Zulüm yerleşik bir duygu değildir. Kürdistan’da zulüm yerleşik bir duyguya dönüştürülmek isteniyor. Bir barbarlık eylemi olan soykırım bunu istiyor. Ama o zamanlar aşılmıştır. Zulüm yerleşikliğini kaybetmiştir. Kürt özgürlük hareketinin kuruluş yıldönümü vesilesiyle ulusal direniş heyecanının yaşandığı şu günlerde bu gerçek tastamam ortadadır. Çünkü hareketin çıkışı zulmün Kürdistan’daki yerleşikliğini bozmuştur. Ona bu ülkenin onun yeri olmadığını, onun bu ülkede bir yabancı olduğunu haykırmıştır. Zulüm henüz yedi kat yabancı olmasa da ülkemizde, onu yabancılaştırdığımız kadar kendisi olacağını bilen, yaşayan ve bunun için direnen bir halk gerçeği vardır ve hiçbir güç bu halkın özgürlüğünü bir daha karanlıklara gömemeyecektir. Bugün Kürdistan ve Türkiye’de iyi şeylerin olmamasının sorumlusu PKK değil zulmün ömrünü uzatan AKP’dir, cumhurbaşkanıdır ve yeni faşist zihniyettir.
Kürdistan özgürlük mücadelesi bir insan ömrünü aştı. Çünkü bu mücadele yılları, insanların özgürlük için gencecik ömürlerini vermeleri gibi ağır ve karşılığı hiçbir koşulda mevcut olmayan bir bedelle örüldü. Mücadele yıllarının kazanımlarını bugün hangi halktan olursa olsun Türkiye’de yaşayan herkes bilmekte ve hakkını vermektedir. Kürt sorununda yeni bir aşamaya gelindi. Yapılan son baskınlar ve tutuklamalar, faşizme de yeni bir aşama katettirecek boyutta. Kürt sorununda gelinen aşama kesinlikle 90’lı yılların gerisindedir. Özal sürecinde sorunun tanınmasından, çözüm için başka yolların aranması gerektiğinden, soruna ad konmasından sonra gelinen düzey içler acısı. Özellikle AKP sürecinde bir yandan sözde çözüm adına TV açma ya da kimi sahte açılımlar geliştirilip Kürt özgürlük mücadelesi manipüle edilmeye çalışılırken bugün AKP’li bakan (aslında bu zekâsıyla pek de bakamayan) Naim Şahin’in sorunu masa altlarında aradıkları ve alık bir ifadeyle bulamadıklarını basına aşikâr ettikleri bir aşamaya geldik.
Bu sonuç Türkiye’de devlet siyasetinin iflasıdır. İflas etmiş bir siyaset ancak çözme iddiasını naralar atarak duyurdukları bir sorunu görmediğini iddia edebilir. Bu inkâr siyasetinin halkı düşürmek istediği ahmaklık düzeyinin prototipidir. Bu tiplerin başbakan olabilmeleri dahi utanç vericidir. Siyaset, zekâ işidir. Yaratıcılık demektir. Yalancılığın en kötü icrasında ustalık değil, doğruluğun uygulanmasındaki profesyonelliktir. Akıcı bir akıl gerektirir. Oysa bu şahıs somutunda tam bir alıklık görünmekte ve halka “işte sizi ancak bunlar, böyle ahmaklar temsil edebilir, çünkü siz onların bir izdüşümüsünüz!” denmektedir. Kürt özgürlük hareketinin öncülüğünde gelişen demokratik siyasetin geliştirmeye başladığı akıcı, zekâ yüklü, yaratıcı siyaset belli ki inkâr imha sistemini kökünden sarsmakta. Öyle ki, kökünden söküleceği öngörüsüyle, Kürtlerin kökünün kazınması talimatı Pensilvanya’dan gelmiştir.
Son baskın ve tutuklamalarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarının hedeflenmesi 120 günü aşan tecritle somutlaşan konsepte yeni faşizan bir boyut eklendiğini göstermektedir. Kürt halkının beyni, yüreği ve özgürlük iradesine yönelik tecrit, bu tutuklamalarla bir anlamda bir zehir misali tüm bünyeye zerk edilmektedir. Tecridin atomlara yayılmasının ilk adımı, görüşmelerin engellenmesi ardından görüşmeleri yapan, gerektiğinde müvekkilleri adına açıklama yapan avukatlara yönelik tutuklamalardır. Her soykırım örneğinde görülen uygulamaların benzeri burada da uygulanmaktadır. Soykırıma tabi tutulan halkın aydınlarına, düşün insanlarına, siyasetçilerine ve özellikle o halkın kimi hukuksal haklarını savunmaya çalışan avukatlarına yönelik tutuklamalar geliştirilmişti. Bu yolla Kürtler üzerinde de yeni bir savaş stratejisi başlatılmıştır.
