Suudi Arabistan gezisi dönüşünde havaalanında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyıp Erdoğan, “Üniter sistemli başkanlık, baktığımızda var. Hitler Almanya’sına baktığımızda da bunu görürsünüz. Başka ülkelerde de görürsünüz. Yeter ki bütün mesele başkanlık sisteminin uygulamasında halkı rahatsız eden bir yapı olmasın” diye konuştu.

Hitler de zaten Türkiye’ye karşı sevdasını (!) gizlememişti. Hitler ‘Sofra Sohbetleri’ adlı kitabında “Bizim amacımız dünyayı Nazi egemenliği altına almak, ama ben Türkiye ile hiçbir zaman düşman olmayacağım... yani, dünyada savaşmayacağım tek ülke Türkiye’dir” demişti. Yine Alman milletinin milli bayramı münasebetiyle Nazi rejimi ile Türkiye arasındaki yazışmalardaki nezaketli (!) dil ve tebrikleşmeler de bilinmektedir.   

Hitler ve soykırımcı rejiminin ülkelerindeki ‘rahatsız edici yapılara’ karşı tutumu da kendisini en vahşi biçimde göstermiştir. Hitler, “Alman olmayan her şeyi ateşe verin. Materyalizme ve sınıf kavgasına karşı. Halkın birliği ve idealist yaşam anlayışı için. Ben Karl Marx ve Kautsky’nin yazılarını ateşe veriyorum” deyip bilime ve bilim insanlarına karşı soykırımı başlatmıştı ve akabinde meydanlarda binlerce kitap yakılmıştı, aydınlar sürgüne zorlanmıştı. 

Türkiye’nin Hitler Almanya’sını örnek gösteren bir Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmesi göz önünde bulundurulduğunda en temel toplumsal ihtiyaç haline gelen barışı savunan “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi”ne yönelik saldırılar pek de şaşırtıcı değildir. Ki Türkiye’de her dönem biat etmeyen aydınlar / akademisyenler hedef haline getirilerek zindanlara ve sürgünlere zorlanmıştırlar. Ancak her dönem olduğu gibi bu süreçte de akademisyenler ve aydınlar toplumun vicdanı olmaya devam edecektir. 

Sağlıklı bir toplum için barışı istemek de vicdani bir görevdir.