
Dimdik, kararlı duruşu ve isyankar bakışlarıyla dünyaya meydan okuyor Rojava kadınları. Ellerinde kleşleri 17, 18 yaşlarında gencecik fidanlar mevzilerde direnirken yaşlılıktan gözlerinin feri sönen analar ömrünün yarattığı bilgeli katık yaparak yeni yaşamı yaratmak için bedeninin el verdiğini aşan bir güçle çalışıyor. Özsavunma birliklerinde anneleriyle birlikte eğitim gören genç kızlar ve kızlarıyla omuz omuza savaşan analar… İşte Rojava direnişi…
Ancak Kürt halkı olarak tam da bu süreçte birliğe ve yekvücut olmaya ihtiyacımız var. Çünkü Rojava da bir halkın geleceğine saldırılıyor, Rojava’da gerçek ve özgür Kürtlüğe saldırılıyor ve kadının özgürlük mücadelesine saldırılıyor. Buna karşı dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında Rojava direnişiyle bütünlük içersinde bir varoluşa ihtiyaç var. Aradığımız ve ihtiyacımız olan birlik hissetmekten ve bu hissettiklerini pratikleştirmekten geçiyor. Ancak bu “Diren Rojava” sloganı adı altında olmaz. Özellikle Kuzey Kürdistan’ın birçok bölgesinde bu slogan adı altında yürüyüşler düzenleniyor.
Rojava zaten direniyor, direnmesi ve direnişe daha fazla katılması gereken diğer parçadakiler ve bu sloganı yazanlardır. Bu slogan bile bizlerin bütünlük ve birlikteliği yanlış anladığımızın kanıtıdır. Sanki Rojava bizlerin çok uzağında bir yerde ve bu savaş bizim çok dışımızda. Yalnızca destekçi gibi yürüyüp slogan atmak süreci karşılayan bir duruş değildir. Bizler Rojava’nın destekçileri değil orda aktörleri olmalıyız. Yoksa bu savaş hepimizin yüreklerini yakmıyor mu? Yoksa her gün katledilen insanlar sınırın üst tarafındakilerin canları değil mi? Yoksa yaratılan suni sınırlar beynimizi de mi sardı? Tel örgüler vicdanlarımızı esir mi aldı? Hepimiz biliyoruz ki Rojava ve Kuzey parçaları aralarındaki bağları hiçbir zaman koparmadı ve egemen sistemlere inat sınırları takmadı. Rojava, Kürt Özgürlük Hareketi 12 Eylül faşist rejiminin saldırılarına uğradığı zaman hareketi sahiplendi ve binlerce gencini bu uğurda feda etti. Çünkü Rojava için hiçbir zaman Kuzey onun dışında bir yer olmadı.
El Kaide destekli El Nusra çeteleri halkın direniş ruhunu kırmak için insanlık dışı uygulamalar ve vahşetlerle dünyanın gözü önünde Rojava’ya saldırıyor. Türkiye sınırından silah ve cephane bu çetelere gönderiliyor ve yaralı çete üyeleri Urfa’da tedavi ediliyor. Çete üyeleri bu sınırdan geçip Rojava’ya saldırıyor. Buna karşı “Diren Rojava, kınıyoruz” sloganları atılıyor…
Neyi ve kimi kınıyoruz? Kimi kime şikayet ediyoruz ve neyi, nasıl protesto ediyoruz? Kınananlar ve protestolar kimin umurunda? Birlik ve beraberlik bu değildir. Birlik yeri gelince sınırlara dayanıp telleri yerinden söküp çetelerin üstlenme yerlerini deşifre etmek ve o mevzileri onların başına yıkmaktır. Yürümek tek başına yetmiyor, çünkü içinde bulunduğumuz koşullar ve karşı karşıya olduğumuz savaş gerçekliği pasif direnişle sonuç alacak durumda değildir. Buna karşı ancak Rojava ile yakın iletişimde ve eş zamanlı direnmek ve gerekeni yapma zamanıdır.
Rojava’da yıllardır uğruna paha biçilmez bedeller verdiğimiz alternatif sistemimiz yaşamsallaşıyor ve bu sürece slogan atarak katılmak tarihte asla özeleştirisini veremeyeceğimiz gediklere yol açacaktır. Rojava Kürt halkı için bir milattır ve vakit geç olmadan bu sürece katılmak zorundayız. Hayallerimizi gerçekleştirmek için tarihi bir fırsat var karşımızda. Buna ancak direnerek ve direniş içinde yer alarak cevap olabiliriz. Dışarıdan “Diren” diyerek değil. Yoksa tarih de, doğmamış çocuklar ve gelecek nesil de bizleri affetmeyecektir…