Kürdistan'da halka savaş açan Türk devleti halkın kutsal gördüğü, bildiği tüm değerlere de açıktan saldırıyor. Kentlerin polisin yanısıra asker ve tanklarla işgal edildiği birçok merkezde Sur'da olduğu gibi camiler de hedef alındı. İktidarın, 'camilerin hendekler ardında bulunan Kürt gençleri, PKK tarafından yakıldığı' yönünde havuz medyası üzerinden gerçekleştiği yaygaraya, İslami çevrelerden isimler tepki gösterdi. Gazetemize konuşan Gazeteci Ali Akel, Amed'in Sur ilçesinde Kurşunlu Cami, Dört Ayaklı Minare'ye yapılan saldırıları hatırlatarak, "Hem insan hem de mekan, insanlığın eseri, mirası olan tarihi eserler tahrip ediliyor. İnsanın ölümü elbette ki çok acı, ama o tarihsel mekanların tahribatı da bir o kadar acı" dedi. Yasakların, hendek meselesinin Kürt sorununun çözümünün askıya alınması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tabiriyle buzdolabına kaldırılmasıyla alakalı olduğunun altını çizen Akel, "Burada politik bir durum söz konusu. Siyasi politik bir argüman haline gelmiş hendeklerin fiziksel durumunun yanısıra Kürtlerin, Kürt hareketinin, oradaki gençlerin akamete uğrayan çözüm sürecini bir şekilde tekrar başlatmak için başvurdukları fiziksel boyutu olan ama siyasetten de politikadan da bağımsız olmayan yeni bir girişim" diye belirtti. 


Yaşananlar akıl dışı

Şehirlere taşınan, halka, Kurşunlu Camisi ve diğer kutsal mekanlara açılan savaş için hukukun askıya alındığını vurgulayan Akel, "Her türlü şey keyfi bir şekilde, valilikler, kaymakamlar aracılığıyla çok rahat bir şekilde icra ediliyor. Şu anda hukuki, yasal, anayasal çerçeve içerisinde gelişebilen bir takım olaylardan bahsedemiyoruz. Kent merkezlerine askerin, tankların girişi insan hafızalasının alabildiği bir şey değil" dedi. 


Yeni adı 'kamu düzeni'

Yaşananların basit bir hendek kapatma, mayınlanmış tuzakların temizlenmesi olarak açıklanamayacağını kaydeden Akel, "Valilik, kaymakamlık açıklamalarında, 'kamu güvenliğinin tesisi, vatandaşın güvenliğinin sağlanması' gibi ifadeler var. Ancak bu uygulamaların kendisi güvenliği sağlamaya değil tahribata yönelik olan fiillerdir" eleştirisinde bulundu. Geçmişte 'terör, ekonomik sorun, üç dört çapulcunu işi' olarak adlandırılan Kürt sorununun bugün ise "kamu düzeni" olduğunu kaydeden Akel, "Kendi öz yönetimlerini tesis etme, kendi kendini yönetme, eşit bir vatandaş olarak yaşayabilme hakkının politik ifadesi ne yazık ki şu andaki uygulamalarıyla şiddete evrilmiş durumdadır" açıklamasında bulundu. 


Politik bir meseledir

28 Şubat'ta açıklanan Dolmabahçe Mutabakatı ardından Cumhurbaşkanı ve AKP tarafından sürecin sonlandırıldığını ve tekrar şiddet sarmalına dönüldüğünün altını çizen Akel, "Şiddetin sebepi politik taleplere cevap verilmemesidir. Siyaset yapılabilecek zemin, yapmak isteyenlerin ayağının altından kaydırıldığı için tekrar şiddet sarmalına girildi. Bunu durduracak olan da yine devletin, hükümetin kendisidir. Bu konuda çok acil ve ivedi adımlar atılması ve çözüm masasına dönüşün sağlanması gerekiyor" diye konuştu. 


Göçü devlet yaratıyor

Havuz medyasında Kürdistan'da yaşananlarla ilgili yürütülen algı operasyonuna ilişkin de görüşlerini paylaşan Akel, "Hendekler nedeniyle halk göç ediyor, PKK'den kaçıyorlar" yönündeki haberlere ilişkin şöyle dedi: "Hendeğin arkasındaki insanların burayı boşaltın gibi politikasının olmadığını biliyoruz, tam tersine mekanlarında durma, orayı koruma, onlarla birlikte hareket etme noktasında ifadeler var, zorla göçertme gibi bir durum söz konusu değil. Ama oradaki sivil insanların hayatlarını idame ettirmeleri gibi bir durum söz konusu olmuyor. Güvenlik yok, tanklarla kuşatılmışsanız, yukarıda sürekli helikopter dolaşıyorsa orada göç olmasından daha tabi bir şey olamaz."


Pespaye bir politika

Camilere yönelik saldırıyla ilgili iktidar ve Kürt cephesinden farklı açıklamalar olduğunu hatırlatan Akel, camiler yakılarak dindar Kürtlere iktidar tarafından mesaj verilme çabasına ilişkin ise şöyle konuştu: "Oradaki insanların o camiyi bilinçli bir şekilde tahrip etmeyeceğini bilirler. Oradaki insanlar birbirlerini bilirler, tanırlar, her iki tarafı da tanıyorum. Kürtler arasında bakın bunlar camileri bombalıyorlar, minareleri tahrip ediyorlar, bunlar İslam düşmanı demek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi idelojisinin öteden beri uyguladığı, medya üzerinden insanları yönlendirmeye çalıştığı pespaye bir politikadır. O politikanın bariz bir şekilde havuz ve yandaş medya dediğimiz basın tarafından iğrenç bir şekilde sürdürüldüğünü görüyoruz. Gerçeğe tekabül eder hiçbir yanı yok Kürtler açısından."


Muaviye'nin takipçileri

DİHA'ya konuşan HDP milletvekilleri Ayhan Bilgen ve Hüda Kaya da kutsal mekanlara yönelik saldırılarla ilgili yapılan manipülatif açıklamalara tepki gösterdi. Şehitliklerin, cem evlerinin yakıldığını, camilerin kışla olarak kullanıldığını hatırlatan Kaya, "500 yıllık geçmişi olan Kurşunlu Camii helikopterlerle bombalandı. Daha sonra da yangınlara teslim edildi. Roboskî Katliamı'nda çocukların kurtuluşu için gelen ambulansların yolları askerler tarafından nasıl kesildiyse, Kurşunlu Camii'nin yanmaması için gelen itfaiyelerin yoları aynen öyle durduruldu. Bile bile alevlere teslim edildi" dedi. "Nasıl ki Emevi döneminde, Muaviye'nin saltanatının takipçileri tarafından, Kabe defalarca yerle bir edildiyse, Kürdistan'da bunu yapan da aynı zihniyeti taşıyor" diyen Kaya, "Hayata, canlıya değer vermeyen, tarihe, camiye esere riayet eder mi? Kültüre geleneğe riayet eder mi?" diye sordu. 


Psikolojik harp tekniği

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen camilere saldırılarla Türkiye'de bir algı operasyonunu yapıldığına dikkat çekerek şöyle konuştu: "Ne yazık ki, başından itibaren bu algı operasyonuyla bir karalama kampanyası ve bunun üzerinden propagandaya tenezzül eden bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bu psikolojik harp tekniğidir. Yani on yıllardır, savaş boyunca, inançla ilgili semboller, hem muhatabı karalamak için kullanıldı hem de güya devletin yürüttüğü 'terörle mücadeleyi' kutsal bir iş gibi tarif etmek için kullanıldı." 


 HABER MERKEZİ