Kürdistan’daki öz yönetimlere yönelik Türk devletinin saldırılarına karşı Kürt halkı, Türkiye, Kürdistan, Avrupa ve dünyanın farklı alanlarında sokaklara çıkarken, diplomasi boyutu da çok hayati bir durum arz ediyor. 

Kürt diplomatlar, BM, AB ve ABD gibi güçlerin katliamlar karşısındaki sessizliğine karşı uluslararası toplumu harekete geçirmek için yoğun bir çaba içinde. 

Biz de diyasporda yürütülen diplomasi çalışmaları hakkında Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) temsilcilerinden Adem Uzun ile konuştuk. 

Kürt diplomasisini tarihsel anlamda ikiye ayıran Uzun, şu an yürüttükleri diplomasiyi ‘İnşaa ve aktif’ diplomasi olarak tanımladı. Uzun konjektürel durumu şu şekilde tanımlıyor:  “Kürtlere ilişkin eskiden var olan kriminalize etme, dışlama ve kullanma siyaseti, şimdi geri planda. Daha çok Kürtlerle ilişki ve ittifak arayışları var. Kürt diplomasisi bunları değerlendirmeye çalışıyor.” 


Öncelikle bize Kürt diplomasisinin durduğu yeri biraz anlatabilir misiniz? Ne çeşit bir diplomasi yürütülüyor. Bir de sık sık bahsedilen halk diplomasisi nedir?

Son yıllardaki diplomasi ile durumu ele alırsak, şöyle bir gerçeklik var; diplomaside devletler kendi aralarında çıkarlar temelinde ilişkiler kurar ve bunları geliştirirler. Bir de halklar, sivil toplumların, çelişkiler temelinde yürüyen diplamasi faaliyetleri var. Yani devletlerin kendi aralarındaki ilişki biçiminin yanı sıra, bir de sivil toplumun, sistem dışı güçlerin ve halkların kendi aralarında yaptıkları diplomasi var. 

Biz Kürtlerin devletler arası diplomaside çok fazla bir etkinliği yok. Uluslararası kurumlarda, partilerde ve bazı parlamentolarda etkinliğimiz var. Bizlerin üstünde durduğu ve önem verdiği diplamasi, halk diplomasisidir. Diğer halklarla ortak ilişkiler diplomasisidir. Bazı ortak çelişkiler üzerine yürüttüğümüz ittifaklar diplomasisi var. Bu ittifaklar, taktik ve stratejik olabilir. Taktik ittifaklar, dönemsel ittifaklar oluyor. İdeolojik olarak yakın olmadığın kesimler ile bazı çıkarlar temelinde yürüyen ittifaklar oluyor. 

Stratejik ittifaklar ise daha çok uzun vadeli ittifaklardır. Bunlar daha uzun süreli ittifaklar oluyor. Bir de ideolojik olarak yürütülen ittifaklar var. Bu ittifaklar mentalite olarak, demokratik değerler anlamında daha çok kendimize yakın hissettiğimiz çevrelerle oluyor. Şimdi bu çerçevede değerlendirdiğimizde Kürt diplomasisinin varmış olduğu aşama, mevcut durumda kamuoyu diplomasisi, halk diplomasisidri. Sivil toplum örgütleriyle olan diplomasi daha güçlü. Bu da toplumun neredeyse yüzde 90’nına tekabül etmektedir. Bu anlamda diplomatik olarak Kürtlerin daha fazla güçlendiğini söyleyebiliriz.


Geçmişle bir kıyaslama yaptığınızda, Kürt diplomasinin geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden Kürtlerin kendi varlıklarını kabul ettirme mücadelesi vardı. Onun için örgütlenme, ilişki geliştirme ve diplomasi geliştirme mücadelesiydi. Bu biraz mağduriyet üzerine yürüyor, biraz kendini tanıtma ve karşı tarafı teşhir üzerinden yürüyordu. Biz bu tarza negatif diplomasi diyoruz. Mağduriyet diplomasisiydi. Çünkü varlığını kabul ettirme diplomasisiydi. Kürt uzun yıllar bunu yaptı. Şimdi Kürtlerin varlığı kabul görüyor. Şimdi Kürt diplomasisi yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, özgürlüğünü elde etme aşamasıdır. 

