl’ diyor” ifadelerini kullanan Díaz-Canel, bu sözün yıllar önce Raúl Castro’nun Fidel Castro için kullandığı bir ifadeden ilham aldığını belirtti. 

“Raúl, tıpkı Fidel gibi yeri doldurulamazdır. Bu ülkenin kalbinde çok özel bir yere sahip. Yaşamı boyunca sergilediği örnek duruşu, fikirlerindeki tutarlılığı ve mücadele azmiyle bugün de Küba’nın en sağlam dayanaklarından biri” dedi. 

Bu dayanışma dalgasını anlatırken Kübalı şair Cintio Vitier’in dizelerini hatırlatan Díaz-Canel, “Onları sonsuza dek birleştirdiler, ne yaptıklarını bilmiyorlar” sözlerini aktardı. 

Raúl Castro’nun yalnızca tarihsel bir figür ya da siyasi bir lider olmadığını vurgulayan Díaz-Canel, onu “kahramanlığın, onurun ve direncin simgesi”, aynı zamanda “ahlaki bir kalkan” olarak tanımlarken “Cesareti ve sadakati nedeniyle daha genç yaşlarından itibaren düşman istihbarat servislerinin hedefi oldu. Çok sayıda suikast girişimini atlattı. Ama hiçbir tehdit onu yolundan döndüremedi. Raúl Küba’dır ve Küba dokunulmazdır” dedi.

Raúl Castro'nun uluslararası rolüne değinen Díaz-Canel, onu Latin Amerika, Karayipler ve Küresel Güney’in önemli bir devlet temsilcisi olarak tanımladı. Bölgenin “Barış Bölgesi” ilan edilmesini Castro’nun diplomatik mirası olarak niteleyen Küba lideri, “Bu miras; Monroe Doktrini’ni canlandırıp halklarımızı arka bahçesi gören ABD’nin müdahaleci politikaları nedeniyle tehdit altında” ifadelerini kullandı.

Kolombiya barış sürecinde üstlendiği rolü de hatırlatan Díaz-Canel, “Raúl, FARC ile Kolombiya hükümeti arasında imzalanan tarihi anlaşmanın sağlanmasında aktif ve etkili bir arabulucu oldu” ifadelerini kullandı. 

Farklılıklar içinde bir arada

ABD ile ilişkiler konusunda ise Raúl Castro’nun her zaman farklılıklar içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğuna inandığını vurguladı. 

“Sabırla, bilgelikle ve büyük bir sağduyuyla iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için bir yol açtı. Ancak bu süreç, 2017 yılında Küba karşıtı çevrelerin yarattığı bahanelerle kesintiye uğradı. Bugün aynı çevreler iki halk için de son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışma ortamını körüklemeye çalışıyor” dedi. 

Raúl Castro’yu insani yönleriyle de anan Díaz-Canel, onun için “Sadık bir evlat, kardeş, sevgi dolu bir eş, baba, dede, dost ve lider. Gerektiğinde talepkâr olmayı bilen gerçek bir Kübalı” dedi. Castro’nun 95 yaşında da devrimcilere rehberlik ettiğini belirten Küba lideri, “Onun bilgeliğiyle yol göstermesi, tüm devrimciler için her gün değerini bildiğimiz büyük bir ayrıcalıktır” ifadelerini kullandı.

Raúl Castro’nun mesajı

Ardından Raúl Castro’nun kendisinden iletmesini istediği mesajı paylaştı. Son günlerde hem doğum günü vesilesiyle hem de ABD’den gelen yaptırım ve suçlamalara karşı gösterilen dayanışmadan duyduğu memnuniyeti aktaran Díaz-Canel, şu ifadeleri kullandı: 

“Onun adına, çünkü benden özellikle bunu istedi, halkımıza sonsuz teşekkürlerini iletmek istiyorum. Son günlerde aldığı sayısız dayanışma, sevgi ve saygı gösterisi karşısında derin bir minnettarlık duyuyor. Bu teşekkür yalnızca Küba halkına değil, Küba’ya yönelik tehditlerin ve misillemelerin arttığı bir dönemde dünyanın dört bir yanında sevgisini ve desteğini açıkça ifade eden dostlarımıza da yöneliktir.” 

