
Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi 1998’lere gelindiğinde büyük bir ivme kazanmış ve onun öncüsü PKK, Kürdistan’ın dört parçasında ciddi maddi kazanımlara sahip bir hareket olarak Ortadoğu ve dünya dengeleri içerisinde yerini almıştır.
20 yıllık yoğun bir savaş ve serhildan sürecinin ardından PKK hareketi çok ciddi maddi kazanımlar elde etmiş, Kürt sorununun çozümü için ciddi fırsatlar yakalamıştır. Tüm bu kazanımlarını kalıcılaştırıp kurumsallaştırmak, Kürt sorununun çözümü ve yeni müzakere süreçlerinin özelde Türkiye devleti ve diğer parçalardaki sömürgeci güçlerle geliştirilmesi için bizzat PKK önderliği tarafından çözüm arayışları başlatılmıştır.
Türkiye devletinin ABD ve diğer müttefiklerinin de desteğiyle 1992 yılından başlayarak PKK hareketini kuşatma, Orgeneral Atilla Ateş’in Suriye’ye savaş deklarasyonu ile startı verilen Uluslararası Komplo, Suriye devletinin PKK hareketinin lideri Öcalan’ı Suriye’yi terk etmeye zorlaması ile başlamıştır. Sonrasında 5 ay CIA, MOSSAD ve MİT ortaklığında yürütülen ve 9 Ekim Komplosu olarak adlandırılan, 15 Şubat’ta PKK hareketi önderliğinin İmralı Adası‘na götürülerek sömürgeci mahkemelerce ömür boyu müebbet hapse mahkum edilmesinden bugünlere kadar devam eden yeni bir süreç...
Bu yazının amacı komplonun neden ve sonuçlarından ziyade 9 Ekim 1998’den günümüze PKK hareketi etrafında şekillenen Kürt dış diplomasisini irdelemek olacaktır.
Çağ diplomasi ihtiyacını arttırdı
Diplomasi, hiç kuskusuz dil, din, ırk gelenek ve görenek yönünden birbirinden çok farklı topluluklar arasında ilişki kurmaya yarayan araçların başında gelmektedir. Özellikle içinde yaşadığımız nükleer/internet çağında diplomasi kurumunun taşıdığı önem büyük ölçüde artmıştır. Birbirinden uzak coğrafyalarda beliren bir kıvılcımın bir anda tüm dünyayı sarabileceği bu dönemde, insanlar gözlerini umutla diplomasi yönetimine çevirmiştir.
Dünyadaki milyonlarca insanın yazgısı barış, ilerleme ve güvenlik temalı devletler arasında diplomatik yollarla gerçekleştirilen görüş alışverişine, bunun sonucunda ortaya çıkan siyasal, ekonomik ve askeri alanlardaki ilişkilere bağlıdır. Dünya ulusları arasındaki bağımlılığın arttığı oranda, diplomasinin de devletler arası ilişkileri düzenlemedeki payı artmaktadır. İşte bu nedenle, devletler arası ilişkileri yürütmede ve uluslararası uyuşmazlıkları çözmede uygulanacak diplomasi yönetiminin türü ve bu yönetimi yürütecek kişilerin nitelikleri önemlidir.
19. yüzyılda diplomatik güç ve onur kazanımının başlıca yolu savaş kazanmaktı. Ancak bugün savaştaki güç, yerini büyük ölçüde barıştaki güce bırakmıştır. Barıştaki gücü ise devletlerin ekonomik, teknolojik ve diplomatik alanlardaki gücü olusturmaktadır. Bugün artık dış politikasını öncelikle askeri güce dayandıran ve saldırgan bir politika izleyen devletlere ve güçlere uluslararası ilişkilerde güven duyulmamaktadır. Bu durumda gelecekteki devletler arası ilişkilerin büyük ölçüde diplomasiye ve diplomatik yeteneklere dayanacağı ve bundan dolayı bu öğelerin önem kazanacağı öngörülebilir.
