Müslüman Kürtler, mahkum bir çaresizlikle, Hanefi mezhebinden Türk camilerine gidiyor, dilini bilmedikleri din memurlarının (imam) ardında diziliyor, duruşu, rekat sayısı, kaidesi, kuralı, aptest adabı farklı, kendileri için farz, yani geçerli olmayan bir namaza duruyorlardı. 
En dehşetlisi, imam diye ibadeti yöneten adam, dindar rolü yapan, din dışı biri, has bir ırkçı, rejim goygoycusu bir propagandistti. İmam kılıklı ırkçı „bilinmeyen bir dille“ vaaz ve hutbeye başlarken, dindarlıktan „huşu içinde görünme“ pozuna bürünüyor, sonra ortalık yerde rakipsiz top döndürür gibi laf geveleyerek, Kürtlere küfürler, hakaretler yağdırıyor, doyasıya küfrediyor, camiyi küfürhaneye döndürüyordu. Zalime başkaldıran Kürt’in ne kimsenin bebeğine „pış“ halde bebek katilliği, ne de bir Türk’ün gölgesine bile basmadığı teröristliği kalıyordu. Ama namaz kılmaya gelmiş „münin“ Kürt beyni ve kulaklarıyla hayat boyu yetecek kadar küfre doyuyordu.
Onuru çiğnenmiş Kürt, geldiğine bin pişman, „al camin senin olsun“ diyerek ve iç sızılarını kaşıyarak, bir daha semtine uğrmamak üzere çıkıp, gidiyordu. Vicdanı çürümüş, kişiliği kokuşmuş Kürt ise aşağılanmaya, küfür, hakaret yemeye doyamamış gibi, yanaştığı Türk’e yalanıyor, „afferim alma“ adına yalakalaşıyor, „Kürdüm, ama onlardan değilim“ diyordu.
Yalaka ve yalama, AKP rejiminin „iyi Kürt“ü idi. Kiminin ücreti milletvekilliği, kimin ki, savaş yolu, kışla inşaatı ihalesiydi. En beyinsizleri kuru bir „afferime“ fitti.
Camilerin propanga alanına çevrilmesini protesto eden Kürtler, gün gelecek bu düşmüşlere de onursallığın ne olduğunu anlatacaklardır, elbette.
Fakat, camilerin „ibadet“ yeri olmaktan çıkarılıp, zulmün propagandası ve Kürtleri aşağılama arenasına dönüştürülmesinin nihayet boykot edilmesi Kürdistan’da bir rönesanstır. İbadet yol ve mekanlarının ayrılması, ilk defa bayram namazına da yansıdı. Toplu ibadet için cami şart değildir. Kürdistan yaylalaarında cami yok yok, ama her alan camidir. Nitekim, dini inançlarına, mezheplerinin kuralına, en önemlisi gerçek anlamlı cami bulamayan Kürtler bayram namazını sokaklarda kıldılar.
Kürdistan aydınlanmasında, yeni bir sayfadır, bu. Uzun yıllar anlatılamadı. Nihayet açıldı.
Oysa Şeyhim, yıllar önce, mücadele yüz yılının başında, „dinde tek müştereğimiz Hilafetti. O makam yok olunca, ortak bir şeyimiz kalmadı“ demişti.
Çünkü, zalimin dini, inancı, inanca imanı yoktu. Ama gelin de, okuyarak, araştırıp, anlayarak dini bilme imkanından mahrum kesimlere anlatın!..
İşte bu imkansızı da Kürdistan devrimi başardı. Aydınlanma, dinde de yansımasını buldu. Cami yolları ayrıldı.
Elbette, aydınlanmanın baş yardımcısı, yola ışık tutanları Kürt ve Kürdistan düşmanlarıydı. Bu bakımdan Kürtler, kendilerini uyandıranlara borçludur.
Misaller vereyim:
Fethullah Gülen, sümüğünü, salyasını üstüne, başına sürüp, dindarlıktan ağlama numaraları yapıp dilenerek fukara Kürtten sadaka topluyor, bir araya getirdiği paralarla dünyanın en büyük mali imparatorluğunu kuruyor, üstüne ek olarak Kürt çocuklarını devşiriyordu. Kimi devşirmeler bugün, Kürdistan’ın ruhunu teslim almaya yeminli rejimin Bakanı, Milletvekili…
İslam dininin temel kuralı, insanlık onurunu çiğneyen zalime isyan, din adamının esas görevi zalime „hayır” demek, ama gelin ve seyreleyin ki, Kürt’ün ibadet etme aracı olan dili, satatüsü, kimliği mahpus, Kürdistan ateşten kan nehri, Fethullah Gülen ise zalime duakar..
Siz Fethullah Gülen’den, „güçlü din kardeşinin, ötekini yasaklar çemberine sıkıştırıp öldürmesi, malını mülkünü talan etmesi, köylerini, dağlarını yangına vermesi günah, dahası münafıklıktır“ diye tek söz duydunuz mu?
Sorunun cevabı, kocaman bir „hayır” olduğu için Kürtler nihayet uyandılar. „Bunlarınki dindarlık değil, kanımıza ekmek doğramaya adanmış ırkçılık” diye düşünüp, cami yollarını ayırdılar. Eğer yardımsa, bugün gücün baş aktörü ve tartışmasız hükümran olan Gülen’in yardımı budur. Kürtleri, „bu nasıl dindarlık?” diye düşündürüp, yol ayırımına getirmesidir…
Ha, Saddam Hüseyin de dindar rolündeydi. Cami cami dolaşıp, namaz kılma gösterileri yapıyor, Kürt soykırımı seferlerine Kur’an ayeti „Enfal“ adını veriyordu.
TC’yi ele geçirenler de dindarlık numarasında. Emirlerindeki ordu hamile kadınları, bebekleri havaya uçuruyor, cinayetler failsiz kalıyor, bayram günü Kürdistan dağları yangına veriliyor, tekmil yaratılmışlar canlı canlı yakılıyordu.
Bayramın kutlu olsun, Kürdistan!..