- Devletin, ölüm sınırındaki hasta tutsakları içeride tutmaktaki ısrarına dikkat çeken Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, insan hakları rejiminden tümüyle çıkan devletin hapishanelerde kalan kişileri insan olarak görmediğini söyledi.
Devletin, tutsaklara karşı sindirme, korkutma, yıldırma pratiğinin yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, hasta tutsakların tahliyesi noktasında belirleyici kurum olan ATK'nin de devlet tarafından gereksinim duyulduğu ölçüde kullanıldığını vurguladı.
Adli Tıp Uzmanı ve insan hakları savunucusu Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, MA'dan Roza Arpa'nın sorularını yanıtladı. Türkiye'de yargının araçsallaştırıldığını, hukukun işleyen bir mekanizma olmadığını belirten Prof. Şebnem Korur Fincancı, hasta tutsaklar sorunun da bu kapsamda olduğunu söyledi. Prof. Fincancı, "ATK, hasta mahpusların hapishanede kalamayacağına ilişkin değerlendirmeler yapıyor ama ne yazık ki infaz rejimi bu insanların tahliyesine olanak vermiyor" dedi. Devletin, ölüm sınırındaki hasta tutsakları içeride tutmakta çok değişik saikleri olduğunu belirten Prof. Fincancı, "Hapishanedeki insanlar ve hapsetmeyle ilgili her aşamada bir gözdağı var. Bu topluma yönelik bir gözdağı. En önemlisi devletin hapishanelerde kalan kişileri insan olarak görmemesi. Devlet, insan hakları rejiminden tümüyle çıkmış ve insan haklarına dair herhangi bir kapsayıcı yaklaşımın içinde bile değil. Bunu, yeni yapılan hapishane (kuyu tipi)inşaatlarında da görebiliyoruz. Hapishane tipindeki değişim de dahil olmak üzere topluma yönelik insan olmaktan çıkarma davranışının giderek yaygınlaştığını görüyoruz" diye konuştu.
Bitmeyen bir işkencedir
'Kuyu tipi' de dahil olmak üzere ATK raporlarının uygulanmamasını, işkencenin devamı olarak değerlendiren Prof. Fincancı, bunun sadece tutsaklar için değil, aileler için de bir işkenceye dönüştüğünü vurguladı. Hasta tutsakların yakınlarıyla vedalaşabilme hakkını bile ortadan kaldıran tutuma işaret eden Prof. Fincancı, şunları söyledi: "Sadece hasta mahpuslar için değil, tahliye zamanları gelmiş olan sağlıklı mahpuslar için de infazın devam ettirildiği ve tahliyenin gerçekleştirilmediğini görüyoruz. Pişmanlığa zorlama, birlikte oldukları insanlardan ayırıp başka koğuşlarda kalmaya zorlama, yalnızlaştırma davranışıyla tahliye pazarlıkları yapıldığını biliyoruz. Bütün bunlara baktığımızda insanlıktan çıkarma davranışlarının devreye konulduğunu görebiliyoruz. Devletin hapishanelerde bulunan insanlara özellikle siyasi nedenlerle hapishanede bulunanlara karşı sindirme, korkutma, yıldırma davranışının yaygınlaştığını görüyoruz."
Devlet ATK'yi de kullanıyor
ATK’nin merkezi bir sistem üzerinden yönetilen ve bağımlı kılınan bir kurum olduğunu belirten Prof. Fincancı, şöyle devam etti: "Devlet, nasıl yargıyı araçsallaştırıyorsa ATK’yi de araçsallaştırarak gereksinim duyduğu ölçüde kullanıyor. Bunun yanı sıra ciddi anlamda bir siyasileşmenin olduğunu, bunun da ATK’nin raporlarına yansıdığını biliyoruz. ATK’nin dünya ölçeğinde karşılaştırılabilir laboratuvar olanakları, donanımı ve altyapısı var ama özellikle Adalet Bakanlığına bağlı bir kuruluş olması ve yargıdaki araçsallaştırmanın ATK’ye de yansıyor olması, doğru, niteliksel ve bilimsel raporlar yaptığında bile buna inanılmamasını ve gittikçe bilimden uzaklaşılmasını ortaya çıkarıyor." HABER MERKEZİ