‘Demokratik Ulus Diplomasisi’
Yukarıda çerçevesini çizmeye çalıştığımız diplomasi yönetimine ilişkin genel belirlemeler, sadece kurulu devletler için değil devletsel işleyiş ve imkanlara sahip tüm güçler için geçerlidir. PKK Hareketi lideri Öcalan’ın ‘Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü’ kitabında Demokratik Ulus Diplomasisi olarak tanımladığı diplomasi faaliyetinin aslında özetidir. Öcalan ulus devlet diplomasisinin kapitalist sistemin ekonomik çıkarlarının korunması için organize edilen bir faaliyet olduğunu belirtip bu faaliyeti halklar arası çelişkileri derinleştirmekte araç olarak kullanılmasının eleştirisini yapar, Kürtlerin kendi Demokratik Ulus diplomasilerini oluşturmalarının önemini belirtir.
15 Şubat’ta diplomasi sorunu vardı
Kürtlerin diplomasi yönetimindeki yetersizlikleri ve acemilikleri, 15 Şubat 1999 sabahı kendini çok acı bir şekilde göstermiştir. Yetim kalmış çocuk misali ne yapacağımızı şaşırmış, her yerde bir çare aramaya başlamıştık. Karikatürize edilmiş bu söylem, aslında o gün herkesin yaşadığı ruh haliydi. Bir travmaydı yaşanan. 15 Şubat ile sonuçlanan Uluslararası Komplo’nun gerçekleşmesinin önemli nedenlerinden biri, Kürt diplomasisinin kendini dayandırdığı tüm ilişkilerin/ittifakların sonradan sahte dostluklar olduğunun ortaya çıkmasıdır. O günden bugüne dış diplomasi olarak adlandıracağımız faaliyetin pek ilerleme kat etiğini söyleyemeyeceğiz.
Haklı ve meşru bir davanın öncüsü olan PKK hareketinin kriminalize edilip terörist örgütler listesine dahil edilmesi kabul edilemez ve bu durum sadece konjonktürel/reel politik argümanlarla da gerekçelendirilemez. PKK hareketinin yasa dışı konumu, eylemlerinden veya yapısından değil, diplomasi kurumunun kendisini dış dünyaya doğru anlatamayışından kaynaklanıyor. PKK hareketinin şekillendirdiği siyasal Kürt kurumlarının savaş dönemlerinde yaşanan şiddet merkezli siyasetten kaynaklı olarak bu durumu aşamaması anlaşılabilir. Fakat bugün itibariyle aynı yetmezliklerin halen devam etmesi kabul edilebilir bir durum değil.
30 yıllık diplomasi yaratıcılıktan uzak
Günümüz itibariyle Kürdistan’da baş döndürücü hızda gelişmeler yaşanıyor. Dünya şu anda Kürdistan’a odaklanmış durumda. Kürt siyasi hareketlerinin yürüttüğü diplomasi, bu gelişmelerin çok gerisinde, yetersizdir; cevap olamamaktadır. 30 yıllık diplomasi çalışması kendisini tüketen, ideolojik kalıpların dışına çıkamayan, taktik yaratıcılıktan ve diplomasi üslubundan uzak bir durumu arz ediyor.
Oysa ki diplomasi denilen çalışma, ilişkilenmede sınır tanımayan, ilişki geliştirerek ana kaynağa güç aktaran bir faaliyettir. Çok ilginçtir ki, bu faaliyette çoğu zaman sağlam ve köklü bağlar, bireysel ilişkiler üzerinden oluşturuluyor.
PKK tarihinde Önderliğinin izlediği diplomatik yol da bu olmuştur. Değişik ideoloji, fikir, din, milliyete sahip çok sayıda insanla ilişkilenerek dostluklar geliştirmiş ve parti hareketini böylece yürütmüştür.
