Almanya Gündemi
Başarısız Suriye politikaları, mülteci krizindeki sorumluluğu, Kürtlere karşı yürüttüğü savaş, IŞİD desteğinin kamuoyunda yarattığı spekülasyonlar, dış politikadaki başarısız hamleler, İsrail ve Rusya ile birdenbire gelişen yakınlaşma çabaları derken, başkanlık yolunda Erdoğan’ın yaşadığı tıkanıklığa‚ 'Allah’ın bir lütfu' olarak nitelendirdiği‚ hala nasıl planlandığı tartışılan 'darbe girişimi' yetişti. TRT spikerinin ağzından okunan bildiri ile resmi bir şekilde lanse edilen, 80 sonrası Türkiye’de ilk defa pratiğe geçirilen askeri darbe, zaman ve biçim açısından ilkler arasına koyacağımız daha birçok farklı emare taşıyor. Fakat gerek bildiride geçen, gerekse daha sonra Erdoğan’ın açıklamalarında sıkça kullandığı 'demokratik devlet/demokrasi' gibi AKP’nin iktidara gelmesi ile beraber içeriği daha da boşaltılan kavramların kullanımlarının üstünde durmak gerekiyor.
Zira darbeye kalkışanlar ile darbe yapılan güçlerin ortak önemli bir noktası var: "Katliam gelenekleri". Nitekim ülke yıllardır askeri vesayet ile savaştı, şimdi ise gelinen noktada ‘tek adam’ iktidarı ile boğuşuyor. Bu nedenle darbe girişiminin ardından "demokrasi" söylemleri ile meydanlara inen zihniyet, darbeyi yapanların zihniyeti kadar tehlikeli bir zihniyettir. Darbe girişimi sonrası başta Erdoğan olmak üzere, başbakan ve bakanlarının önemle vurguladığı 'demokrasinin kazandığı' söyleminin karşılığı, sokaklara inen AKP taraftarlarının ellerinde kılıçlarla kafa kesmeden ibarettir. Demokrasi kavramından anladıkları Kürdistan’ı yerle bir ederek, yerine konut dikmekten ibarettir. Demokrasi algılarının altında tek bir slogan yatmaktadır: "Tek devlet, tek millet, tek bayrak". Türkiye’de demokrasinin içini dolduran, ne halkın sözü vardır, ne de eşitlik kavramı.
Almanya ise mülteci politikaların getirdiği açmazlar neticesinde Erdoğan’ın tekçi sisteminin önünü açıcı bir yöntem izledi. Kaldı ki Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, "Türkiye'nin demokratik temel düzenini şiddetle değiştirmeye yönelik tüm girişimleri en şiddetli şekilde kınadığını" belirtti, Merkel ise yaptığı açıklamada hukuk devletinin üstünlüğünü, azınlık haklarının korunmasını salık verdi. Yapılan açıklamalarda hangi demokrasi ve hukuk devletinden bahsedildiği ise muğlak.
Şurası net: Türkiye’de son yaşanan gelişmeler kuşkusuz yine Hitler örneğini gündeme getirdi. Çünkü yarattığı diktatörlük rejiminde Hitler’in en çok kullandığı kavramlardan biri de demokrasi idi. Hitler demokrasinin nimetlerinden faydalanarak, iktidarını her geçen gün sağlamlaştırdı. 1933 yılının Şubat ayında Reichstag’ı (Parlamento) yaktırarak, yangını komünistlerin üstüne atmış, durumdan istifade olağanüstü hal ilan etmiş, dolayısıyla Mart ayında yapılacak seçimlerde atmosferi kendi lehine çevirmiş, nitekim seçimlerde tek başına iktidar olmuştu. Başbakanlığa gelir gelmez ‘Gleichschaltung’ olarak adlandırılan eşgüdüm politikasını devreye sokarak bütün devlet kademelerini bir güç altında toplamış, dolayısıyla hukuktan ekonomiye ve eğitime kadar, hatta kültürü de içine alan tek bir sistem oluşturmuştu. Medya da tek elden yönetiliyor, tek yönlü yayınlar yapabiliyordu.
Muhaliflerin tutuklanıp hapse atıldığı 1933 yılı şiddet ve terör yılı olarak Alman tarihine geçti. 1934 yılının Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’un ölmesinin ardından cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmiş, akabinde referanduma gitmiş, nitekim oyların çoğunluğunu alarak Almanya’nın ‘Führer’i olmuştu. Hitler bu süreçlerde demokrasi kelimesini ağzından düşürmemiş, söylemin gücü, manevralarının kurnazlığı ile iktidarın yegane sahibi olmuştu.
Türkiye’de yaşananlara dönersek; darbeyi yapanda, darbe yapılanda demokrasiyi getirme söylemi ile insanları katlediyor. Diktatörlük rejimi demokrasi algısıyla halka yutturulmak isteniyor. Nitekim alanlara çıkan kim oldukları anlaşılamayan AKP taraftarlarının histerik demokrasi eylemleri, vatan için daha çok şehit kanı propagandası, tıkanma sonrası yaşanan boşlukları doldurmaya yönelik. Askeri darbenin önlenmiş olmasından, demokrasinin kazandığı anlamını çıkarmak sürü mantığı ile düşünenlerin çıkarımıdır. Muhtemelen bundan sonraki süreç olağanüstü halli, meşakkatli bir süreç olarak seyrini sürdürecek. Demokrasi söylemi ise dillere pelesenk olmaya, sürüyü peşinden sürüklemeye devam edecek.