İnsanların, toplumların dille ilişkisi geleceğini belirleyecek kadar önemlidir. İnsanın kişilik ve düşünsel gelişiminde dil ile kurduğu ilişkinin belirleyici etkisi vardır. Uygarlıkların gelişim seyri dikkate alındığında dilin önemi daha iyi anlaşılır.

Globalleşen dünyada giderek ortaklaşan dil gerçeği yanında, her yıl yok olan yerel dünya gerçeği, bir yönüyle de uygarlığın kaybı anlamına gelmekte. Dilin egemenlerce asimilasyon amaçlı kullanımı vazgeçilmez bir politikadır. Globalleşen dünya teknolojik gelişmeler ve kapitalist modernitenin kültürel asimilasyoncu karakteri göz önüne alındığında, egemenlerin asimilasyonda dile biçtiği rol daha anlaşılır olur.

Dilin böylesi etkili bir araç olarak kullanımından kaynaklı olarak gerek klasik sömürgeci zihniyetin, gerekse kapitalist mordernitenin bir toplum üzerinde hegemonya kurma, asimile etme planlarında anadil, ilk planda kullanılan bir araca dönüşür. Hindistan’da, Cezayir’de, Suriye’de Kongo’da ve onlarca ülkede bugün anadilin yanında İngilizce, Fransızca, İspanyolca gibi sömürgeci dillerin konuşulması, dil asimilasyonunun kalıcı etkisini gösterir. 

Türkiye gerçekliğine bakıldığında ise cumhuriyetin kuruluşunda devreye konulan "Vatandaş Türkçe konuş" politikaları ağır insan hakları ihlallerinin yanı sıra bir topluma dayatılabilecek en faşist uygulamadır. Yakın döneme kadar dil yasağından kaynaklı olarak yaşanan traji-komik olaylar, insan zihninde kapanmayan yara olarak varlığını sürdürmekte. Günümüzde dil yasağı konjonktürel anlamdaki zorunluluklarından kaynaklı olarak kısmen aşılmış olsa da,halen resmi anlamda dil inkarı katı bir şekilde devam ediyor.

Dil asimilasyonu açısından trajik bir örnek olarak Dersim’de yaşanan durum çarpıcıdır. 1938 Dersim Soykırımı'nın fiziki tahribatı acıları ve yaşanan yıkım kadar 1938 sonrasında özel bir devlet politikası olarak uygulanan kışla kültürü, Yıbo, Sıdıka Avar misyonerliği olan beyaz katliamdı. Dersim'deki beyaz katliamın, kültürel kırımın yıkıcı etkileri bugün daha fazla hissedilmekte.

Soykırım sonrasında yürütülen bu özel politikalar sonucunda toplumsal anlamda yaşanılan sıkıntılarla beraber Kırmanckî’nin bugün can çekişiyor olması, dil asimilasyonunun uzun vadede yarattığı tahribatın sonucudur. UNESCO tarafından yok olmakla yüz yüze olan diller arasında sayılan Kırmanckî ile sadece bir dil değil, yok olacak olan bir toplum, kültürdür.

Egemenlerin dil asimilasyonu konusundaki ısrarı ve faşist uygulamalarının temel sebebi aldıkları sonuçtur. Bir kimliği asimile edecek, yok edeceksen bunun en önemli aracı dildir. Çünkü dilden kopmak kültürden, kimlikten kopmaktır. Dil yasağı ile önce toplum sindirilir, sonrasında ise çocuklar üzerinden toplum, kimlik bitirilir. Bu yönüyle dil sadece bir anlaşma aracı değil, toplumun yapılandırıcı unsuru, kültürün kimliğin yaşama ve geleceğe taşınma aracıdır.

Dil ve yaşam arasındaki uyum toplumun ve zamanın ruhunu da yansıtır. Şöyle ki tüm asimilasyon çabalarına rağmen yok edilemeden Kürtçe ile düşünen, rüya gören özcesi yaşayan bireyin zihniyeti daha eşitlikçi, özgürlükçü yönde eğilim gösterir. Oysa hegemonik gücün dili olan Türkçe ile düşünen birey daha statiktir. Zira hakim dil ile hakim zihniyet arasında da uyum vardır. 

Elbette burada dar, kaba milliyetçilik ile Türkçenin horlanması, yok sayılmasını istemiyoruz. Lakin dilin, zihniyet üzerindeki yansıması açısından da ilginç bir gösterge olduğunu da tespit etmeliyiz. Bilge'nin "Dilden kopmak, aslında bir yönden de en önemli unsur olarak kültürden kopmak anlamına geliyor" belirlemesi, dil asimilasyonunun hedefini göstermesi açısından önemlidir. Yine "Dil, güçlü yaşam gerekçesine sahip olmaktır" sözünde vurgulanan dilin yaşam ile olan bağıdır.

Dil üzerinden bütün asimilasyon ve yok edilmek istenen kimlikler, kültürler karşısında dile sahip çıkmak, özgürlüklere ve yaşama sahip çıkmaktır. Coğrafyamızda var olan kültürel zenginliği yaşatmak, anadil gerçeğini amasız savunmak ile mümkündür. Kürtçe, Lazca, Çerkesce gibi her yaşayan dil, yaşayan kültür, toplum anlamına gelir.

Tekçi, asimilasyoncu zihniyete karşı, dillerin eşitliğini, özgürlüğünü savunmak, geleceği savunmak anlamına gelecektir. "Dilimiz geleceğimizdir" gerçekliğinden yola çıkarak, ana dillerin özgürlüğünü sağladıkça, toplumun bireyin özgürleşeceğini unutmadan anadil seferberliğini başlatmak günümüzde en demokratik, ilerici görev olarak önümüzde duruyor. Öyleyse şimdi görev başına!


 Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevi