Türk Başbakanı siyasi olarak sıkıştıkça daha fazla milliyetçi söylemlere sarılarak kendini kurtarmaya çalışıyor. 12 yıldır kendini iktidarda tutan politikaya yine sarılıyor. O da “Kürtleri en iyi ben ezerim, en iyi ben bastırırım, en iyi ben oyalarım” anlayışıdır. Pratikte de bu politikayı izlediği için devletin asker ve sivil bürokrasinin desteğini alarak bugüne iktidarda kalmıştır. Çünkü Kürtleri eskisi gibi sadece bastırarak susturmak mümkün değildir. Bu nedenle ‘diğer partiler benim gibi hem bastırma hem de oyalama politikalarını uygulayamaz’ diyerek şimdiye kadar iktidarda kalmıştır. Yani ülkeleri ve toplumları bastırmada kullanılan havuç ve sopa politikalarını Kürtler üzerinde bugün AKP uygulamaktadır.

Halklar, Türkiye tarihinde hiçbir siyasi liderin sabah akşam dua eder gibi tek millet, tek devlet, vatan ve tek bayrak dediğine tanık olmamıştır. Bu söylem kadar milliyetçiliği ve şovenizmi besleyen başka bir söylem bulunamaz. Türkiye’de bugün şovenizm hala canlıysa bunun baş sorumlularından birisi AKP Hükümetinin Başbakanı Tayyip Erdoğan’dır. Aslında bu söylemin toplumda nasıl bir düşünce şekillendirdiği araştırılmamıştır. Türkiye’de yüzde 50 oy alan ve takip edilen bir liderin sabah akşam bu söylemde bulunması tabii ki toplumda bir zihniyet yapılandırmaktadır. Eğer devletin derinliklerinde örgütlü olan Gladio (kontrgerilla) HDP’ye yönelik saldırılar geliştirebiliyorsa bunda Tayyip Erdoğan söyleminin yarattığı toplumsal algı zemininin payı çok büyüktür. Çünkü tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak söylemi Kürtlerin en doğal hak taleplerine verilmiş yanıt olmaktadır. Bu nedenle de Kürtlerin haklarını savunan bir parti olan HDP aforoz edilmekte ve linç yapılmaktadır.
Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan diyen ve bunda ısrar eden bir siyasetçi Kürt sorununu çözemez. Türkiye’yi de demokratikleştiremez. Kürt Halk Önderinin başlattığı sürece karşılık veremez. Çünkü AKP 90 yıldır Kürtleri kültürel soykırıma uğratan ulus-devlet zihniyetini şimdi din kılıfı geçirerek sürdürmek istemektedir. Temeli zayıflayan ve kabul görmeyen tekçi ulus-devletçi bu zihniyet dini söylemlerle yaşatılmaya çalışılmaktadır. Böylece dini de şovenizm aracı olarak kullanmaktadır. Dine bundan daha büyük bir kötülük yapılamaz. Hırsızlığın din imanla örtülmesi ne kadar çirkinse, şovenizmin, milliyetçiliğin de din imanla örtülmesi hırsızlığın dinle imanla örtülmesinden daha kötü, çirkin ve kirlidir. Başbakan yıllardır bu kirli ve çirkin işi Kürtlerin gözünün içine baka baka yapmaktadır.