Biz buna inşaa dönemi ya da pozitif diplomasi diyoruz. Kürtler artık sadece mağdur değil aynı zamanda aktördür. Yani faktörlükten, aktörlüğe uzanan bir diplamasi var. Bu durum daha çok proje temelinde öncülük yapmak isteyen bir ilişki ağı. Bu daha çok ortak çelişkiler üzerine ve ortak yaptırımlar kurma üzerine yapılan ilişkilerdir. Devletlerle olan ilişkilerde yine bu aktör olmanın verdiği güç ile ilişki geliştirme durumu oluyor. Şimdi bu duruma iki tane örnek verebiliriz; sivil toplum örgütleri kurulan uzun vadeli ilişkilerde ortak bazı çelişkiler var. Bunlar; kadın özgürlüğü, ekoloji, insan hakları, barajlar sorunu, nüfus artışı gibi bir çok noktada ortak çelişkiler üzerinden yürüyen bir ilişki ve diplomasidir. 

Devletle olan ilişki ve diplomasi ise; Kürtlerin statü sahibi olmaları için yapılan toplantılar, konferanslar ve ortak platformlar çerçevesinde oluyor. Böyle değerlendirdiğimizde, Kürtlerin statüsünü elde etme ve ortak çelişkilerde evrensel demokrasiyi örgütleme konusunda geliştirilen diplomasi oluyor. Kürt diplomasisinin gelmiş olduğu aşama; özgürlüğünü elde etme, ortak çelişkiler temelinde ilişki geliştirme ve statüsünü elde etmek için devletler ile olan ilişki platformlarını yaratma temelinde oluyor.

Yeni dönem diplomasisi olarak ele aldığımız bu dönemde Kürtler çok avantajlı. Ortadoğu’daki gelişmelerden kaynaklı hem objektif hem de subjektif koşullardan dolayı avantajlı durumda. Kürtler şimdi bir yıldız gibi parlıyor. Çünkü proje sunuyorlar. Bundan kaynaklı Kürtler ile ilişki geliştirmek isteyen çok fazla çevre var. Kürtlere ilişkin eskiden var olan kriminalize etme, dışlama ve kullanma siyaseti şimdi geri planda. Daha çok Kürtlerle ilişki ve ittifak arayışları var. Kürt diplomasisi bunları değerlendirmeye çalışıyor. 


Şu an yüttüğünüz diplomasiyi  ‘İnşaa diplomasi’ olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz?

Kürtler statü elde etmek istiyor. Diğer halklarla ortak yaşam temelinde statü elde etmek istiyorlar. Bunun için de ciddi bir destek bulmaları gerekiyor. Bu statü için, mücadele verme, DAİŞ gibi bir güce karşı savaşmak, Türk devletinin katliamlarına karşı direniş sergileme, seçimlerde parlementoda temsil sahibi olma, yerel yönetimlerde güçlü bir yer edinme gibi mücadele alanları var. Bu konuda da uluslarası kamuoyunda bir destek ve sempati var. Devletler bazında, statü etme durumu gündeme gelince de devletler arası çıkarlar söz konusu oluyor. Özellikle de Türkiye söz konusu olduğunda biraz ketum ve ertelemeci davranıyorlar. Türk devletini daha fazla dikkate alan bir pozisyona giriyorlar. Fakat şunu söyleyebilirim; Erdoğan’ın ve AKP’nin yürüttüğü politika, ahlaka sığmadığı için, uluslarası demokrasi normlarına sığmadığı için, uluslarası evrensel insan haklarına sığmadığı için ve projesi diğer kesimleri eritme ve tasvfiye üzerine kurulu olduğu için tepki toplamış durumda. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim; tüm bunlardan kaynaklı devletler bazında statüsünü elde etme noktasında olumlu bir yaklaşım söz konusu. 