Kürt sorununun AKP’yi en fazla rahatsız eden güç olduğu, çocuk da olsa, kadın da olsa işkencelerden geçirilmesine rağmen direnen bir halk gerçeğinin karşısında hiçbir gücün duramayacağı bilincinin geliştiği ve buna karşı AKP’nin tek cevabının çözüm yerine yeni saldırı stratejileri geliştirmek olduğu ortaya çıkmıştır. İslamcı faşist çizgideki AKP, islamı en fazla istismar eden partidir. AKP seçim sonuçlarını değiştirmenin yolları üzerine çok kafa yordu. Tutuklu vekillerin bırakılmaması, Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülerek yerine hak etmediği bir lokmayı yüz binlerin gözünün içine baka baka yiyebilen bir kişiyi getirmek dahi yetmedi AKP’yi rahatlatmaya. BDP’nin meclise gitme kararı da meydanın sadece kendilerine kalacağı yönündeki beklentilerini boşa çıkardıktan sonra siyasi soykırım operasyonlarına hız kazandırıldığı bir gerçektir.
Yapılan baskınlar, eş zamanlı operasyonlar ya da saldırılar, hepsi soykırımın yeni bir biçimidir. Soykırım uygulamaları üzerindeki örtüyü kaldırmış artık açık bir tarzda sürdürülmektedir. Bu sadece siyasi bir soykırım değil, zihinsel, dilsel bir soykırımdır. Hatta insan olmaya dair tüm duyargaların kırılmasına ve kökünün kazınmasına yönelik bir saldırı stratejisidir.
Diyarbakır’daki tüm BDP örgütlerine baskınlar düzenleyerek siyasi parti çalışmalarındaki öncü kadroların tamamının tutuklanması, adımını BDP’nin eşiğinden içeri atan herkesi tehdit etmenin faşizan tarzıdır. Kürdistan’da sıkıyönetim vardır. Hatta sıkıyönetim koşullarını aşan uygulamalar yürürlüktedir. Yok hükmündeki Kürtlere yönelik saldırılar var hükmündedir. Siyasi, ekonomik ve askeri işgal katlanarak sürmektedir. İyi şeylerin olmasını Kürt özgürlük hareketinin engellediğini söyleyen kişi, askeri kıyafetlerle gidip sınır karakollarını gezen, bayram hediyesi diye verdiği bir iki şekerle kandırmaya çalıştığı askerlerin yüzüne gülerek onların ölümlerine imza atan cumhurbaşkanının ta kendisidir.
Baştan başa Kürdistan siyasal düzlemde afet bölgesi ilan edilmiştir. Ve bunun gereklerine göre yaklaşılmaktadır. Kürdistan illerinde, kasabalarında maskeli polis orduları olağanlaştırılmaya çalışılmakta, insanlar korkutulmaya ve iradesizleştirilmeye çalışılmaktadır. Tüm teknik donanımıyla halkın üzerine bir düşman ordusuyla savaşırcasına giden bir polis ordusu vardır Kürdistan’da. Kürt halkı silahsızdır belki ama savunmasız değildir. Kürt halk önderliği öğretisinin halkının en büyük savunma gücü olduğunu bilen kirli ulus-devletçi zihniyet, avukatları dahi tutuklayarak faşizan yönünü bir kez daha ortaya koymuştur. Kürt halkı tüm zorluklara ve zulümde ısrara rağmen yüreğiyle, beyniyle, yeni ahlak anlayışıyla, direniş kararlılığıyla ve özgürleşen insan zihniyetiyle donanmıştır. Özgür yaşama istenci kimyasal silahlardan, tanklardan toplardan, insansız hava araçlarından ve baskınlarından daha güçlüdür ve bu güç Erdoğan hükümetini de özendiği cehennem tanrısı Hades’in alevleri içine atmasını bilecektir.