Çok kısıtlı imkanlarla ve çoğu zaman dostluk ilişkilerine dayanarak diplomatik varlığını sürdüren PKK, bugün artık uluslararası çapta dikkate alınan bir hareket olmuştur. Dolayısıyla diplomasi hacmi ve ihtiyacı da büyümüştür. Öyle ki bunun sadece basit kadro değişimi ve mevzilenmesiyle kotarılacak bir iş değil, stratejik düzeyde önem arz eden bir durum olduğunu belirtmek gerek. Bu anlamda legal siyasetin sahip olduğu olanaklar kullanılarak yeni bir dış diplomasi politikası oluşturulmalı ve diplomasi yapısı buna uygun bir biçimde mevzilendirilmelidir.
Dış diplomasi faaliyeti, tek başlıktan oluşan bir faaliyet değildir. Politik, askeri, kültürel, ekonomik, eğitim ve sosyal ayakları bulunan bir faaliyet biçimidir. Buna göre her ülkede hangi başlığın öne çıkarılabileceği, ülkelerin sosyal ve siyasal yapılarına uygun tespitlerle belirlenip şekillendirilmeli, uygun iletişim araçlarıyla yürütülebilmelidir.
Artık kurumsallaşmalı
40 yıllık mücadelenin birikim ve tecrübesinin artık kurumsallaşması bir mecburiyettir. Büyük bir emek ve fedakarlıkla PKK ve mücadelesine sahip çıkan yurtsever kitlenin yürüttüğü halk diplomasisi, daha etkin sonuçlar almaktadır.
Dışa dönük olması gereken tüm eylemsellikler, maalesef halen içe dönük bir propaganda aracı olmanın ötesine gidememektedir.
Diplomasi çalışması, ideolojik kalıpları aşıp kendisini daha özgün ve etkin bir sekilde örgütlemelidir. Dış ilişki çalışmalarının hep komünal bir çerçevede olması şartından vazgeçilip bireysel anlamda her bir Kürt bireyinin yaşadıkları ülkelerde siyasal parti, dernek, kurumlarda örgütlenmeleri teşvik edilip desteklenmelidir. Bazen tek bir birey, örgütlü bir kurumdan çok daha etkili ilişki ve imkanları yaratabilmektedir.
Artık Kobanê öncesi ve sonrası olarak değerlendirilen bu yeni süreç, Kürt hareketine çok daha yeni fırsat ve imkanlar sunmaktadır. Ortadoğu’da politik dengeler değişmiş, 1. Dünya Savaşı sonrasi Kürdistan coğrafyasında şekillenen ulus devlet sınırlarının sorgulandığı, Kürtlerin artık Batı ülkeleri tarafından partner/müttefik olarak kabul edildiği bu yeni dönemin yüksek politik getirileri olacaktır. Tüm bu kazanımlar, Kürtler ve aynı coğrafyada yaşadikları diğer halkların temsil ettiği yeni bir dünya idealinin yaşam bulması açısından geri dönüşü olmayan büyük fırsatlar sunmaktadır.
Dönem imkanlarını kullanmak için etkili diplomasiye ihtiyaç var
Bu dönemin sunduğu imkan/fırsatların kullanılması ise doğru bir diplomasi/lobi yönetimi ile mümkün olmaktadır. Rojava Kürdistanı’nda kurulmak istenen politik yapı, dış dünyaya doğru ve anlaşılır bir iletişim stratejisi ile aktarılmalıdır. Kobanê’deki destansı direniş, dışarda kalıcı bir etki bırakmalıdır. Çünkü Kobanê, bir Kürt hikayesi değil tüm insanlığın hikayesidir.