Konuşmasının devamında sözü İçişleri Bakanlığı’nın 65 yıllık tarihine getiren Díaz-Canel, kurumun kuruluşundan bugüne kadar Küba Devrimi’nin savunulmasında oynadığı role dikkat çekti. 

Küba savunma kurumları

“İçişleri Bakanlığı ve Devrimci Silahlı Kuvvetler, Devrim’in var olduğu altmış yılı aşkın süre boyunca emperyalizmin en karanlık planlarıyla mücadele etti” diyen Díaz-Canel, Küba’ya karşı yürütülen operasyonları ayrıntılarıyla sıraladı: 

“Düşman her yolu denedi. Dağlara silahlı gruplar sızdırdı, sabotajlar düzenledi, terör eylemlerini destekledi, biyolojik savaş yöntemlerine başvurdu, suikast girişimleri planladı, ekonomik ve ideolojik yıkım operasyonları yürüttü. Bütün bunlar güçlü ABD istihbarat kurumları tarafından yönlendirildi ve finanse edildi.” 

Ancak tüm bu girişimlerin başarısız olduğunu vurgulayan Díaz-Canel, bunun nedenlerinden birinin İçişleri Bakanlığı mensuplarının kararlılığı olduğunu söyledi. 

“Ellerindeki sınırsız mali ve teknik imkânlara, kirli ve ilan edilmemiş savaşlarına rağmen Devrim’i yok etmeyi başaramadılar. Çünkü sizler bu vatanın yorulmaz nöbetçileri oldunuz. Her saldırı karşısında kendinizi yenilediniz ve hiçbir düşmanın yenilmez olmadığını gösterdiniz.” 

Güvenlik kurumunun doğal afetlerdeki rolüne değinen Díaz-Canel, Melissa Kasırgası'ndaki kurtarma çalışmalarını hatırlatarak, “Halkımız, sel sularında canını ortaya koyan savaşçılarımızın cesaretini unutmadı. Kendi hayatlarını riske atarak şefkatle görev yapan sizlere teşekkür ediyoruz” dedi.

Konuşmasında, Venezuela’da Maduro’yu kaçırma operasyonunda hayatını kaybeden 32 güvenlik görevlisini de anan Küba lideri, bu kahramanların Küba halkının direniş ruhunu temsil ettiğini ifade etti. Díaz-Canel şöyle konuştu:

“3 Ocak’taki sürpriz saldırı karşısında geri adım atmadılar. Ne sayıca üstün güçlerden ne de ağır silahlardan korkup büyük bir kararlılıkla direndiler. Onlar yalnızca İçişleri Bakanlığı’nın ve Silahlı Kuvvetlerimizin güçlü iradesini göstermekle kalmadılar; aynı zamanda Küba’ya yönelik olası bir saldırı karşısında milyonlarca yurttaşımızın nasıl davranacağını da kanıtladılar.”

Ülkeye silahlı bir terör grubunun sızma girişiminin engellendiğini de hatırlatan Díaz-Canel, “Beş sınır muhafızımız, ağır silahlı on kişilik terör timini etkisiz hale getirdi. Ağır yaralanmasına rağmen görevini terk etmeyen tekne komutanımız son ana kadar vatanı savundu” dedi.

Konuşmasını İçişleri Bakanlığı mensuplarına teşekkür ederek tamamlayan Küba lideri, “Altmış beş yıl boyunca en zor günlerde halkımızın yanında oldunuz. Küba halkı sizlere minnettardır” ifadelerini kullandı.

foto:AFP

ABD’nin kolektif cezalandırma “zalimliği”

Konuşmasının devamında ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırımlarına geniş yer ayıran Díaz-Canel, “Küba bugün emperyalizmin eşi benzeri görülmemiş baskılarıyla karşı karşıyadır” diyerek Washington yönetiminin uluslararası hukuku açık biçimde ihlal ettiğini savundu.