Bu şovenist zihniyet Kürt’ü Kürt olarak, Türk’ü Türk olarak, Arap’ı Arap olarak sevmiyorum diyor. Tabii ki tüm insanlar dini, inancı, cinsi, rengi, kültürü ve kimliği ne olursa olsun sevilmelidir. Kendinin belirttiği gibi Allah yarattı diye sevilmelidir. Ama bu zat herkesi Allah yarattı diye seviyorum derken amacı şovenist milliyetçi Kürt politikasını gizlemektir. Toplumların farklılığının özgünlüğünü ve özgür yaşamlarını reddetmektedir. Kürt sorunu da zaten bu farklılıkların reddedilmesi nedeniyle ortaya çıkmıştır. Başbakan şimdi din, iman ve Allah diyerek eski zihniyeti yeni biçimde sürdürmek istemektedir. Türk’ü Türk olduğu, Arap’ı Arap olduğu, Kürt’ü Kürt olduğu için sevmek en önemli meziyettir. Gerçek din iman sahibi olmak herkesi kimliğiyle, kültürüyle, diliyle ve kendi kendini yönetme iradesiyle sevmektir. Çünkü Türkiye’de Kürt Kürt olduğu için sevilmediğinden sorunlar yaşanmaktadır. Kürt’ü Kürt olarak ve hakları tanınarak sevilmediğinde Türkiye’de sorunları çözmek mümkün değildir. Bu nedenle Kürt’ü Kürt, Türk’ü Türk, Arap’ı Arap olduğu için değil, Allah yarattığı için seviyorum demek inkarcı şovenist zihniyeti örtmek için kullanılmaktadır. Yani doğru bir söz yine kötü amaçlar için kullanılmaktadır.
Başbakan, Mardinlilere “sizin BDP’ye bir cevabınız olmayacak mı“ diyor. Yani BDP’ye oy vermekten vazgeçin diyor. Biz de Mardinlilere, Urfalılara, Adıyamanlılara, Muşlulara, Bingöllülere, Ağrılılara, Bitlislilere dini şovenizm ve devletin inkarcı politikalarını gizlemek için kullanan bu münafığa bir cevabınız olmayacak mı diyoruz. Dini hırsızlık ve şovenizm için örtü olarak kullanan bu siyaset tüccarına Kürt halkının bir cevabı olmalıdır. Yoksa Kürt sorunu çözümsüz kalır. Çünkü AKP’ye verilmiş her oy tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrağa verilmiş oydur.
AKP Kürt Halk Önderinin başlattığı süreci de istismar etmektedir. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi bir süreç başlatmış, AKP’ye ve devlete çözüm için adım attırmak istemiştir. Ancak AKP bu adıma hiçbir cevap vermemiştir. Oyalama politikasını devam ettirdiği gibi, karakol ve askeri yollar yapma, onlarca baraj yapımıyla Kürtlerin coğrafyasını tümden sular altında bırakma politikasını hızlandırmıştır. Bunları da sanki Kürtlere bir iyilik yapıyormuş gibi sunmaktadır. Uludere’de karakol yaptığı için çatışma çıkmış, iki asker ölmüştür. AKP mevcut politikasıyla Kürt Halk Önderinin başlattığı süreci boşa çıkarmıştır. Askeri çatışmaların başlayacağı zemini ortadan kaldırma yerine, bu zemini sürdüren ve daha da güçlendiren bir politika izlemiştir. Bu nedenle AKP’nin çözüm sürecinden bahsetmesi demagojidir. Çünkü ortada AKP’nin içinde olduğu bir çözüm süreci yoktur. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP’yi bir çözüm sürecine çekerek Türkiye‘yi demokratikleştirmek ve Kürt sorununun çözümünü sağlatmak istemiştir.
AKP Kürt sorununun çözümünün başlatılması için zemin yaratmayı amaçlayan sürece karşılık vermediği gibi, demokratikleşmede adım atma yerine daha baskıcı ve hegemonik bir siyasal yaklaşım içine girmiştir. Toplumun tüm demokratik protestolarına vahşice saldırması ve irade kırma politikası izlemesi bu gerçekliğinin dışa vurumudur.
Baskı ve hegemonya peşinde koşanlar ne Türkiye’yi demokratikleştirebilir ne de Kürt sorununu çözebilirler. Nitekim bu nedenle AKP Kürt Halk Önderinin başlattığı sürecin muhatabı olmaktan çıkmıştır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün tek yolu vardır, o da bir demokrasi programı etrafında devrimci demokratik güçlerin ittifakını yaratarak demokratikleşme için mücadele etmektir.