Genetik kodlarını PKK hareketinden alan Rojava Devrimi’nin siyasal öncü yapısı, günümüz Batı dünyasının ortak değerleri olan eşitlik, kardeşlik ve özgürlük temalarının Ortadoğu’yu kasıp kavuran gericiliğe karşı savunucusu pozisyonundadır. Tüm insanlık adına Kobanê’de, Şengal’de savaşan, direnen PKK iken halen PKK’nin pratik anlamda yaşadığı sıkıntılar, anlaşılır değildir. Bu durumun iletişim araçlarının doğru ve etkili kullanımı ile aşılması mümkündür.
Tabii Kürtlerin önündeki en büyük handikap ulusal birliği gerçekleştirememektir. Askeri anlamda Şengal ve Kobanê direnişleriyle ortak savunma reflekslerinin geliştiği söylenebilir, fakat bunun kalıcı bir mekanizmaya dönüşeceğini iddia etmek için çok erken. Son iki yılda aslında ciddi bir ilerleme sağlanan Ulusal Kongre hazırlık çalışmaları, belli bir aşamaya ulaşsa da PKK ve KDP çizgisi arasındaki derin ideolojik farklılıklar özellikle de Türkiye ve diğer sömürgeci devletlerin bu hususta KDP üzerindeki baskıları, Kongre’nin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair hiçbir verinin oluşmamasına neden oluyor.
PKK yasağının kaldırılması talebi temel diplomatik çalışmalı olmalı
Dolayısıyla PKK hareketi üzerindeki baskı ve ‘terörist’ damgası, artık o listenin imzacılarını da gülünç bir pozisyona düşürmüştür. PKK’nin bu listeden çıkarılması için yürütülen hukuki mücadele güncellenip kamuoyu ile paylaşılmalı ve Kürt diplomasisinin birincil gündemi bu olmalıdır.
PKK’nin bu listeden yakın zamanda çıkarılacağını düşünmek ise elbette saflık olur. Unutmayalım ki KDP ve YNK, ABDnin terörist örgütler listesinden 2014 sonunda ancak çıkarıldılar. Fakat bugünün değişen koşullarında konjonktürel durum PKK lehine işlerken bu durumun aşılması çok daha ehemmiyet arz ediyor. PKK’nin bu listeden çıkarılmasını talep eden Avrupalı siyasetçileri/partileri bir araya getirip buradan doğacak inisiyatifin politik yelpazesini genişleterek örgütlemek, bir yöntem olarak değerlendirilebilir.
Dünyanın belki de en hareketli politik kitlesi Kürtler olmasına rağmen eylemsellikleri artık yaratıcılıktan uzak ve tekrarın ötesine gidememektedir. Kürt diplomasisinin nüfuz ettiği Kürt diyasporası, eylem tarzı ve yönteminde kendini yenilemeli, dışa kapalı görüntüsünü mutlak suretle kırmalıdır. Bunun maddi ve manevi imkanları mevcuttur. Dışa dönük organize olan her eylemsellik içe dönük propagandanın ötesine gidememektedir. PKK etrafında vücut bulan yurtsever halk kitlesi, 40 yıllık mücadelesinin ihtiyacının olduğu her yerde kendi gücünü ortaya koymuştur. Eksik kalan, bu büyük enerjinin doğru diplomatik metot ve yöntemlerle çok daha büyük bir sinerjiye dönüşmesidir.
Dernekler üzerinden yetmiyor
Bundan dolayıdır ki, salt dernekler üzerinden yürütülen diplomatik faaliyetten artık vazgeçilmeli; diplomatik faaliyet, ihtisas sahibi kişi ve kurumlarca yapılmalıdır. PKK hareketinin öncülük ettiği Kürt yurseverliğinin yaratacağı sinerji doğru kanalize edilebilirse anlam ifade edecektir.
Kürtlerin örgütlü olduğu tüm Avrupa ülkelerinde yürüttükleri diplomasi faaliyeti ve yöntemi reorganize edilip daha güçlü ve aktif bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için de zaman kaybetmeden bir konferans/çalıştay düzenlenebilir.
HÜSEYİN SALİH DURMUŞ / Fransa Sosyalist Partisi üyesi