“ABD hükümeti halkımızın günlük yaşamını hedef alan, tüm uluslararası hukuk normlarını çiğneyen bir kolektif cezalandırma politikası yürütüyor. Çocukları, yaşlıları, hamile kadınları ve hastaları etkileyen bu uygulamalar bir insani kriz yaratmayı amaçlıyor.” 

Özellikle 29 Ocak’ta yürürlüğe konulan enerji yaptırımlarına dikkat çeken Díaz-Canel, bunları “aşırı bir zalimlik” olarak nitelendirdi. 

“Bize yakıt sağlayabilecek herkesi tehdit ettiler. Bu nedenle yılın ilk beş ayında talep ettiğimiz kırk sevkiyattan yalnızca biri ülkeye ulaşabildi.” 

Nisan ayında gelen yüz bin tonluk yakıt sevkiyatının etkilerine değinen Díaz-Canel, bunun bile yaptırımların gerçek sonuçlarını ortaya koyduğunu söyledi: 

“Bu tek sevkiyat ihtiyaçlarımızı tamamen karşılamadı. Ama buna rağmen, enerji ablukasının olmadığı bir durumda ülkemizin günlük yaşamının ne kadar farklı olabileceğini göstermeye yetti.” 

Díaz-Canel, 1 Mayıs’ta gerçekleşen kitlesel gösterilerin ardından Washington’un baskıyı daha da artırdığını söyledi. 

“Halkımızın devrime verdiği güçlü desteğin ardından öfke ve hayal kırıklığıyla hareket ettiler. Yeni bir kararnameyle Küba ile ticaret yapan, yatırım yapan ya da en temel gıda, ilaç ve hijyen ürünlerini sağlayan şirketleri, bankaları ve bireyleri tehdit etmeye başladılar. Yaptırımlar, müsadereler ve para cezalarıyla ülkemizi daha da tecrit etmeye çalışıyorlar.” 

Son dönemde bazı yabancı şirketlerin Küba’dan çekilmesini de bu baskının sonucu olarak değerlendiren Díaz-Canel, ABD’nin özellikle devlet şirketleri sistemini hedef aldığını söyledi. 

“Bütün bunlar büyük bir yalan üzerine kurulu. GAE gibi şirketlerimizi suçluyorlar. Tek bir kanıt göstermeden yolsuzluk ve ayrıcalık hikâyeleri uyduruyorlar. Oysa asıl neden çok açık: Bu şirketler, ablukanın etkilerini hafifletmede önemli bir rol oynuyor.” 

Sosyal kazanımlar hedefte, manipülasyon devrede

ABD’nin yalnızca ekonomik faaliyetleri değil, Küba’nın uluslararası sağlık işbirliği programlarını da hedef aldığını belirten Díaz-Canel, bunun ülkenin en önemli sosyal kazanımlarından birine yönelik saldırı olduğunu söyledi. 

“Küba’nın tıbbi işbirliğini karalamaya çalışıyorlar. Yalanlar ve iftiralarla bu programları itibarsızlaştırmak istiyorlar. Amaçları, halkımıza ücretsiz ve evrensel sağlık hizmeti sağlayan sistemin önemli finansman kaynaklarından birini ortadan kaldırmak.” 

Bu politikanın sonuçlarının doğrudan insan yaşamını etkilediğini vurgulayan Díaz-Canel, ABD’nin Küba’ya yönelik yaklaşımını ağır sözlerle eleştirdi. 

“Nefret ve yalanlarla yürütülen bu kampanya, Nazi propagandasını ve internet çağının hibrit savaş yöntemlerini hatırlatıyor. Amaç kafa karıştırmak, gerçekliği çarpıtmak, itibarsızlaştırmak ve dünya kamuoyunu manipüle ederek saldırgan politikaları meşrulaştırmak.” 

