
Vahşet bodrumlarında yakılarak katledilen Berjin Demirkaya, ardında Kürdistan’da direnen kadınların ve çocukların dillerinden hiç düşürmeyeceği bir yaşam ve direniş öyküsü bırakarak ölümsüzleşti.
Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Geçit Köyü’nde (Madrak) 26 Mart 1977 yılında Newroz’un yaşama saçtığı güzellikler ortasında dünyaya gelen Berjin, 6 çocuklu bir ailenin kızı olarak Serhat’ın asi ve inatçı kişiliğini üzerinde taşıyarak büyümeye başlar. İlkokulu dünyaya geldiği Madrak köyünde bitirmeyi başarsa da Berjin, köy yaşamının zorluklarından kaynaklı eğitim hayatını devam ettiremez.
Berjin, eğitim hayatına devam etme koşulları bulamasa da okumaktan ve kendisini geliştirmekten hiç geri bırakmaz. Daha çocuk yaşta babasının eve getirdiği kitapları alarak köyde bulunan tepelere çıkıp kitap okuyan Berjin, aynı zamanda babasının isteği üzerine her akşam Erivan ve Amerikan’ın Sesi radyolarını dinleyerek olup bitenleri babasına aktarırmış.
Küçük köyün dışındaki büyük dünya
Okuduğu kitaplardan ve her gün dinlediği radyolardan küçük bir köyün dışında bir yaşamın var olduğu bilinciyle büyüyen Berjin, daha çocuk yaştayken köylerine gelen PKK gerillalarından çok etkilenir. Onların köye gelmesini her gün dört gözle bekleyen Berjin, gerillalara söylemek için hep türküler ezberlermiş. Bu anıları Berjin’in kardeşi Rüştü Demirkaya şu şekilde dile getiriyor: “Ben daha çok küçüktüm, gerillalara şarkı söylemek için ablam Berjin ile hep yarışırdık. Onun sesi çok güzeldi dinlediği türküleri hemen ezberler ve gerillalar geldiğinde onlara büyük bir sevinçle söylerdi.”
İnatçı ve asiydi
Berjin’in doğayı çok sevdiğini söyleyen kardeş Demirkaya, devam ediyor: “Babam arıcılık yapardı. Onlarca arı kovanımız vardı. Babam çoğu zaman işi gereği köyde olmazdı, bütün arılara ablam bakardı. Berjin doğayla bütünleşmek için sabah uyanır uyanmaz arı kovanlarının olduğu yere gider burada hem kitap okur hem de arılarla ilgilenirdi…
Ablam çok inatçı ve asi birisiydi, asla başkalarının istediği gibi bir yaşamı kabul etmedi. Yanlış gördüğü her şeye itiraz edecek bir yapıya sahipti. Biz bu tavırlarından kaynaklı ona hep ‘deli’ derdik. Köyde ilk pantolon giyen kadın belki de ablamdı. Bundan kaynaklı tepki alsa da hiçbir zaman doğru bildiğinden vazgeçmedi.”
Artık köye sağmadı
Yurtsever bir ailede büyüyen Berjin, köydeki yaşamın kendisini doyurmadığını dile getirerek 28 yaşındayken Tekman’da Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kuruluşunda yer alır. Uzun yıllar burada ve Erzurum’da siyasi çalışmalarda aktif görev alan Berjin, kendisine dayatılan feodal zihniyetli kaleleri birer birer yıkarak ilerlemeye başlar. Bir kadın olarak yaşadığı zorlukların farkında olan Berjin daha sonra kadın çalışmalarına girer ve büyük bir yoğunlaşmasını bu durum üzerine gerçekleştirir. Erzurum’da yürüttüğü siyasi çalışmalardan kaynaklı bir süreliğine tutuklanan Berjin, Erzurum cezaevinde bir buçuk yıl kaldıktan sonra adli kontrole tabi tutularak tutuksuz yargılanmak şartıyla serbest bırakılır. Dışarı çıkar çıkmaz siyasi mücadelesine kaldığı yerden devam eden Berjin daha sonra KJA içerisinde aktif olarak kadın çalışmalarına devam eder.
Cizre’ye koştu ve bırakmadı
Muş, Mersin ve Amed’deki çalışmalarının ardından Cizre’ye giden Berjin kadın çalışmalarını burada devam ettirmeye başlar. Türk devletinin öz yönetim ilanlarına dönük soykırım politikaları başlamasına rağmen Cizre’de kalmayı tercih eden Berjin, bombalar altından Cizre sokaklarında ortaya koyduğu yaşam sevinci ve bir an olsun bile yüzünden eksik etmediği gülümseme direniş mevzilerinde saf tutanlara büyük bir umut ve moral olur.
Kanında bulunan virüsten kaynaklı sık sık tedavi olması gerektiği halde Cizre’yi asla terk etmeyen Berjin’in kimi zaman Cizre sokaklarında dilinden hiç düşürmediği özgürlük ve direniş türküleri kimi zaman ise Türk devletinin saldırılarına karşı evlerini terk etmek isteyen insanlara yönelik yaptığı konuşmalar, Cizrelilerde bir umut olur.
Beni merak etme anne!
Berjin’i Türk devletinin soykırım politikaları hiçbir zaman ger adım attırmaz. Üzerlerine yağdırılan bombalar altında yaşama umutla tutunan Berjin, direnişin ilerleyen günlerinde hasta annesini arayarak ‘beni merak etme anne ben iyiyim’ diyerek bir yandan da annesine umut olur.
Kardeş Rüştü Demirkaya, “Berjin ölümü göz alarak Cizre’deydi” diyerek yaptığı konuşmalarda Berjin’in kendisine söylediklerini şu şekilde özetledi: “Burada devletin saldırıları olsa da büyük bir direniş var. Kadınlar, çocuklar herkes sokaklarda direniyor. Herkes Cizre için ses çıkarmalı. Kimse bizim teslim olmamızı beklemesin biz direneceğiz gerekirse şehit olacağız. Ölmeyi göze aldık biz.”
Berjin’in en önemli yaşam sloganıydı gülmek. “Dik dur gülümse. Bırak zülüm altında neden gülümsediğini merak etsin zalimler hep” diyerek Cizre’nin sokaklarında hep gülerek direndi ve gülerek ölümsüzleşti.
Kadınların omuzlarında taşındı
Berjin yakılan bedeni, Cuma akşamı doğduğu topraklarda Tekman’ın Madrak köyünde yani arıcılık yaptığı, küçük yaşlarda tepesine çıkıp kitap okuduğu, özgürlük türküleri söylediği köyde, özgürlük sloganları eşliğinde toprağa verildi. Asiliği ve inatçılığı ile hiçbir zaman Tekman’daki ve kendi köyündeki feodal yapıya boyun eğmeyen Berjin, kadınların mezarlığa bile gitmesinin yasaklandığı bir yerde kadınların omuzlarında özgürlük sloganlarıyla sonsuzluğa uğurlandı. Berjin hem direnirken hem de yakılmış bedeninin içine sığdırıldığı birkaç metrekarelik bir tabutun içerisinden bir devrim yaparak geçti aramızdan. Cenaze töreninde konuşan baba Mevlüt Demirkaya, Kürt halkına birlik çağrısı yaparak, “Zulme hizmet etmek zulümdür, küfre hizmet etmek küfürdür. Artık birlik olmanın zamanı gelmiştir” dedi.