Tabii burada iş bize düşüyor. Bizler burada daha fazla çalışmalıyız. Daha fazla derinleşmemiz ve daha fazla etkinlik gerçekleştirmemiz gerekiyor. 

Yani şu an için Kürtlerin statü talebi kamuoyunda daha fazla devletler bazında ise biraz daha ilgi var ama ilgili bir yaklaşım söz konusu. 

Buna parelel olarak inşaa diplomasisinin diğer bir ayağı ise ortak çelişkiler. Bu konuda Kürtler öncülük ediyor. Demokratik Konfederalizm tezi ile Dünya Sosyal Forumu’nda, Topraksız Halklar Forumu’nda, sivil toplum, üniversite, entellektüeller, sendikalar, öğrenciler ve kamuoyunda Kürtler, daha fazla kabul görüyor ve anlaşılmak isteniyor. Bu bahsettiğim sahalarda Kürtlerin projeleri daha fazla ilgi görüyor. 


Bu noktada Kürt diplomasisini Kobanê öncesi ve sonrası diye ikiye ayırabilir miyiz?

Sadece Kobanê değil öncesi de var. Arap Baharı’nın başlaması ile beraber Kürt Özgürlük Hareketi’nin tutunmuş olduğu tutum ve sunmuş olduğu proje ekseninde, Rojava’da bir siyaset yürütüldü. Daha sonra Şengal’de Êzîdîlerin ve Hristiyanların kurtarılması, Kerkük’teki mücadele, Rojava’da kantonların özgürleştirilmesi. Serekaniye direnişi, Kobanê direnişi ve zaferi. Son olarak Suriye Demokratik Güçleri’nin kurulması ve Suriye’nin demokratikleşmesi için gösterilen çabalarla Kürtlerin diplomaside önü açıldı. Çünkü insanlar, Kürtlerin projelerinin bir ütopya olmadığını, bunun pratikleşebileceğini gördü. Direnişi de güçlendirebileceklerini gördüklerinden sempati daha fazla arttı. Bu dönemde Rojava eksenli Kürt diplomasisinin önü daha fazla açıldı. 


Kuzey Kürdistan’da AKP hükümetinin yürüttüğü savaş politikasına karşın Kürt diplomasisi buna cevap olabiliyor mu?

Kuşkusuz Kürt diplomasisi, Kuzey Kürdistan’daki öz yönetimlerin, katledilen çocukların ve kadınların sesi olabiliyor demek daha erkendir. Çünkü devletler gerçekten Türkiye’nin bu saldırılarına göz yumuyorlar. Bu saldırılara sessiz kalarak onay veriyorlar. Basın yavaş yavaş olanları işliyor. Bizler bu noktada basına, kamuoyuna ve heyetlere ağırlık verdik. Şimdi yavaş yavaş uluslarası kurumlarda kararlar aldırmak için çaba sarf ediyoruz. Mesela AB açıklama yaptı, Avrupa Parlamentosu acil gündemle toplandı, Portekiz Parlamentosu’nda Silopi’de katledilen 3 kadın devrimci için saygı duruşu yapıldı. Bir hareketlenme var. Fakat oradaki direnişe ve orada katledilen insanların durumuna tam anlamıyla cevap olunabiliyor mu derseniz? Tabi ki hayır. Bu tür çalışmalarımız var fakat hem devletlerin blokajları hem de Türkiye ile yapılan uluslararası anlaşmalar buna engel. Hızlı kararlar alma noktasında ciddi bir eksiklik yaşıyor. 


