Türkiye tarihine yeni bir yön verecek 7 Haziran seçimlerine yaklışık bir ay kaldı. 1945’te çok partili siyasal hayata geçişten bu yana, sonucu en çok merak edilen seçim olma özelliği taşıyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, mevcut iktidarın, Cumhurbaşkanı Erdogan şahsında mevcut durumunu sürdürebilmek için sistem değişikliği -başkanlık sistemi-istemesinden kaynaklanıyor. Bundan dolayı AKP hükümeti 7 Haziran seçimlerini kendisi için ölüm kalım meselesine dönüştürmüş durumda. Kürt siyasal hareketi ve Türkiyeli demokratları içinde barındıran HDP’nin parti adıyla seçime girmesi başta Erdoğan, AKP’nin bütün planlarını altüst etti. Erdoğan Cumhurbaşkanlığına aday olduğunda, HDP’nin bağımsız adaylarla 7 Haziran seçimlerine gireceğine emindi. Kürtler ve Türkiyeli demokratlar birkaç milletveli alacak, kendisine de başkanlık yolu açılacaktı. Ancak olmadı. HDP parti olarak seçime girdi ve bu Erdoğan’ın başkanlık planlarına tersti.

Yapılan kamuoyu yoklamalarına ve seçim anketlerine göre, HDP barajın üzerinde yüzde 10.4 ile yüzde 11.5 arasında bir oy oranına sahip. AKP’nin kendi yaptırdığı seçim anketlerinde de aynı sonuçlar ortaya çıkmasıyla Erdoğan ve AKP’yi bir telaş sardı. 

Telaşın ilk belirtilerini Erdoğan verdi. İlk yaptığı şey 2013 yılında başlayan çözüm süreçine çomak sokmak oldu. Dolmabahçe mutabakatını yanlış bulduğunu ve bunun ardından “Kürt sorunu yoktur” denilen kendi zihniyet yapsını açığa vuran açıklamalarla gerçek niyetini deşifre etti. Bununla birlikte Erdoğan ve AKP 7 Haziran seçimlerinde Erdoğan’a başkanlık yolu açabilmek için bir stratejiyi devreye koydu. Bu stratejinin ülke içi ve ülke dışı olmak üzere iki boyutu var. Buna bağlı olarak havuz medyası de yeniden yapılandırıldı.  

Bu stratejinin amacı, içte HDP’ye yönelik provokasyonlarla, dışarda da Suriye politikasında DAİŞ ve El-Nusra çetleriyle ittifakını güçlendirerek HDP’nin seçim enerjisini dışaraya kaydırmak, kendisine alan açmak.

AKP içerde de ulusalcılarla ittifağa giderek, HDP’yi yıpratmayı bu strateji çerçevesinde karar altına aldı. HDP’yi provokasyonlara çekmek ve değişik yerlerde provokasyonlar çıkartmak hedefleniyor. HDP binalarına saldırı ve askeri operasyonlar bu planın ulusalcı ayağını oluşturuyor. En önemli provokasyon Ağrı’da ortaya çıktı. Ancak HDP’lilerin provokasyonu fark etmesiyle bu planları suya düştü. Siirt’te de bunu denediler. Mustafa Turhan adlı muhtarı infaz ettiler. Muhtarın köyünde, HDP geçtiğimiz seçimlerde birinci parti olmuş, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş 319 oy alırken Erdoğan yanlız 63 oy alabilmişti. Aynı zamanda muhtarın eşi HDP’nin köy kadın komisyonun başkanı. 

Bu provakasyonlar olurken kendi medyaları aracılığıyla karalama politikası sürdü. Yalan yanlış bilgilerle olay farklı biçimde yansıtıldı, algı yaratma stratejisi izlemeye başladılar. Yeni Şafak, Sabah, Star, Türkiye, Akşam, Akit gibi birçok gazete ile Kanal7, Kanal24 gibi havuz medyasına bağlı birçok basın kuruluşunu bu iş için seferber ettiler. Yeni Şafak gazetesinin Van Belediyesi’nin su israfına karşı şehrin merkezine astığı reklam panolarını, “HDP iç savaş istiyor” manşetiyle vermesi, AKP ve basınının ne kadar gözü dönmüş olduğunu gözler önüne seriyor. 

AKP-Erdoğan seçim planının en can alıcı noktasını ise seçim akşamı devreye koymaya çalışacak. Bunun altyapısı geçtiğimiz günlerde AKP-Erdoğan-MİT-Genelkurmay tarafından hazırlandı. Buna göre seçim akşamı kendi basınları aracılığıyla ısrarla HDP’nin oy oranını yüzde 8 ile yüzde 9 arasında göstermeye çalışacaklar. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “HDP barajı aşamayacak. HDP yüzde 8.5-yüzde 9 bandında kalacak” sözleri bu planın dışa vurumudur. Bunu pratiğe koymak için Yüksek Seçim Kurulu YSK’daki hakimler baskı altına alınmaya çalışılacak. YSK’daki hakimleri korkutmak için geçtiğimz günlerde tutuklanan hakimler Mustafa Başer ve Metin Özçelik bu planın YSK ayağını oluşturuyor. Amaç hakimleri baskı altında alıp, seçim akşamı istedikleri sonuçları kayıtlara geçirtmektir. AKP ve Erdoğan sözcülüğünü yapan Yeni Şafak yazarlarından Abdulkadir Selvi’nin geçtiğimiz gün köşe yazısında dile getirdiği şu sözler, hakimlerin nasıl bir baskı altında olduğunu gösteriyor. Selvi şöyle diyor: “Seçimlere giderken özelikle Doğu ve Güneydoğu’da örgütlü olan paralel yargıya mensup hakimlerin sandık başkanı olması, paralel yapıya mensup elemanların diğer partilerin üzerinde sandık müşahidi yazılmak için büyük gayret göstermesi beni kuşkulandırıyor.” Selvi’nin sözlerinden şu ortaya çıkıyor: “YSK hakimleri, AKP’nin istediği sonuçları kayıt altına almaz ise Paralel yapı veya Gulen Cemaati’ne üye gösterilecek ve tutuklanacaklar.” Bununla birlikte AKP istediği sonucu alabilmek için elektrik kesintileri dahil, bütün usulsüzlükleri devreye koymaya çalışacak. Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin tamamını etkiliyen elektrik kesintisi bunun bir provasıydı. 

AKP-Erdoğan HDP’yi yüzde 8-9 bandında gösterebilmek için stratejilerini devreye sokmuş durumda. AKP’nin elinde hile yapmaktan başka birşey aygıt kalmamıştır. Bu plana karşı başta HDP, Türkiyeli demokratlar ve HDP’ye oy verecek kitlelerin uyanık olması gerekir. Bu olasılıkları gözönünde bulundurarak seçim çalışmalarını sürdürmeleri ve seçim akşamı uyanık olmaları gerekir. Rakamlarla yapılacak bir oynama her şeyi altüst edebilir. Unutulmasın ki iktidarı elden giden diktatörler her türlü hile ve çılgınlığa başvurur. Bunun örnekleri tarihte mevcuttur.