Hedef: ‘Başarısız devlet’ algısı

Washington yönetiminin Küba’yı “başarısız devlet” olarak göstermeye çalıştığını belirten Díaz-Canel, buna sert sözlerle karşı çıktı. 

“İmparatorluğun başarısız devlet dediği şey, gerçekte saldırı altındaki ve teslim olmayı reddeden bir devlettir.” 

Küba’da yaşanan elektrik kesintileri, ilaç ve gıda sıkıntıları, ulaşım sorunları, turizmdeki gerileme ve göç artışına değinen Díaz-Canel, bunların ülkeye uygulanan ekonomik kuşatmadan bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. 

“Kendi eksiklerimize gözlerimizi kapatmıyoruz. Ancak bir ülkenin yiyecek, ilaç, yakıt ve yedek parça satın almasını engellerseniz, uluslararası finans sistemine erişimini keserseniz, kredi almasını ve serbestçe ticaret yapmasını önlerseniz, o ülkenin normal koşullarda işlemesini bekleyemezsiniz.” 

Bu koşulların günlük yaşam üzerinde ağır sonuçlar yarattığını belirten Díaz-Canel, “Uzun ve yorucu elektrik kesintileri, ilaç ve gıda kıtlıkları, ulaşım sorunları, üretimde düşüş ve artan göç baskısı bu kuşatmanın sonuçlarıdır. Buna rağmen emperyalist söylem ve onun yerel sözcüleri tüm sorumluluğu sosyalizme yüklemeye çalışıyor. Ne büyük bir ikiyüzlülük” dedi. 

Konuşmasının bu bölümünde ABD’nin geçmiş askeri müdahalelerine de değinen Díaz-Canel, Irak, Afganistan ve Libya örneklerini hatırlattı. 

Müdahalenin gerekçesi hazırlanıyor

“İmparatorluk yalnızca yıkmaz; yıkımını meşrulaştıracak hikâyeler de üretir. Önce suçlamalar ortaya atılır, sonra müdahalenin gerekçesi hazırlanır.” 

İran’a yönelik suçlamaları da bu çerçevede değerlendiren Díaz-Canel, bugün Küba için benzer bir söylem üretildiğini savundu. 

“Ellerinde hiçbir kanıt olmadan İran hakkında nükleer silah iddiaları ortaya attılar. Şimdi de Küba’ya yönelik yeni gerekçeler yaratmaya çalışıyorlar.” 

Çin veya Rusya’nın Küba’da askeri üsler kurduğu yönündeki iddiaları reddeden Díaz-Canel, bunların yeni bir saldırganlık politikasına zemin hazırlama çabası olduğunu söyledi. 

“Küba’daki sözde Çin ya da Rus üslerine ilişkin dolaşıma sokulan görüntüler ve haberler tamamen gerçek dışıdır. Bunlar saldırıyı meşrulaştırmak için oluşturulan anlatının bir parçasıdır.” 

Konuşmasının son bölümünde Küba’nın barıştan yana olduğunu ancak egemenliğinden ve bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini vurguladı. 

“Küba barış istiyor. Küba kimseyi tehdit etmiyor, kimseye saldırmıyor. Farklılıklarımıza rağmen karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurmak için çalışıyoruz. Ancak vatanımıza saldırılırsa meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız.” 

Sonrasında ise dinleyenlere dönerek şu ifadeleri kullandı: “Eğer ülkemize girmeye kalkarlarsa hiç kimsenin şüphesi olmasın; kararlı ve kesin bir direnişle karşılaşacaklar. Küba teslim olmuyor, Küba direniyor. İmparatorluğun tahammül edemediği şey de tam olarak bu direniştir.”

Kaynak: https://en.granma.cu/cuba/2026-06-08/cuba-will-not-surrender-cuba-persists-and-resists-and-that-persistence-is-intolerable-to-the-empire