Diyasporada milyonlarca Kürt yaşıyor. Yüzlerce kurumu olmasına rağmen diplomasiyi merkezden yürütmeyi esas alıyorlar. Fakat sizin anlattıklarınıza göre asıl diplomasinin yerelden genele doğru olması gerekmiyor mu?

Bizlerin yeni dönem inşaa diplomasinin üzerine oturduğu perspektif; yerel diplomasi, yani halk diplomasisidir. Yerelden örgütlenmedir. Şöyle bir örnek vereyim; ben Brüksel’deyim. Burada AP’de, Belçika Parlamentosu’nda bir milletvekili, bir parti, bir gazete ya da bir aktivist ile ilişkiye geçmem ile kendi köyünde ya da şehrinde bir Kürt’ün bu insanlar ile ilişkiye geçmesi başka bir şeydir. Çünkü orada Kürtler aynı zamanda oy potansiyelidir. Dolayısıyla  kuracakları ilişki daha farklı olur ve etkisi daha fazla olur. Buralarda kurulan ilişkiler aynı zamanda sosyal ilişkilerdir. Onun için yerel diplomasi merkezi diplomasiden çok daha fazla etkilidir. Yerellerde binlerce insana ve sivil topluma imkanı vardır. Bu durum aynı zamanda devletin propangandalarının boşa çıkarılacağı alanlardır. Fakat bu ilişkilenme merkez ile ortaklaşarak yapılmalıdır. Avrupa’da okumuş, Avrupa’daki emekçiler ve belli düzeyde çevre edinmiş insanlar bu ilişkilerini acil bir şekilde devreye sokarak Türk devletinin yaptıklarını teşhir etmeli.


Yerellerde farklı sivil toplum örgütleri ve ve partilerden şu şekilde bir eleştiri var: ‘İçerisinde bulunduğu toplumun sorunlarından uzaklaşmış durumdalar. Sadece Kürdistani meselelerde hasssasiyet gösteriliyor.’ Bu eleştirilere ne diyeceksiniz?

Bunu iki boyutlu ele almak lazım. Kürtler çok büyük bir katliam ile karşı karşıya. Bunun vermiş olduğu bir aciliyet var. Eleştiriler doğru. Fakat bu nedenlerden dolayı gündemlerinin birinci sırasına bunu koyuyorlar. Fakat bizim genel diplomasi perspektifimiz diğer halklar ile buradaki sorunlara karşı ortaklaşmaktır. Kürtler bu eleştirlerin önünü alabilmesi için, birlikte yaşadığı halkların sorunlarına duyarlı olmak zorundalar. Onların yapacakları yürüyüşlere, etkinliklere aktif bir katılım sağlamaları gerekiyor. 

Sadece onların gelip kendileri ile dayanışma içerisinde olmalarını beklememeleri gerekiyor. Kürtler direk onlarla temasa geçerek dayanışma içerisinde olmalı. Sorunları kendi sorunları olarak kabul etmemeliler. Karşılıklı bir ortaklaşmayı saplamaları gerekiyor. Bu konuda bazı eksiklerimiz var. Bunların nedeni, yukarıda bahsettiğimiz meseleler. Birde Kürtler dayanışma ve ortaklaşma konusunda biraz daha tecrübe sahibi olması ve derinleşmesi gerekiyor. Bu konuda bir eksiklik olduğunuben kabul ediyorum. Bunu aşmak için bir çalışma içerisine kesinlikle girmek gerekiyor. 

Bizlerin perspektifi evrensel demokrasidir. Evrensel demokrasi sadece bizim talebimiz değil. Bu temelde ortaklaşabiliriz. Bizlerin halk meclisleri var her bölgede. Halk meclislerinin dış ilişkiler komisyonu var. Daha fazla koordine olmalı. Basında ve kamuoyunda yanlış bir algı olduğunda kendiliğinden reaksiyon göstermeliler. Direk iletişime geçerek bu tür yanlışlar düzeltilmeli.  


REHA SARI / HABER MERKEZİ