Türkiye’de anayasa fikri eskilere dayanır. Anayasa kavramı esas olarak, aydınlanma çağının ürünüdür. Fransız devrimi eski imparatorlukları sarsan bir etki yapar. Yeni fikirler hızla yayılır. Osmanlı İmparatorluğu bu etkileri derinden hisseder. Özellikle İstanbul bu yeni fikirlerin filizlendiği yer olur. Çökmekte olan imparatorluk reformlarla, ömrünü uzatma çabasına girişir. İşte anayasa ya da eskilerin deyişi ile “kanun-i esasi” fikri bu ortamda uç verir.
Giderek zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu’nun cenderesi altında yaşayan halklar için, Sultana karşı kul olmaktan-yurttaşlığa, ümmetten-millete geçişi ifade eder 1876 anayasası.
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk anayasa, 1876 yılında kabul edilir. Cumhuriyet döneminin ilk anayasası ise 1921 yılında yapılır. Cumhuriyet dönemde toplam 4 anayasa yapılır. Sonuncusu 1980 darbesi ile 5 generalin emri ile yapılan 1982 anayasası..!
Bu beş anayasanın ortak yanı; tamamının olağanüstü süreçlerin ürünü olmasıdır.
Şimdi, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasına sığınan AKP/MHP, bu fırsattan yararlanarak nihayet “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” dedikleri ve anayasa değişikliği gerektiren teklifi birkaç güne kadar parlamentoya sunulacağını açıkladılar.
Yeni dedikleri değişiklikleri içeren teklifin hazırlanması süreci tam bir gizlilik içinde devam ediyor.
Açık tartışma yok!
Hiç kimse yapılacak değişikliklerin içeriğini bilmediği için tartışamıyor. OHAL toplumu sindirmiş.
Toplum suskun! Yeni dedikleri şey BAŞKAN kavramının önüne cumhuru eklemeleri!
cumhurBAŞKANI!
Sistemin adı bu..! Aldatmaca ve toplumsal algıyı yönetmekten başka bir şey değil.
İşin özü dikta rejimi ve faşizm.
Getirmeye çalıştıkları yenilik bu!
Eğer yeni bir anayasa yapmak istiyorsanız, bu belgenin bir toplumsal mutabakat belgesi olduğunu unutmadan, tüm toplumsal kesimlerin katılımı ve katkısı ile hazırlanması zorunluluğunu da bilmeniz gerekir. Katılımcı, demokratik olmayan yöntemlerle yapılacak her değişiklik Türkiye’de krizi dahada derinleştirir. Aksi bir tutum yapılacak yeni anayasanın meşruiyetini tartışma konusu yapar ki bu da kaos demektir.
Eğer zamanın ve toplumun ihtiyaçlarını gözeterek anayasanın kimi maddelerini değiştirmek istiyorsanız, kaçınılmaz olarak, toplumsal uzlaşmayı sağlamak zorundasınız. Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Kolay değiştirilemezler. Öyle, “ben yaptım oldu” yaklaşımı yapılacak değişikliklerin meşruiyetini gündeme getirirki bu da kaos demektir.
AKP/MHP işbirliği ile ve bir kişinin kendisini “Asli Kurucu İktidar” olarak görmesi ve dayatmaları doğrultusunda ve sadece “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” adı altında yapılmaya çalışılan anayasa değişikliklerin hiçbir meşruiyeti yoktur. Bu anayasal değişiklik teklifinin ne anayasa değiştirme yöntemi açısından ne de toplumsal meşruiyet açısından haklı bir yanı yoktur. Evrensel hukuk ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından da kabul edilebilir bir yanı yoktur, bu değişiklik teklifinin.
AKP/MHP hem toplumdan ve hem parlamentodan yapılmak istenen değişiklikleri gizlemektedir. Gizli görüşmeler ile anayasa değiştirilmek istenmektedir. Değişikliklerin yazılı metnini henüz kimse görmemiştir. Buna beyaz kağıda gözü kapalı imza atan AKP milletvekilleri de dahildir. Dünyada benzeri gizli bir anayasa değiştirme usulü herhalde sadece Türkiye’de oluyor.
Radikal anayasa değişiklikleri yapılmak isteniyor. Yeni bir siyasal rejim/sistem kuruluyor. Türkiye’nin yönetim erki tek adamda toplanıyor. Tek lider… Ve toplum bu teklif ancak parlamentoya sunulduğunda görecek.
Toplum dışlanmış durumda.
Parlamento dışlanmış durumda.
Ana muhalefet desen o zaten dışarıda.
Türkiye’de toplumsal muhalefetin yüzakı ve tüm darbelere direnen HDP ve demokrasi güçleri.
Onlar da içerde!
AKP/MHP el birliği ile yeni bir rejim kuruyor. Onlar bu yeni sistemin adını cumhurBAŞKANLIÐI sistemi koydular.
Hiç kuşkusuz bu rejimin adı faşizmdir.
cumhurBAŞKANI da diktatör!
Ne diktaya nede faşizme geçit vermemeliyiz.